Camın Ardındaki Dahiler-1


Utkan Çınar
Yalan değil, Rock Starlarla büyüdük. Onların yaşamlarını merak ettik. Stüdyoya girip, ne bulurlarsa takılıp, büyü yarattıklarını düşündük. Ama bazı gruplar vardı ki prodüktörleri kadar konuşabildi sadece. Bazı prodüktörler vardı ki o starların da önüne geçti; asıl büyüyü yarattı. İmkânımız oldukça bu masabaşındaki dahileri konuk edeceğiz bu sayfalarda. İlk adamımız ise Madchester’ın gerçek dahisi Martin Hannett…

 
Martin Hannett

Martin “Zero” Hannett 1991’de 43 yaşında öldüğünde çok fazla insan şaşırmamıştı. Yıllarca masabaşında hiç uslu durmamıştı. Ne bulursa denemiş, sonunda da oldukça iri bir insan olarak kalp yetmezliğinden göçmüştü. Zor adamdı Hannett…
 
Aslında Manchester Polytechnic’ten bir kimya uzmanı olarak mezun olduğunda onu çok daha sakin bir hayat bekliyordu. Yine de bu engin fen bilgisi müzik zevkiyle birleşince; 70’lerin sonunda da doğru yerde bulununca efsane olmamak için uğraşması lazımdı artık.
 
Son yllardaki Joy Divbision çılgınlığında zaten adını sık sık duyuyorsunuz. Ama tabii ne kadar efsane (ve biraz da kısık) bir albüm olsa da “Unknown Pleasures”dan öncesi de vardı. Hannett’in masabaşı işinden önce Factory Records’a ortak olması gerekiyordu. Ardından ilk işini, ki spoken word bir albümdü, John Cooper Clarke’tan almıştı. Zaten genelde eşe dosta güzellik misali çalıştı hep. Tabi bu yakın ortam ileride sorunları da beraberinde getirdi. “Arkadaş ayağı...” diye bir laf vardır.
 
Komedyen ve müzisyen Graham Fellows’un alter-egosu “Jilted John”a yaptığı kırkbeşlik 4. sıraya kadar çıkarak Hannett’e ilk başarıyı getirdi. Hatta Top of the Pops’da bass bile çaldı ona. Ama zamanla hakkı verilen asıl efsane işleri hemen bir sonrakiler; Durutti Column ve Joy Division albümleri oldu. Özellikle Division’a kullandığı davul kaydı -ki kariyeri boyunca hissedilen bu dubvari teknikleri Joe Gibbs’ten kelli, kendi deyimiyle pek sevdiği “ilginç” tekrarlar- özgünlüğe ulaşmadaki reçetesiydi.
Her ne kadar Bowie albümlerindeki “parti hissiyatı” ve Lou Reed’in Berlin albümündeki grandiyozluğa tezahüratını sakınmasa da New Order ve Happy Mondays’e kadar parlak prodüksiyonlardan hep kaçındı. Tabi Ian Curtis’in ölümüyle sarsılan Hannett, 11 O’clock Tick Tock’un devamında U2’nun ilk albümünü reddetmeseydi sanırım kader bizleri başka yerlere götürecekti. Ama olmazdı. Non-stop takılan bir Hannett’le 20 yaşındaki bir Bono’nun aynı ortamda çokça vakit geçirdiğini düşünmek doğru gelmiyor. Hele Hannett gibi kendini yer yer sanatçının da önüne koyan arıza bir herif için.
 
The Doors’un ilk albümünün hastasıydı (Compressed Treble! Incredible!). Bu arada Stone Roses’in da yayınlanmayan ilk albümünü 1985’te Garage Flower adıyla kaydetti. Ama Roses’dekiler beğenmediler; 4 yıl bekleyip 1989’da çıkardılar ilk albümlerini. (1996’da grubun izni olmadan yayınlandı Garage Flower.) Yani aynen Factory gibi idealler ve prensipler hep öndeydi. Bir geçiş dönem diyebileceğimiz ‘80’lerin her yerinde bir eli vardı ama bu ünden yararlanmak pek aklının ucundan geçiyor gibi gözükmedi.
 
Pek sevdiği King Crimson’dan Robert Fripp gibi ayakta iş yapamayan Martin, kulaklara iyi geldiğine inandığı haşhaşla kendi alametifarikasını tizlerde düzensizlik olarak açıklıyor. Buna davullarda sonsuz reverb ve hissedilir mid eksikliğini de ekleyebiliriz.
Karikatürize bir halini gördüğümüz 24 Saat Parti İnsanları’nda Andy Serkis tarafından canlandırıldı. Daha sonra Yüzüklerin Efendisi filmlerinde Gollum karakterini ve yeni King Kong’u canlandıran Serkis için yine de en zorlu rol olduğunu kendi söylüyor.
Tabi bolca miti de barındırıyor yaşamı. Tuvalet parçalarından davul yapmak, davul setini çatıya kurmak, Factory Records’u beraber kurduğu kankası Tony Wilson’ı silahla yaralamak gibi. İnanması zevkli. O dönem Madchester’ında her şeye inanması zevkli.
 
Son olarak 2006’da Zero: A Martin Hannett Story 1977-1991 adında bir toplama yayınlandı. Prodüksiyonunu yaptğı her albümden bir tutam. Nico ile yaptıkları bir “All Tomorrow’s Parties” yorumu var ki….
 
Sırada: Nigel Godrich
 

 

kghv@hotmail.com