Kara Köpek


Kerem Oğuz
Akşam üstü olmuş, müşteriler gitmişti. Beyaz bıyıklı berber aynanın karşısına geçmiş kendi bıyıklarını düzeltirken, dükkânın yanındaki sokaktan bir yaşına yakın siyah uzun tüylü bir köpek fırladı. Köpek gülüyordu. Gülen köpekten bile korkup ani bir hamle ile bir adım arkaya çekilen delikanlı çarşı izinine çıkmış bir askerdi ve kendisini İstanbul'un en yakışıklı deilkanlısı sanıyordu. Sabah boca ettiği ucuz parfümün kokusu geçeli çok olmuş, ter kokusundan yanına yaklaşılmaz olmuştu. Arkaya attığı ani adım ile elinde dondurması ile kocaman memelerinin mühim bir kısmını dışarıda bırakmış genç irisi bir Hollandalı kızın hem ayağına bastı hem de dondurmanın kızın memelerine yapışmasına sebep oldu. Kız Yüksekkaldırım'dan inen ve çıkan kimsenin anlamadığı bir dille bağırdı. Dediğinin meali "h.ssktir" olmalıydı. Başka bir şey olamazdı.
Olan biteni aynasından gören berber elinde makası ile dükkândan çıkıp sitem eder bir ifade ile "Dikkat etsene aslanım," dedi. Sitem faslını hemen geçip Sermet Erkin gibi, hiç beklenmedik bir anda nerden çıktığı anlaşılamayan bir temiz mendili kıza takdim etti. "Matmazell," dedi kıza. Kız teşekkür etti berbere. Köpekten, kızdan ve berberden korkan sivil asker tırıs tırıs kaçtı oradan. Sarıkız da memelerine bulaşmış vişne ve limonu sildikten sonra elindeki ezilmiş külahı ve dondurmayı yerdeki çöp poşetine attı. Güler yüzlü kara köpek külahı alıp koşar adım Karaköy'e doğru inmeye başladı. Ben de peşinden gittim.
Köpek onu takip ettiğimi anladı. Adımlarını hızlandırdı. Ben de hızlandım. Allah'ım ben ne yapıyordum? Kendimde değildim. Koşan köpeğin tırnakları yere çarpıyor, gelen çıt çıt sesleri gittikçe sıklaşıyordu. "Versene lan dondurmamı," deyince tam topukladı. Ben de koştum ama yetişemedim.

Karaköy'e indiğimde tek başımaydım. Zaten bu kovalamacaya da yalnızlıktan sıkıldığım için başlamamış mıydım? Kırmızı ışıkta tam önümde otobüs durdu. Otobüste cam kenarında iyice yayılarak oturmuş doğal kızıl bir kız vardı. Kızın pamuk gibi tenine, ten rengi dudak rengi uyumuna, omuzlarına, omuzlarındaki çillere bakakaldım. Sanki arada cam yokmuştu da kokusu burnuma gelmişti. Yasemin kokusu. Bu kıza acayip platonik olarak aşık olunurdu ama onunla tek kelime bile etmemek gerekirdi. Üç saniyeden biraz uzun sürdü. Otobüs hareket etti. Bu aşk da burada bitti derken otobüs kırmızıda geçen taksici yüzünden ani bir fren yaptı. Yaklaşık bir metre giden otobüste ben bu sefer sevgilimin arka koltuğunda oturan anne ve 3 yaşındaki oğluyla göz göze geldim. Çocuk yaramazlık mı yapıyordu bilmiyorum ama anne o kısacık anda beni gösterip "Abi kızacak sana," dedi. Dudaklarını değil ama gözlerini okumuştum. Kaşlarımı olabildiğince çatıp ufaklılığı tedirgin etmeye çalıştım fakat o ne bok olduğumu hemen anladı. Gülüp el salladı bana. Ben de ona el sallıyordum ki ön koltuktaki kızılın beni izlediğini fark ettim. Cesaretlenip ona da el salladım. Kızıl bana güldü ve o da bana el salladı. Çapkınlık tarihimde bu bir ilkti. Otuz yıl sonra sonunda yaptığım bir jeste karşılık almıştım. İstemeden yapmıştım ama olsun.

Otobüs hareketlendi. Olamazdı. Allah kahretsindi. Peşinden koşmaya karar verdim. Mutlu sonla biteceği belli filmde başroldeydim. Hayatımda ilk defa… Otobüs köprüye yöneldi, Eminönü'ne geçecekti. Ben de koşmaya başladım. Rüzgarın oğluydum. Çok hızlıydım. Kız otobüsü takip ettiğimi fark edince eliyle “Dur, dur,” dedi bana. Bir bok yemişti, farkındaydı. Çünkü ben Bakırköy'e kadar koşacaktım böyle, belliydi bu. Derken ayağım köprü üstü balıkçılardan birisinin yerde bıraktığı oltasına takıldı. Çok fena düştüm sevgili günlük. Böyle yerlerde yuvarlandım. İki avuç içimde çok fena yara oldu. Dirseklerim çizildi, dizlerim patladı sevgili günlük. Yerden şöyle bir boynumu kaldırıp giden otobüsü izledim. Sevgilimi göremedim. Sonra yattım yere. Canım yanıyordu. Sağdan soldan kaldırmaya geldiler. “Yok bir şeyim, biraz yatayım,” dedim. Sonra başımın arkasında sıcak ve hoş kokulu bir nefes hissettim. Kara köpek gelmiş beni yalıyordu. Nefesi vişne ve limon kokuyordu.
evrandir@gmail.com