YAYIN

Sokak Sanatı kitabı Şubat ayında Artes Yayınları’ndan çıktı. Şinasi Güneş’in hazırladığı yayın, Sokak Sanatı üzerine derinlikli çalışmaların yapılabilmesi için bir başlangıç oluşturması yanında, Türkiye’de Sokak Sanatı üzerine ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Bir nevi Türkiye Sokak Sanatı tarihi... Makaleler ve imaj üzerine yazılar ile Sokak Sanatı’nın kavramsal açıdan sorgulanmasına çalışıldığı, yazıcılar ile yapılan röportajların ağırlıkta olduğu bir çalışma. Kitapta yer alan yazıcılardan bazıları “Turbo”, “Cins”, “Tab”, “Keos”, “Mccroy”, “Gas”, “Osman”, “FlyPropaganda”... Bu yayın bir yazıcının diliyle “İnsanlar sıcak yataklarında yatarken adını, soğuk kaldırımlara yazan” tüm sokak sanatı yazıcılarına ithaf edilmiş.
Kamuoyunda oldukça sert ve haksız eleştirilere uğramış “Mahalle Baskısı Raporu”, Türkiye’de Farklı Olmak (Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirlenler) ismiyle kitaplaştırıldı. Binnaz Toprak, Tan Morgül, Nedim Şener ve İrfan Bozan’ın bu çalışmaları, “Türkiye’de önyargısız, herkesin kendini eşit hissedebildiği haklarına korkmadan sahip çıkabildiği bir ortam yaratılabilecek mi?” sorusunun cevabını arıyor. Bize de umudetmek kalıyor usanmadan.
ALBÜM

Sürprizleri sever Dylan. Geçen gün duyduk ki yeni bir albümü tamamlayıp, yayına hazırlamış bile. Olay aslında ödüllü Edith Piaf biopiki “La Vie en Rose”un yönetmeni Olivier Dahan’ın yeni filmi için Dylan’dan şarkı istemesiyle başlıyor. Dylan “Life is Hard” adında bir ballad yazıyor ve 9 yeni şarkı daha yazmaktan kendini alıkoyamıyor. İşte 27 Nisan’da yayınlanacak olan Together Through Life’ın kısa hikâyesi böyle. Chicago Blues ve Country esintili olduğu kulağımıza çalınan albümde Los Lobos’tan David Hidalgo da her şarkıda akordiyonuyla boy gösteriyor. Modern Times harikaydı. Dylan’ın daha azıyla yetinmesi için bir sebep yok.
Son bir kaç yıldır çıkardığı albümlerle Karga kabininin demirbaşlarından biri olan Fink (Fin Greenall) 2009 yılına hareketli başladı. Öncelikle ilk göz ağrısı olan Ninja Tune projesi Sideshow’la ikinci albümü Admit One’ı yayınladı. Will Saul beraber yönettikleri Aus Müzik’ten çıkan albüm Dub esintileri ve Ellie Wyatt’ın yayılılarıyla her şarkıda farklı bir vokalistle kalite bir iş. Grenall’un asıl projesi Fink’in ise Mayıs’ta yeni albüm Sort Of Revolution‘ı yayınlaması bekleniyor. Henüz tanışmadıysanız siz şimdiden eskileri edinin, sohbetlere Fransız kalmayın.
Geçtiğimiz aylar toplama albümler açısından da oldukça verimliydi. 1989’dan beri AIDS’le savaş yolunda toparladıkları albümlerle aklımızda yer eden Red Hot Organization, son toplama Dark Was The Night’la yine çok iyi bir işe imza atmış. Alt. Country ve Indie starları; Bon İver, Jose Gonzales (çok şık bir Nick Drake yorumuyla), Antony, Iron & Wine, Spoon, Yo La Tengo ve Andrew Bird gibi türünün en sağlam sanatçılarının şarkılarından oluşan iki CD’lik albüm her arşivde yerini hak ediyor. Bir diğer dikkat çekici toplama ise savaşatan etkilenen çocuklara yardım toplamayı iş edinen War Child Organizasyonu’nun. 1993’ten beri yayınladıkları 4. albüm olan Heroes, müthiş cover versiyonlardan oluşuyor; Hot Chip (Joy Division), TV on the Radio (Bowie), Elbow (U2), Beck (Bob Dylan) gibilerinin ustalıklarıyla dönecektir pikaplarda tüm sene.
Toplamaların yanında bir de tribute (anma) albüm haberi düştü ortama. Krautrock camiasının en testisli grubu Neu! şarkıları günümüz rockçıları tarafından elden geçiriliyor. Efsane vokalisti Klaus Dinger’i geçtiğimiz yıl kaybeden grubun albümde yeralan hayranları LCD Soundsystem (Watch The Tapes remix’iyle), Fujiya & Miyagi, Primal Scream, Oasis, Holy Fuck gibi isimler. Mayıs başında gün yüzü görecek albümde ayrıca Dinger’in Neu! sonrası grubu La Dusseldorf’un da daha önce yayınlanmamış bir şarkısı dahil edilmiş.
FİLM
28. İstanbul Film Festivali - Editörün seçkisi:
Şöhret Yolunda: Festivalinin en keyifli yanı eski filmleri de sinema perdesinde görme şansını bulmak. 1976 tarihli Woody Guthrie biopiki bu seneki en keyifli tecrübelerden biri olacak. Being There’den tanıdığımız Hal Ashby’nin yönettiği film, muhalif folkun peygamberi; Dylan, Strummer gibilerin akıl hocası Guthrie’nin hayatına David Carradine’ın da performansıyla etkileyici bir bakış vaat ediyor. Tek geçerim.
CSNY: Deja Vu: Hatırlarsınız Neil Young 2006’da “5 dakkada Beşiktaş” usülü bir taşlama albüm olan Living With War’u yayınlamıştı. Bir dönemki kafa karışıklığından sonra Young’un Bush Yönetimine açık ve direk saydırması niteliğindeki albümü ‘60’ların protest folkuna bir güzellemeydi adeta. İşte o albümün yine aynı yılki turnesi filmleştirildi. Young’ın yönettiği ve eski kankaları Crosby, Stills ve Nash’le çıktığı Freedon of Speech isimli turnenin belgeseli olan filmin hem bu güzel ortaklığının eski şarkılarıyla hem de Living With War’un enerjisiyle gayet zengin bir sinema salonu tecrübesi vaddediyor.


Kulübe: Andy Serkis benim sevdiğim oyunculardan. 24 Saat Parti İnsanları’ndaki harika Martin Hannett yorumu, 2005 yılındaki King Kong’un post içindeki adamı, festivalde bir İngiliz korku-komedisiyle karşmızda. İki kafadarın bir yeraltı dünyası patronunun kızını kaçırmalarıyla başlayan olaylar zinciri varmış konuda. İngiliz komedisi böyle bir konuyla işleniyosa her türlü gider. Gene dediğim gibi Serkis ise koy sepete. (Bu arada Ian Dury’i canladıracağı Sex & Drugs & Rock N’roll için de seneye bir daha konuşuruz.)
Belalı Düğün, Ateş ve Citroen, Genç Kız Pınarı: Tanıyanlar İskandinav sinemasına ilgimizi bilir. Bu yıl da festival onları es geçmemiş. 101 Reyjkavik’le üne kavuşan İzlandalı Balthasar Kurmakur, yeni filmi Belalı Düğün ile festivale konuk. Çehov’un Ivanov’undan yer yer esinlenmiş yapım gene enteresan İskandinav karakterleriyle kanımca festivalin bankolarından. Ateş ve Citroen ise Danimarkalı usta oyuncu Mads Mikkelsen’in başrolünde yer aldığı film. 2. Dünya Savaşı’nda Danimarka direniş grubu Holger Danske’de yer alan iki casusun hikâyeleri dikkat çekici bir film noir denemesi gibi gözüküyor. Genç Kız Pınarı ise Max Von Sydow’un da yeraldığı 1960’tan bir Ingmar Bergman filmi. Yukarıda ilk filme yazdığım ilk satırı tekrar ediyorum. Yine tekrar ediyorum, Ingmar Bergman’dan.
KONSER
Tea Party memleketimizde hayli dinleyeni, beğeneni olan bir grup. 2005 yılında dağılan grubun sesi ve beyni Jeff Martin, 2006’da çıkardığı solo albümünden sonra 2007’de The Armada grubunu kurmuştu. İşte bu The Armada17 Nisan’da Yeni Melek’de. Tea Party, The Armada ve Martin’in solo şarkılarının harmanlanacağı gecenin bizi ilgilendiren bir diğer kısmı, alt grup olarak Saltuk Erginer ve Karga Sürüsü’nün sahne alacak olması. Bu ayın en öne çıkan konseri aynı zamanda.
TİYATRO
Dünya tiyatrosunun önde gelen topluluklarından Studio Oyuncuları, 2009 sezonunu kendi sahnesinde karşılıyor. Geçtiğimiz sezon 20’inci yılını kutlayan Studio Oyuncuları’nın 2009 programında Şahika Tekand’ın yazıp yönettiği Karanlık Korkusu ve Evridike’nin Çığlığı ile Studio Oyuncuları’nın yetiştirdiği Ridade Tuncel’in yazıp yönettiği Apartman ve yine topluluğun genç yönetmenlerinden Umut Kırcalı’nın ÜÇ…İKİ…1000 oyunları bulunuyor. Sezonu 20 Mart’ta açan Studio Oyuncuları kadrosunda Şahika Tekand, Cem Bender, Yiğit Özşener ve Şerif Erol başta olmak üzere güçlü isimler yer alıyor.Şahika Tekand’ın yazıp yönettiği, ilk kez 16. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde sahnelenen, yurtdışında Belçika ve Hollanda’da oynanan ve büyük merakla beklenen son oyunu Karanlık Korkusu’nun galasının yanı sıra yine Tekand’ın, Sophocles’in “Antigone”si ve çeşitli metinlerden esinlenerek yazıp yönettiği Oidipus üçlemesinin son oyunu, Cesur Yeni Dünya ödüllü Evridike’nin Çığlığı, bu sezon da seyirciyle buluşmaya devamedecek.

SERGİ
2008 yılı Mayıs ayında Cihangir’de kapılarını açan “Daire Sanat”, yeni sergisi “Geçmiş Tükendi, Şimdi Faturayı Öde” ile sanatseverler ile buluşuyor. Günümüz dünyasının maruz kaldığı maddi ve manevi tahribat karşısında insanların mutlu geçmişlerine öykünmelerini konu eden eserler, ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor. Günümüz toplumunun içinde sıkışıp kaldığı kaotik yaşam biçiminden kaynaklanan mutsuzluğu ele alan sergi, 18 Mart – 25 Nisan 2009 tarihleri arasında gezilebilecek. Tatminsizlik, bireysel yaşamın yarattığı travma, medya sayesinde oluşan toplumsal duyarsızlık, tüketime dayalı yaşam biçimi insanları hızla çaresizlik ve telaşa sürüklerken, geçmişe duyulan özlem daha sık hissedilir hale gelir. Sanatçılar postmodern huzursuzluğun günümüz insanı üzerinde yarattığı bunalımı ortaya koyarken, geçmişte yapılan hatalarla ve yaratılan gerçekliğin yanılsamalarıyla yüzleşme imkânı sunuyorlar. Sergide eserlerine yer verilen; Elçin Acun, Özlem Şimşek, Aslı Özok, Ceren Selmanpakoğlu, Yıldız Yüksel, Can Ertaş ve İstanbul’un grafiti gruplarından pet05 günümüz yaşantısına eleştirel bir bakış getiriyorlar. Sanatçılar, ortak düşünce ve farkındalıkları ile geçmişi değerlendirip, yaşadıkları deneyimlerden yola çıkarak eserlerini sanatseverlerin beğenisine sunuyorlar.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e biranın sosyal hayattaki yeri ve tarihi Efes Pilsen tarafından gözler önüne seriliyor. Hayatın her alanına dokunan Efes Pilsen’in, 40. yılında sosyal geçmişi aydınlatmak amacıyla hazırladığı “Osmanlı’dan Cumhuriyet’ Biraya Dair” isimli sergi, 21 Mart - 19 Nisan tarihleri arasında garajistanbul’da başlıyor. Ayrıca 23 Nisan – 5 Mayıs tarihleri arasında Ankara Çağdaş Sanatlar Galerisi, 13 Mayıs – 31 Mayıs tarihleri arasında da İzmir EÜ Atatürk Kültür Merkezi’nde gezilebilir. Gezici karakteri nedeniyle, modüler bir yapıda tasarlanan sergide, şişeler, belgeler, eski kartpostallar, sosyal yaşama dair fotoğraflar, afişler, reklamlar ve geçmişin bira bahçelerinin keyifli ortamına girmeyi sağlayacak video enstalasyonlar yer alıyor. Ne içiyoruz, nereden geliyor bunun suyu, bilelim öğretelim.
kargamecmua katkıda bulunanlarından Yılmaz Başar Babür’ün toplamda 2. ve de Avrupa yakasındaki ilk sergisi “Bir Düşün Gölgesi”, Taksim’de, İstiklal caddesi’ndeki Rumeli han’da In The Van C2’de gezilebilir. Biz işlerini biliyor ve seviyoruz. Hem de yolunuz üzerinde..
GÖSTERİ
Uluslar arası sanat platformlarında sergilenecek Binding Project’in Türkiye ayağını oluşturan Sessiz Duruş, 14 Nisan’da Duru Tiyatro’da, 20-21 Nisan’da ise Oyuncular Tiyatro Kahve Cem Safran Sahnesi’nde izlenebilir. Damla Hacaloğlu’nun bu dikkat çekici projesi Latife Hanım’ın hayatından bir kesiti ele alıyor ve onun sessizliğinin kulak çınlatan öyküsünü işliyor. Ses ve müzik tasarımının da Erdem Helvacıoğlu’na ait olduğunu belirtelim.
