ZAMAN
Kerem Oğuz
Yağmurlu bir gündü. Eve döndüğümde apartman kapısını açarken yerde ıslanmış ve üzerine basılmış bir Zaman gazetesi gördüm. Artık okunacak durumda olmadığı için de daha çok ıslanıp lime lime olup ortalığı pisletmesin diye gazeteyi yerden alıp çöpe attım. Ortalama bir apartman sakini bu iş için ellerini kirletmez ve gazeteyi kapıcının fark etmesini beklerdi. Neyse ki ben sorumluluk sahibi birisiydim.
Ertesi sabah işe gitmek için evden çıktığımda apartmanın kapı koluna yeni bir Zaman gazetesi sıkıştırıldığını gördüm. Anlaşılan bir komşum bu gazeteye abone olmuştu. Sorun şu ki gazete, abone olan komşum işine gittikten sonra geliyor olmalıydı ve kapı koluna sıkışmış gazete gün içinde bir şekilde yere düşüyor ve okunamaz hale geliyordu. Ben de ortalama apartman sakini için fazla sorumluluk sahibi birisi olarak gazeteyi kapı kolundan aldım ve abone olduğunu düşündüğüm komşumun posta kutusuna koydum. O akşam eve geldiğimde gazete posta kutusunda yoktu. “Demek ki,” dedim kendime, “gazete kirlenmeden okuyucusuna ulaştı, ne mutlu bana.” Ne mutluydu gerçekten de bana, biraz inisiyatif ve biraz duyarlılık ile komşumun sorununu çözmüştüm. Üstelik bir teşekkür beklediğim de yoktu hani. Tek istediğim gazetenin kirlenmemesi ve okunmasıydı.
Ertesi gün işe giderken yine apartman kapısında bulduğum gazeteyi komşumun posta kutusuna koyerken gazeteye abone olduğunu düşündüğüm komşum ile karşılaştım.
- -Ne yapıyorsunuz Kerem Bey?
- -Gazetenizi posta kutunuz koyuyorum ki yere düşüp kirlenmesin...
Bunu az sonra bana edilecek olan teşekkür karşısında yaşayacağım utancı farkında bir tevazu ile söylemiştim. Komşumun bana bir kuru teşekkür edip de meseleyi geçiştireceğini umuyordum çünkü ne kadar içten teşekkür ederse o kadar utanacaktım ve böyle bir şey beni sıkardı. Bu inceliği yaptığıma çok pişman olurdum.
- -Benim o gazeteye abone olduğumu nereden çıkarttınız?
- -Gazete sizin değil mi efendim?
- -Mesele bu değil!
- -Gazete sizin değilse bir daha posta kutunuza koymam.
- -Bakın Kerem Bey mesele şu; 24 daireli apartmanda bu gazeteyi okusa okusa Ayetullah Bey okur deyip bir muhakeme yapmışsınız belli ki. Nereden bildiniz bunu, nasıl böyle bir sonuca vardınız?
- -Efendim ben sizin isminizi dahi şu anda öğrendim. Sadece basit bir tahmin, ne zararı var ki bunun?
- -Var efendim var! Çünkü ben sizin aklınızdan geçenler biliyorum. Apartmandaki tek türbanlı benim karım. Bir tek benim çocuklarım yazın Kuran kursuna gider. Sahurda bir tek benim dairemin ışıkları yanar. “Okusa okusa bu dinciler okuyordur bu gazeteyi,” demediniz mi?
- -Demedim...
- -Peki o zaman ne dediniz? Nereden bildiniz benim Zaman okuru olduğumu? Neye dayanarak bu kararı verdiniz?
- -Tahmin... Tahmin ettim işte. Neye dayanarak tahmin ettiğimin ne önemi var? Size bir kabalık etmiş, bir fenalık düşünmüş değilim ki? Tek istediğim gazetenizi okumanıza yardımcı olmaktı. Bu yaptığımın hiçbir önemi mi yok?
- -Belki de gazete öyle çarşaf gibi ortalıkta durmasın, her gelen geçen bu gazeteyi görmesin diye posta kutusunun içine sıkıştırıyordunuz, nereden bileyim ben?
- -İlahi Ayetullah Bey, hiç böyle bir halim mi var benim?
- -Ben sizin posta kutunuza Hürriyet bıraksam ne düşünürsünüz?
- -Ben Hürriyet okumam ki!
- -Ama sizde tam Hürriyet okuru tipi var.
- -Nasıl oluyormuş Hürriyet okuru?
- -29 Ekimde bayrak asıp onu iki hafta boyunca pencereden çekmezsiniz mesela!
- -Ben bayrak asmadım ki?
- -Tam da bunu yapacak tip var ama sizde!
- -Ayetullah Bey gazete sizin mi, değil mi?
- -Ben de bunu diyorum işte!
- -Neyi diyorsunuz?
- -Gazetenin kimin olduğunun bir önemi yok. Önemli olan sizin muhakeme ederken ki önyargılarınız! Bu beni hasta ediyor
- -Ne yapmamı istiyorsunuz?
- -Belki bir özür?
- -Ne için?
- -Benim ve ailemle ilgili, muhafazakâr kimliğim ile ilgili tüm önyargılarınız için!
- -Benim bu tip önyargılarım yok Ayetullah Bey!
- -Nasıl yok ulan, nasıl yok! Benim ismim Nusret ulan! Hikâye boyunca bana Ayetullah deyip durdun!
- -Adı gerçekten Ayetullah olan bir çocuk gördüm geçen gün. Ne yani hangi ismi kullanacağımı da size soracağım?
- -Sormayacaksın. Bana bu ismi vermen, benimle ilgili önyargıların teyididir!
- -Hiç alakası yok. Zaman gazetenizi...
- -Nereden biliyorsun gazetenin benim olduğunu?
- -Değil mi yani?
- -Bunun bir önemi yok diyorum, tam üçüncü kez!
- -Ben de diyecektim ki gazeteyi sizin posta kutusuna koyma motivasyonum ile hikâyedeki adınızı Ayetullah koyma motivasyonum arasında bir bağlantı kuramazsınız!
- -Neden kuramazmışım!
- -Birisini yapan benim gerçek, diğerini yapan sanatçı kişiliğim çünkü?
- -Yani?
- -Dramatik yapı denen bir şey var sonuçta! İstesem adınızın Nusret olduğunu da yazmazdım, öyle değil mi?
- -Biraz öyle evet...
- -Bu Ayetullah isminin sahte olduğunu yazdığım an, Nusret’i çok daha inandırıcı, çok daha gerçekçi bir karaktere dönüştürmüş oldu.
- (...)
- -Yani benim sayemde okuyucunun gözünde iyice ete kemiğe bürünmüş oldunuz. Hassasiyetiniz yüzlerce okuyucu tarafından öğrenilmiş oldu.
- (...)
- -Biraz mahçup musunuz?
- -Biraz... Ayrıca gazetemi bana ulaştırdığınız için de teşekkür ederim.
- -Aman canım, ricam ederim...