Üç Kuruşluk Albümler


Can Hankendi
Müzik dünyasında para söz konusu olunca, ilk akla gelenler milyon dolarlara mal olan albümler, video klipler veyahut bazen yüz milyon dolarları bulan tur anlaşmaları olmuştur. Sadece müzik değil, sanayi haline gelmiş sanat dallarının bu yaklaşıma maruz kalması, para üzerine kurulu popüler kültürün –biraz görgüsüzce, biraz bilgisizce– sanata yaklaşımını sergileyen güzel örneklerdir. Herhangi bir sanat işinin maddi ederiyle anılması ne kadar can sıkıcı ve yüzeysel görünse de bu bağlamda “para aslında hiçbir şey” dedirten örneklere yer vermek anlamlı olacaktır.

1962 senesinde yaptıkları “Love Me Do” şarkısıyla dikkatleri çeken dört genç adam, müzik tarihini değiştireceklerinden habersiz ilk albümlerinin kaydı için ünlü Abbey Road stüdyosuna girdiklerinde tarih 11 Şubat 1963’tü. Prodüktör George Martin, kendilerine The Beatles diyen bu dört gencin sahne performansından etkilenip, olabildiğince ucuza gelecek şekilde Abbey Road’da gerçekleşecek altı saatlik bir canlı performansı albüm yapma niyetindeydi. Topluluğun esas sesi John Lennon’ın soğuk algınlığına rağmen güzel giden performansı altı saatte olmasa da eklenen son bir üç saatlik stüdyo çalışmasıyla dokuz saatte albüm haline getirmeyi başarıp albüme Please Please Me adını verdiler. Ve böylelikle müzik tarihinin en çok kazandıran topluluklarından biri olan The Beatles’ın ilk albümü topu topuna 400 pounda mal edilmiş oldu. George Martin’in, bu 400 pound haricinde her Beatles üyesine Abbey Road’daki stüdyo performansları için 30’ar poundluk bir ödeme daha yaptığını da eklemeden geçmeyelim.

Sene 1977, yer yine Londra. Parasız bir halde müzik yapmaya çalışan dört müzisyenin, topluluklarına “büyük sıkıntı, darboğaz” anlamına gelen “Dire Straits” adını koyup 5 şarkılık demo kayıtlarını BBC Radyosu’na götürmeleriyle başlayan bir hikâye bu sefer. Demo kayıtları çok beğenen ünlü müzik adamı Charles Gillet, Sultans of Swing’i programında çalarak zor günler geçiren Dire Straits’e ilk yolu açar. Topluluğun ilk davulcusu Patrick Scott müziklerinden ümidi kesip Dire Straits’ten ayrıldıktan kısa bir süre sonra Phonogram’la ilk albüm anlaşmasını yapar Knopfler kardeşlerin önderliğindeki topluluk. “Cebimizde para yok, jean’lerimiz yırtık,” diye seslendikleri şarkıları Down To The Waterline’la açılan Dire Straits albümü Muff Winwood prodüktörlüğünde 12.500 pounda mal olur ve kısa bir süre içinde Avrupa’da 4 milyon, Amerika’da 2 milyonluk bir satış rakamına ulaşarak darboğazdan geçen bu dört İngiliz müzisyeni refaha kavuşturur.

1963 senesinde kurulan Jamaikalı topluluk The Wailers’ın müzik sahnesinde söz sahibi olması 1973 yılında çıkardıkları Catch a Fire albümüne kadar mümkün olmaz. Bob Marley’in devrimci sözleri ve reggae anlayışı, prodüktör Chris Blackwell’in müzikal zekâsıyla birleşince ortaya müzik tarihinin en önemli albümlerinden biri çıkar. Albümün prodüksiyonu için beş kişilik topluluğa toplam 8000 poundluk bir ödeme yapılır. The Wailers bu paranın çoğunu Jamaika – İngiltere arası yolculuklara harcayarak neredeyse para almadan albümü ortaya çıkarır. Çocukluğunu Jamaika’da geçirmiş bir İngiliz olan Blackwell, Catch a Fire’ın popüler müzik sahnesinde yer alabilmesi için The Wailers’ın geleneksel reggae sound’unu ekstra gitar, klavye ve org sesleriyle kuvvetlendirir. Bu kritik prodüktör dokunuşuyla rock fırtınasına kapılmış müzik sektörü içinde Catch a Fire kendine bir yer edinmeyi başarır ve reggae yerel bir müzik olmaktan çok öteye taşınmış olur.

Punk hareketinin kurucu topluluğu Sex Pistols’ın Manchester’daki ünlü konserinde Peter Hook ve Bernard Sumner Joy Division’la başlayacak olan müzik maceralarının ilk adımını atarlar (4 Haziran 1976’da gerçekleşen bu konseri izleyen yaklaşık 40 kişi arasında Buzzcocks, Morrissey, Billiy İdol, Mark E. Smith, Bernard Sumner ve Peter Hook’un olması bu konseri müzik tarihi açısından ayrı bir yere taşır). Bir müzik ve edebiyat meraklısı olan Ian Curtis’in Sumner ve Hook’a katılmasıyla Joy Division’in iki albümden oluşacak müzik yaşantısı başlar. Kendine has vokal tarzı ve şarkı sözleriyle Ian Curtis, Joy Division’ın sürükleyici ismi olur. Dönemin bağımsız kayıt şirketi Factory Records’un kurucusu Tony Wilson’ın bu yeni ve kendine has topluluğu farketmesi çok geç olmaz ve 1979 senesinde Joy Divison ilk albümleri Unknown Pleasures için stüdyoya girer. Factory Records’un Unknown Pleasures’ı yayınlaması için Tony Wilson 8500 poundu kendi cebinden verir ve albümün ilk 10000 kopyası bu sayede basılır. Böylece post-punk için en önemli albümlerden biri olan Unknown Pleasures ve dolayısıyla Joy Division müzik dünyasına adımı atar.


Bu örnekler üstüne Michael Jackson’ın 30 milyon dolara mal olan albümü Invincible ya da Guns’n Roses’ın 15 sene içinde toplam 16 milyon dolar harcayarak çıkardığı Chinese Democracy’den söz etmek oldukça yersiz olacaktır. Parayla sanatın ayrıldığı noktayı en güzel şekilde sergileyen bu dört önemli albüm, müzik dünyasına kattıklarıyla daha uzun süreler yeni müzisyenlere ilham kaynağı olmaya devam edecektir.

 
hankendi@gmail.com