Penisinizi ve Egonuzu Büyük Seçim İster Misiniz?


Serkan Kafalı
Buradaki büyük seçimden kasdım, çocuk büyüyünce de giyer diyerek bir numara büyük alınan ayakkabılarla, kolları kıvrılmadan giyilemeyecek paltolarla ilgili değil elbette. Zaten erkek çocukların amcalara göstermesi için teşvik edilen uzvuna da başka bir ad veriliyor o yaşlarındayken. Büyük seçim merakı fast food lokantalarıyla ya da spam elektronik postaların en manidarlarından olan “enlarge your penis” temalı tuhaflıklarla sınırlı da değil. Aslında bu elektronik postalar içinde yaşanan zamanın hissiyatını da pek güzel yansıtmaktalar (insanın cebinden para, vs, çıkmadığı bir şeyle karşılaştığında ne derece manyaklaşabildiğinin bir örneği bu spam elektronik postalarsa, diğeri de şirket arabalarıdır; üçüncü bir örnek aklıma gelirse diye bu cümleyi değiştirme hakkımı saklı tutuyorum).

Beleşin insan ruhunda yaratabildiği sonugelmez tahribatı bir yana bırakırsak (ki bir kişinin ya da şeyin kıymetini neredeyse sadece uğruna ödenen bedelden alması ayrıca üstünde durulması gereken bir konu); popülerleşenin, popülerleştiği zamanın hissiyatını, o zamanda yaşayanların kafalarının çalışma dinamiklerini anlamak için bulunmaz bir rehber olduğu görüşünden ilerleyerek bir kaç şey daha söylemek mümkün. Ahmet İnsel’in 12 Ekim 2008 tarihinde Radikal İki’de yayımlanan makalesi, son günlerde çığrından çıkan küresel finansal kriz üstüne söyledikleriyle yakın zamanın doğasına dair önemli detayların altını çizmekte. Şöyle yazıyor İnsel: “İktisat ideolojisinin doğa yasaları olarak inanmamızı istediği olguları, doğruları, kuram ve kuralları sorgulamadıkça, bunların bir hükmetme tarzının aracı olduklarını insanlara anlatamadıkça, bu felaketten yeni bir tiransız tiranlık rejimi, yeni bir piyasa toplumu çıkar. […] Herkesin kendi çıkarını azamileştirmeye çalışmasının insan topluluklarının devinimlerinin temel enerjisi olduğunu iddia eden, buna dogmatik biçimde inanan faydacı ideoloji ve onun uzantısında yer alan iktisat ideolojisinin bir alt ürünüdür neoliberalizm. Daha dogmatiktir, imana dayalı tüm yaklaşımlarda olduğu gibi, olayların kendi önerilerini yalanlamasından etkilenmez. Ama sonuçta faydacı yaklaşımın bir parçasıdır.

Bu köktenci ideoloji, 20. yüzyıl sonunda kârı insani varoluşun nihai ve hatta yegane amacı mertebesine getirmeyi başardı. Artık insanlar ve kavramlara herhangi bir değer atfedilmediği için, kârın en çabuk ve en yüksek oranda tahsil edilmesi gerekiyordu.”


Faydacılığın devası olmayan bir salgın gibi kolayca yayılabilmesinin ve bununla birlikte de normalliğin, aklın nirengi noktası olabilmesinin altında, canlıların ilkel dürtülerine dolaysız olarak hitap edebilmesinin payı büyük kuşkusuz. National Geographic’in Built for the Kill isimli, “Öldürmeye Programlananlar” diye Türkçe’ye çevirdiği bir dizi programı var. Bu dizide hayvanların avcı olarak uyguladıkları taktikler, stratejiler ve avlanmak için kullandıkları özelliklerin altı çizilerek avlanma serüvenleri gözler önüne serilmekte. Bir programda kusursuza yakın bir avcı olarak görülen bir canlı, bir başka programda kendinden daha üstün olan ya da bir boşluğunu yakalayan bir başkası tarafından da pekala avlanabilmekte. Vahşi doğadaki canlıların hareketlerini saf olarak faydacılık belirliyor temelde; hiyerarşik yapılanmaları da yavrularına karşı davranışları da, çift olarak birbirlerine bağlılık / kopuklukları da işe yararlık üstünden anlam kazanmakta. İdeolojilerin gereksizliğine iman etmiş ve kapitalizmin en vahşi halleriyle varlığının insanlığın tarihinde gelinebilecek en mükemmel nokta olduğuna ikna olmuşlar, insanlığın gele gele içindeki hayvanın en ham dürtülerini daha hoş paketlerle şaşmaz hayat gerçeği olarak herkesin burnuna dayamasından rahatsız olmayacaklardır. Bu yüzdendir ki yeni mezunlar, çalışma hayatına başladıkları işyerlerinde kendilerine işin temellerini öğretecek nisbeten basit işlere burun kıvıracak, kendini bir parça donanımlı gören herkes otuz yaşına vardığında yönetici olmayı kendine tek hedef olarak koyacak, “şekil yapmak” her şeyin önüne geçen bir varoluş kaygısı olarak kendine varlık alanı bulacak, evliliklerin niteliği getirisi önemli olan hisse senetlerine benzer kriterlerle değerlendirilecek, toplumun beyazları, “hem fakir hem siki büyük,” diye aşağıladıkları alt sınıflardan ölçüsüzce nefret eder, “kayıtsız şartsız müşteri memnuniyeti” çerçevesinde ücreti mukabili egolarını cilalatırken, erkek egemen söylemin sonsuz hayranları olarak çüklerini burunlarına değdirebilme becerisini edinmek temel hayat kaygılarından biri olacaktır.

Hiyerarşinin ve aşılmaz bir sınıflılığın bayraktarlarının zehirli yılanı kendini kuyruğundan başlayarak yutmaya başlamış, ne gam; bu son finansal krizde de olduğu gibi serbest piyasa gerektiğinde devletleştirilerek kurtarılır, iyi günün karı modern zaman baronlarını yaratırken, baronların boklarını serfler temizler. Çükünüze ve egonuza zeval gelmesin yiğitler! werelone@gmail.com