ROMA’DAN AMERİKA’YA HAVALE
Tuğba Eriş
Uygarlık metalin keşfiyle başlar, derdi üniversitedeki Fransız ekolü hocam. Metalin keşfi uygarlığı doğurduysa sikkenin icadı uygarlığı yeşertti, önermesini yapmamızı beklerdi ki, biz -aklımızın bir köşeciğinde Can Yücel- şiirler düzmekle meşguldük hepi topu iki kredilik Roma sikkeleri dersine.
Bugünkü anlamda paranın ve dolayısıyla sikkenin olmadığı insanlık tarihinin en eski dönemlerini ilkellikle yaftalayan hocama inat söz alıp Borges’in, adını anımsamadığım, isimlerin olmadığı, sadece fiillerin olduğu bir dil kurguladığı öyküsünden bahsetmek isterdim için için. Sözgelimi “para” diye bir şey yoktu o dilde. Para harcanıyorsa “harcanır” vardı, saklanıyorsa “saklanır”. Eğer kaybolmuşsa da, artık para diye bir şey de olmuyordu. (“Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi,” be hocam.)
Nümizmat olmayı düşünmeyen ama yaşamının en güzel yıllarını Roma’ya adayan benim gibiler içinse algıda farklılıklara gebeydi Roma sikkeleri dersi. Mimarlığı, portre sanatı, çanakçömleği, sikkeleri derken Romalıyı Romalı yapan başlıca özelliklerin yemek-içmek, inşa etmek, savaşmak, yönetmek ve lüks içinde yaşamak olduğunu anlamak ciddi bir sıçramaydı.
Bush Amerikasının Irak’a (ve Şaron’un İsrailinin Filistin’e) kan kusturup dünya âleme kızılcık şerbeti şeklinde yansıttığı dönemde, Eski Roma hukuk ve adalet sisteminin, tahakküm stratejisinin, Birleşik Devletler’inkinin ilk türevi olduğunu anlamak önemliydi aslında. Uçsuz bucaksız bir coğrafyaya hâkim olan Eski Roma, Yeni Roma Amerika’nın düş atasıydı bir bakıma.
Algılayabildiğimiz en absürd benzerlikse, her ikisinin de barış adı altında (Augustus Caesar’ın Pax Romana’sından baba ve oğul Bush’un Pax Americana’sına) dünya üzerinde kurduğu zorbalık düzenine dayanan hegemonya alışkanlığıydı. Roma, bu alışkanlığı, Julius Caesar’ın suikastıyla biten nispeten ılımlı cumhuriyet döneminden sonra Augustus Caesar’ın imparatorluğunu ilan etmesiyle başlayan uzun imparatorluk döneminde, basmış olduğu sikkelerde zafer, özgürlük, adalet, ılımlılık gibi kavramları -genelde kadın biçiminde kişileştirip- tasvir ederek görmezden gelmiş, bokunda boncuk aramıştı bir nevi.
İmparator(luğ)un propagandasının yapıldığı gani gani sikkenin, tüm eyaletlerde kullanıldığı ihtişamlı Roma döneminde artık ilkellikten çoktan sıyrılmıştı insanoğlu, tabii ki ekol hocama göre. Metal çubuktan altın sikkeye uygarlık doğmuş, yeşermiş ve olgunlaşmıştı; altın sikkeden kâğıt paraya, dünya dolaşımında yaklaşık 700 milyar ABD dolarının olduğu (2004 yılı verilerine göre) 21. yüzyıldaysa uygarlık tavan yaptı, önermesiniyse hazmetmemiz olanaklı değildi. “Başlangıçta para vardı” diyecek kadar absürdleşebilecek ekollere, “Başlangıçta doğa vardı” şiarını hatırlatmak da nafile bir çaba olacaktı. Ne de olsa tavan yapan uygarlığın havası, hazım zorluğu çeken avamı anlamamanın ötesinde kâle almayacaktı. Bugünün dünyasında/uygarlığında yaşamanın acısını çekenlerse ne şapkalı, cüzdanı kabarık tiranlar, ne “gibi olma sendromu”na yakalanan ucuz kahramanlar ne de Atatürk’e mektup yazıp kendilerini kurtarmasını bekleyen “Mesih”ciler olacaktı.
Borges’i de, her şeye içkin siyaseti de konuya karıştırmadığıma şu an pişmanım, ve ola ki Erdinç sahiplenmezse bu akrostişi, altına da imzamı seve seve atarım:
Sikkelerle başladım sabaha
İlginç gelebilir bu normal halka
Kötü olurum aslında güne böyle başlayınca
Tarumar olur tüm neşem
İnadına Roma inadına Caesar
Roma ne kardeşim sabah sabah
Günüm bombok artık
İkinci Principatus’muş
Triomir’miş kıl tüy
Sıkıldım abi, artık yeter
İnan ilgilenmiyorum
Kim kime ne yapmış
Kim kimi kandırmış Roma’da
En iyisi Turkish lira
teriste@gmail.com