Vladislay Delay ve İstanbul ekseninde ilham perileri


Aylin Ünal

Borusan Müzik Evi’nin Kod Müzik işbirliğiyle gerçekleştirdiği performanslar sersi “Nova Muzak”, Aralık ayının ortasında Finli müzisyen Vladislav Delay ile devam etti. Luomo, Sistol, Ulusitalo ve Conoco isimleri altında da farklı müzikal çalışmalar yapan sanatçını asıl adı Sasu Ripatti. Kuzey Avrupa’nın genç, yetenekli en çok ilham veren müzisyenlerinden biri.


Ripatti nam-ı diğer Vladislav Delay, Borusan Müzik Evi’nde gösterdiği performansta Aki Karusmaki’nin I Hired A Contract Killer isimli filmine canlı alternatif müzik çalışması yaptı. Filmin seslerini tamamen ortadan kaldırıp, filme kendi müziğini giydirmek yerine zaten var olan seslerle uyum içinde olan bir yorumla esere katıldı. Sanatçı, performans boyunca zaman zaman filmin konuşmalarının ve ortam seslerinin üzerinde oynamalar yaptı. Sahnelere kendi müziğiyle eşlik etti. Sonuç, açılıştan kapanış jeneriğine kadar tamamen özgün bir çalışma olarak dinleyicilerin karşısına çıktı.

Müzik yapmayı yemek yapmaya benzeten Delay ile İstanbul’a geldiğinin ertesi günü, performansına birkaç saat kala kulisinde söyleşi yaptık.

“Biraz şundan, biraz bundan... İçinden ne geliyorsa, canının istediği gibi. Her gün mutfağa girer, kendime yemek yaparım. Müzik de aynı yemek gibi. Kendin için lezzetli bir hale getirebilme işi.”

Vladislav Delay için müzik, kendisini anlatmanın en öncelikli yolu. Bu yüzden denemelere açık olması önem taşıyor. Kişi nasıl kendi yolculuğu içinde, farklı yerlere varabiliyorsa, müziğinin de kendisine eşlik etmesine izin verebilmeli.

“Müziğimin elektronik müzik olarak adlandırılmasını çok da sevmiyorum aslında. Türlerin çok büyük hayranı değilim. Açık olmaya çalışıyorum. İlhamın gelmesini ve sonradan da istediğim yöne doğru bu ilhamı yönlendirebilmek istiyorum. Benim için farklı şeyler denemek, hep aynı yerde çalışmaktan çok daha önemli. Belki fazla bencilce ama ne yapmak istediğimi biliyorum, hissediyorum ve sadece onu yapıyorum. Başka insanların ne düşüneceği beni pek de ilgilendirmiyor.”

Peki ya doğup büyüdüğünüz yere ilişkin kökler... Kendinizi Kuzey Avrupalı bir müzisyen olarak tanımlar mısınız?’
Bu soruyla çok sık karşılaşıyorum. Yaşadığım yer Finlandiya. Hayatımın büyük bir bölümünü de burada geçiriyorum. Ancak ben yaşadığım yerin, müziğim üzerinde çok da büyük bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Eğer herhangi bir başka yerde de yaşıyor olsaydım, yapacağım müzik, şu ankinden farklı olmazdı. Müziğimin Avrupa müziği olduğunu düşünmüyorum. Bu, Vladislav Delay müziği. Bence benim ilhamımın Finlandiya’dan daha çok, örneğin çağdaş İstanbul’dan geliyor.

Bir söyleşinizde seyahatlerinizden çokça etkilendiğinizi söylemiştiniz. Sizin için ne yönde etkili oluyor?
Annemin işi nedeniyle çok küçük yaşlarımdan itibaren seyahat etmeye başladım. Müzikal alandan çok bu geziler benim kişisel hayatımda değişimlere yol açtı. Çok erken zamanlarımda yaptığım Jamaika gezisi beni epey heyecanlandırmıştı. Bambaşka hayatlarla karşılaşmama neden olmuştu. Faklı insanlarla tanışmak, bambaşka pencerelerin önümde açılmasını sağlıyor. Ancak, doğrudan müziğim üzerinde etkisi olduğunu söyleyemem.


Berlin’de sekiz sene kaldınız. Bu süreç, hayatınıza neler getirdi?
Açıkçası orada evimi özlediğimi fark ettim. Evim beni belki yaratıcılık alanında çok da etkilemedi. Ama kendimi daha rahat ve güvenli hissetmeme yardımcı oluyor. Orada kendimle daha fazla ilişki içinde olabiliyorum.

İstanbul’a beşinci gelişiniz. Bu kentle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Gerçekten de çok fazla değişen bir şehir. Her ne kadar değişen dinamiklerin paralelinde kapitalizmin varlığı şiddetli olarak hissediliyor olsa da, İstanbul’a ilişkin çok iyi duygular içindeyim. Güçlü bir şehir olduğunu düşünüyorum. Hareket hızı Avrupa’dan çok daha fazla yüksek. Bu etkileyici bir şey.

Kimi zamanlar deli bir hal alabiliyor…
Eminim ama, delilik de güzeldir zaten.

Vladislav Delay Quatet isimli bir çalışmanız var. Bu çalışma ile caza olan bağlılığınızın izlerini sürebilir miyiz?
Quartet’teki müzisyenlerin hepsi, caz müzisyenleri. Caz enstrümanları çalınıyor. Ama ondan farklı bir şey. Ötesinde bir yerde konumlanıyor aslında. Ben caza artık inanmıyorum. Köklerim hâlâ orada ama varmak istediğim yer orası değil şu an. Doğaçlama müzik yapmayı, başka insanlarla birlikte çalışmayı seviyorum.

Peki bu topraklardan müzisyenlerle çalışmak ister miydiniz?
Elbette ki. Bence Berlinli ya da Amerikalı müzisyenlerle çalışmaktan çok daha fazla keyifli olurdu.

Son olarak, kahramanınız kim diye sorsam?
Miles Davis. Kişi olarak kendisini çok da sevmem aslında. Bence fazlasıyla bencil bir insandı. Ama ne isterse onu yapıyordu. Ünlü olması bile umrunda değildi. Bob Dylan ve Frank Zappa da aynı şekilde. Bu insanlar çok güçlü kimselerdi. Onların kişisel geçmişlerine de saygı duyuyorum çünkü sadece ne yapmak istiyorlarsa onu yaptılar. aylinaylin_1@hotmail.com