Lidyalılar Yüzünden...
Kerem Erol
Parayı bulan adam (olur[mu?]): Al takke ver külah, takas yönteminden sıkılmış belli. Muhtemelen takas edecek Bir şey de üretemiyor, millet tarlasında çalışıp didinirken beyimiz bir voliyi vurayım, sonra hiç derdim olmasın peşinde. Parayı bulan böyle bir adamdı işte. Üzerine kralın resmini basmayı akıl ettiğine göre hafif de yalakaydı. Parayı bulunca adam olduğunu zannetme durumu taa bu şerefsize dayanır...
Baba parası: Kesinlikle çok lezzetliydi. Sanırım kendi kazandığım paradan daha da bereketliydi. Yine de bir yaştan sonra koyuyor adama...
Bayram Harçlığı: Mendil veren aile büyüğü. Heyecanla açarsın katlarını içinden beş kuruş çıkmaz ya... İdrak güçlüğüyle gelen hayal kırıklığı...
Öğrenim Kredisi: Üç ayda bir gelen bayram. O paraya gerçekten ihtiyacı olan arkadaşları dışarıda tutarak söylüyorum, bir kere bile faydalı bir şeye kullanıldığını görmedim, duymadım...
Kumbara: Büyüyünce bakiye gösterenini icat edeceğim. Birikeni almak için değil, ne kadar olmuş görmek için kuduruyorum. Tahta kulübe hangi bankanındı ya da yeşil fil hangisinin, hatırlayan var mı?
Borç isteme şekli: “Hoca bir elli kağıt çıksana, akşam Karga'ya gideceğiz,” diyen adamın rahatlığına hep gıpta etmişimdir. Ben parasızlıktan kıvranırken bile ancak şöyle sorabiliyorum; “Abi nasıl parasal durumun? Şimdi lazım değil ama bir durum var, iki üç gün sonra senden biraz destek isteyebilirim...”
Borç isteyene verilen cevap: “Usta, ay sonuna kadar bir miktar alabilir miyim senden?” “Tabii abi, ne kadar lazım?” “Sen ne kadar verebilirsin?” İşte bu soruyo cevap olarak cebindeki tüm parayı söyleyen adam ömrü boyunca gün yüzü göremez. Kendi idamesi için gereken parayı sahip olduğundan çıkarıp, kalanını söyleyen de ferah feza yaşamaz ama mutluluğa daha yakındır. Kendini hiç kasmadan ne kadar verebileceğini hesaplayan ise... Boşverin onu, zaten kendi için yaşayanın nasıl yaşadığı bizim derdimiz değil...
Maaş Günü: Hangisi olmak istersiniz? İlk olarak faturalarını ödeyen, o gece dışarıda sabahlayan, sevgilisine hediye alan... Alın size dandik gazete testi...
Hesap Kesim Tarihi: İyi de ben bunu dört gün sonra almak istemiyorum ki, şimdi almak istiyorum... Hayat zor...
Dansöze Para Takma: Yıllar önce İzmir'de “Evimiz” adında onbeşinci sınıf bir müzikhole gitmiştim arkadaşlarla. Raconu orada öğrendim. İşaret parmağı ve orta parmak arasına sıkıştırılan para göğüs çatalından içeriye iteklenir. El geri çekilirken söz konusu parmaklar söz konusu parmaklar azami açılır. Artık ne zaman çatala para yerleştiren birini görsem dikkat kesiliyorum. İki parmak arası doksan derece açılır mı yahu...
Araba Küllüğü: İçinden çıkan ganimetle iki porsiyon tabakta döner, bir pide, bir dürüm, iki kutu kola, iki sıkma portakal aldık. Şu sigara kullanmayan insanlar da bir garip oluyor.
Alman Usulü: Acaba onlarda birisi hesabı ödemeye çok hevesi olduğu zaman Türk Usulü olsun diye bağırıyor mudur...
Ekim Ayında Kışlık Cebi: Her yıl aynı heyecan, hiç bıkmadım, bıkmam da... Sanki yoktan varoluyor...
Miras: Milyoner dul tüm servetini kedisine bıraktı. Rahmetliyi “Pushing Daisies” deki gibi bir dakikalığına uyandırabilir miyiz? İki çift lafım olacak kendisine...
Cepteki Son Para: Bir arkadaşım anlatmıştı. Cebinde sadece otobüse yetecek kadar para varken karşısına kazı-kazancı çıkmış. Kazımış bir tanecik, kazanmış da... 10 dakika sonra Stüdyo Ümit'ten çıktığında cebinde Soulfly'ın son albümü önünde de eve kadar yürünecek uzun bir yol varmış. Bu adama saygım ve sevgim sonsuzdur.
Rüşvet: Teessüf ederim, bahşiş o...
keremerol@hotmail.com