Camın Ardındaki Dahiler - 5
Utkan Çınar
Bir ay aradan sonra prodüktörler serimize devam ediyoruz. Son dönemlerin en popüler ve de başarılı isimlerden Brian Burton yani nam-ı diğer Danger Mouse’la ilgileneceğiz bu sayı. Gnarls Barkley’i yaratan adamın geçtiği yollar ve de yüksek kalite prodüksiyon hikayesi aşağıda…
Brian Joseph Burton
1977’dir Brian Burton’ın New York’ta dünyaya geldiği yıl. Popüler müziğin belki de en önemli senesi. 30 yıl sonra kendisinin kuralları koyacağı. Fazla zaman geçirmez orda. Indie-pop ve folk hareketinin önemli şehri Athens’de yaşar uzun süre. Orada başlar her şey. “pelican City” adıyla elektronik çalışmlar hatta Neural Milk Hotel remix’lerine kadar.

Georgia Üniversitesinde DJ’liğe başladığında, el altından çalışmalarını da sürmeye başlamıştır Danger Mouse adıyla (Çünkü bir fare kıyafetiyle çıkar sahnlere. Çok utangaçtır yüzünü göstermek için. Tam isim ise aslen bir İngiliz çizgifilminden. Bizim memlektte de vardı). Yine aynı mekânda bir yetenek yarışmasında ikinciliği alınca OutKast’le (çok hakkı yenir bu adamların bizde, bir göz atın derim) sahneye bile çıkar.
24’ünde İngiltere’ye taşınır Burton. Lex Records’a bir demo gönderir ve asıl hikâye başlar. Önce Jemini adında bir rapçiyle bağlarlar bunu. İlk resmi yayınını Ghetto Pop Life adıyla yapar. Fena eleştiriler almaz. Ama şöhret için daha cesur hamle gerekmektedir. N’apar Burton? Jay-Z’nin The Black Album’ünü alır, The Beatles’ın The White Album’üyle mixler. Ortaya The Grey Album çıkar. Ne kadar plak şirketleriyle başı derde girse de artık herkes onu tanıyordur. Bunların arasında Damon Albarn da vardır.
Burton Gorillaz’ın ikinci albümü Demon Days için masabaşına kurulur. Sonuçları biliyorsunuz zaten. Sadece 28 yaşında bu kadar büyük bir prodüksiyonun altından kalkmak kolay değil ama bunu hakkıyla başarmışytır. Hip hop’a olan yeteneği, keskin bas ve davul sound’larıyla da birleşince Demon Days yılın en kaliteli işlerinden biri olur. Çok önemli olmasa da Grammy’lerden ilk adaylığını alır yılın prodüktörü sıfatıyla.
Auteur kavramı önemlidir Danger Mouse için. Yaptığı müziğin kontrolünü eline almak ister. Artık kendi albümüne ihtiyacı vardır bu kafar fırsat önünde açılmışken. Georgia dönemlerinden tanıştığı şarkıcı Cee-Lo ile biraraya gelirler tekrar. Demon Days formülünü çok da değiştirmez aslında. Zaten albümün ilk ismi Who Cares?’dir (Kimin umrunda?), fazla satmayacağını sanmalarından kelli. Ama bu sefer büyük bir hitleri vardır. Sonunda St. Elsewhere ismini verdikleri albümden çıkan ilk 45’lik “Crazy”, İngiltere’de dijital download olarak yayınlanıp da bir numara olan ilk şarkıdır. 9 hafta liste başı kalır ki “Bohemian Rhapsody”e eşittir bu. Neyse bunlar bizi çok ilgilendirmemeli.

The Rapture’ün halihazırda son albümünde bir iki şarkıya el verir. Ama asıl şaşırtıcı olan Sparklehorse’un hiç de fena olmayan Dreamt for Light Years in the Belly of a Mountain albümünde de gözükmesidir. Katkıda bulunduğu şarkıların davul sound’ları hemen kendini belli ederken, farklı türlerle yaşayabildiği esneklik onun harbiciliğini kanıtlar.
Albarn 2007’de bir daha kapısını çalar Burton’ın. Bu seferki proje The Good The Bad and The Queen’dir. Amerika’dan gelme bir hip hop prodüktörü için olabilecek son nokta budur herhalde. Olabilecek en saf İngiliz projede Tony Allen, Paul Simonon gibi efsanelerle çalışırken yine oldukça özgün bir iş çıkarır adamımız. Sapına kadar klasik melodileri 2000’lerin sonikliğiyle birleştirmek Danger Mouse’un alamet-i farikasıdır.
Artık saygın bir prodüktör olan Danger Mouse için 2008 en yoğun yıl olur. Önce The Shortwave Set (ki albümde bir Van Dyke Parks-John Cale ortaklığı da vardır) ve eski Tricky vokali Martina Topley-Bird’ün şimdilik son albümlerinde çalışır. Ardından adamımız Beck’in son albümü Modern Guilt’e imza atar. Beck külliyatında kanımca şimdiden farklı bir yere sahip olan albümde de yine o tiz davullar etkisini göstermektedir. Beck’in en tutarlı ve en kısa albümüdür Modern Guilt. Daha önceki albümlerde de hissedilen sonsuz ses havuzunda kendini frenleyebilme yetisi, Danger Mouse’un en yetenekli yanlarından biri olduğunun en açık örneğidir albüm.

Son olarak The Black Keys ve onları uluslararası üne kavuşturan ve 2008’in en iyi albümlerinden bir olan Attack & Release gelir. Şu ana kadar ki en farklı işi olan albüm, ‘60’lar saykodeliyasına 2000’lerden bir beşlik çakar. Bolca “alan”lı temiz bir rock kaydı. Burton’ın ustalığının tepe nokltasıdır şu ana kadar.
Bu kadar referanstan sonra benim her işini heyecanla beklediğim isimlerden biri olmasında sakınca yok sanırım. Eline sağlık beyim.
khgv@hotmail.com