Her koyun kendi bacağından ya da ama yine de öyle olmuyor işte.
Mehmet Sinan
Özgürmüş gibi yapamazsın.
Stanislav Jerzy Le
“Son otuz yılda dünyada aslında ne oldu?” sorusunun tek cümlelik yanıtını sorsalardı, ben şöyle derdim: Sahibi olduğu dijital teknolojilerin hızla büyüyen olanaklarıyla dünyayı küreselleştiren ve dönüştüren kapitalizmin neoliberal versiyonu geri dönülmez bir biçimde ve küresel çapta çarşafa dolandı ve kaosa tosladı, uzatmaları oynuyor.Ayının bildiği kırk hikâye varmış, hepsi armut üstüneymiş gibi oldu.
Soruda da, yanıtta da sorunlar galiba var ama şöyle de diyebilirdim: Baylar bayanlar, bu otuz yılda, post birtakım şeyler oldu ve artık başka bir çağda yaşadığımız kesinleşti. İlginç olan, bu otuz yıl, dünyaya gelen bir bebeğin kendi bebeğini yapması için gerekli süre olarak, yeni bir kuşak süresine de uygun aynı zamanda.
Aslında bence olan şu. Aşırı üretim ve borçlandırma istilasıyla, tüketime bağımlı hale gelmiş / getirilmiş, metropollere yığılan, aynılaşarak genişleyen, kendinden önceki kuşakları da emen, dünya ölçeğinde tek bir kuşak var artık; ben kuşağı, ya da küresel bir orta sınıf.
Dünya orta sınıfı, yeryüzündeki insanların sizce yüzde kaçı? Ve bu nüfus kaç milyar tane bireyden oluşuyor? Sokaktaki, süpermarket kuyruğundaki insanlara filan bakın. Elinize bir ayna alın ve kendinize bakın. Gördüğünüz birey, beklenti ve kaygılarıyla hangi yaşayan kuşağa ait sizce? Ne muazzam bir kitle-kuşağız değil mi?
İnsana özgü olan değerlerin, aşkın ve ilişkilerin ve geriye kalan her şeyin metalaştığı ve fiyatlandırıldığı bu amorf kitle içinde, bireyin kendi özgünlüğünü kurabileceği tek bir alan var artık; sadece ve yalnızca kendisi, kendi iç alanı. Yalnız ve kendisi. Kitle içinde numarası olan bir nesne, ama kendisi için bir numaralı insan. Yani mecburen ben kuşağı. Bu birey artık mutlak bir gerçeklik, zorunluluk. Aslında “olması gereken oluyor, olması gereken de olacak.”
Bu kuşağa geçmişten bakılırsa bir dizi “olumsuzluk” bir araya geliyor. Geçmiş statükocudur ya, say sayabilirsen. Ama malûm, artık babamızın dünyasında yaşamıyoruz. Gelecek açısından ise bir sürü “olumluluk” var. Büyük bir kısmı uydum sağlamaya çalışıyor bir kısmı da uyum. Tarih inişli çıkışlı bir değişimin hikâyesiyse onlarınki de aynı hikâye. Hatırlatsak iyi olur; artık tarihin çok hızlı değiştiği bir zamandayız. Önceki dönemin değerleri hızla silinirken, gelecek belirsizliğinin yıkım gücü artıyor. Ayak uyduramayan ayakta kalamaz. Çok Darwinci oldu ama öyle. Biliyorum, çünkü ben de aynı kuşağın bireyiyim ve son otuz içeriden yaşadım. Bu olumsuzluk ve olumluluklar zaten yeni gözlem ve saptamaların konusu olarak, sosyolojiden psikolojiye, ekonomiden politikaya geniş olarak tartışılıyor zaten. Ve daha çok tartışılacak çünkü bu kuşağın tarihi daha yeni başlıyor.
Aslında birey hep vardı ve bu çağ gereği yaşadığını sandığı şeyler tamamen yeni değil. Teknoloji uçtu, sırf bilgisayar, internet ve cep telefonu bile başlı başına birer fenomen olarak yaşamlarımızı temelden değiştirdi. Ki daha bu işin daha başlarındayız. Ama günümüz bireyi, bugün her zamankinden daha yalnız ve bunu kendisi de biliyor. Büyüyen belirsizlikler, toplumsal güvensizlik, güvencesizlik, ait olma ihtiyacını kötüye kullanan çağdışı adresler, küçülen devlet, zorlanan çekirdek aile, işsizlik gerçeği, hesapta bilgi çağını yaşadığımız söylenirken yaygınlaşan ve kurumsallaşan cehalet, hipnotize eden ekran sanallıklarına kaçış, kalitesizleşen eğitim, insafsız bir emek sömürüsü, doymak bilmez küresel ve yerel muktedirler, birkaç dolara ulaşamayan miyarlarca insan, gerçek açlık çeken gerçek insanlar, doğanın yıkımı gibi olağanlaşan vesaireler... Bu sınıf-kuşağı manipüle eden egemen “öteki sınıf” bildiğini okuyor. Her şey bitti, sistemin sahipleri şimdi de suya, yiyeceğe ve üzerinde yaşayanlarla birlikte yeniden toprağa oynamaya başladı. Ben kuşağı bireyinin işi hiç de kolay değil. Bu birey için için biliyor ki artık durum çok ciddi. Ve aslında biliyorum ki biliyor, yaşamak istediği yaşam bu değil, bu yaşam böyle sürdürülebilir değil. Bu sefer çok büyük bir arıza var. Artık başka bir tarihe başlamak zorundayız. İşleyişin sonuçlarını değil nedenlerini sorgulamak gerekiyor, değiştirmek gerekiyor. Yoksa bu gidişle tarih hakikaten bitecek. Bilen zehir gibi biliyor, durumlar gündelik politikalarla idare edilecek gibi değil.
Yine ucu bucağı olmayan bir konu seçmişiz. Yazının sonunun ilk paragrafla ilgisini kurabildim mi acaba? Bir saptama denemesi olarak “Ben kuşağı” tanımlaması çok mu abartılı mı oldu? Yoksa “son kuşak” mı demeliydim? İşsizler kuşağı diye bambaşka bir yazı da yazabilirdim. Veya metropol kuşağı? Aslında ben bu yazıyı sevemedim galiba, çok eksiği var.. Bu sefer daha kısa tutayım dedim, ortaya böyle eklektik, sentetik bir yazı çıktı işte. Keşke biraz daha zamanım olsaydı.
Ben o aynaya ciddi ciddi tekrar bakmaya gidiyorum. info@kargamecmua.org