Asya’nın İntikamı (mı?)
Ebru Voyvoda
Asya’nın İntikamı (mı?)
Dünya ekonomileri, sistemin yarattığı en büyük ve bir anlamda ilk gerçek küresel kriz ortamında altüst olmuş durumda. Newsweek, The Economist gibi alabildiğine muhafazakar “sistem” dergilerinin kapakları insanı çarpan, “acaba kapitalizm kapitalizmi sorgulamaya mı başlıyor?” sorusunu sorduran cinsten: “Kapitalizmin Geleceği: Reagan ve Thatcher Döneminin Sonu1”, “Kapitalizm Köşeye Sıkışmış Durumda2” başlıkları altında; “kapitalizm eninde sonunda kendini düzeltir”, “bugünkü konjonktürden yararlanmaya çalışarak ve mesela eğitim, sağlık gibi alanlarda piyasacı çözümleri sorgulamaya, gereğinden fazla regülasyon talep etmeye başlayabilecek hükümetlere izin vermeyelim”, “kriz aslında gerçek kapitalizmi yaşayamamaktan kaynaklanıyor” türünden mesajlar. Neyse, bu cenahta değişen bir şey yokmuş.
Tüm bu karmaşanın ortasından bir başlık özellikle dikkat çekici: “Asya’nın İntikamı3”. Bu başlık olup bitenleri yorumlamanın en uç örneklerinden birini, neredeyse bir komplo teorisini çağrıştırabilir mi?
Küresel ekonomideki yeni işbölümü ile ihracata dayalı büyüme stratejisini benimsemiş çevre ülkeler bloğunda Asya ülkeleri, özellikle Çin, son dönemde çok çalışıp, çok üretip, az tüketip, ürettiklerini merkez ülkelere, özellikle ABD’ye satmaktalar. Bunun sonucunda çok yüksek cari fazlalar vermekte, merkeze, son dönemde sadece ABD ekonomisine, sürekli net kaynak pompalamaktalar.
Elbette çok çalışıp, çok üretip, az tüketmek, böylece sonsuz bir harcama çılgınlığı içerisindeki ABD ekonomisine kaynak aktarır duruma gelmek bu ülkelerin kendi tercihleri. Bu olup bitenin 1980’ler ile başlayan yeni dalga sermaye genişlemesi, IMF ve Dünya Bankası öncülüğünde çevre ekonomilerin ithal ikâmeci, planlı ekonomik düzenlerinin tasfiyesi, bu ülkelerin mal ve sermaye piyasalarının adım adım dışa açılması ile birlikte ortaya çıkan spekülatif sermaye akımlarına karşı kırılgan hale gelmeleri, nihayet yüksek cari açıklar ve art arda yaşanan krizler (1994 Meksika / Türkiye, 1997-1998 Asya, 1998 Brezilya / Rusya, 2000 Arjantin, 2001 Türkiye) ile hiçbir ilgisi yoktur. Asya ülkelerinin 1997-98 krizi sonrası IMF’nin yüksek faiz - düşük bütçe açığı reçeteleri ile, dış borç yükü altındaki ekonomilerini korumak için yüksek rezerv tutmaya, cari işlemler fazlası vermeye zorlanması ile de uzaktan yakından alakalı değildir. 2000’li yıllara gelindiğinde dünya ekonomilerinin neredeyse tek işlevinin ürettiğinden çok üzerinde çılgınca tüketen, tasarruf oranı dünyanın en yoksul ülkeleri düzeyine düşmüş, cari işlem açıkları neredeyse “sürdürülemez” duruma gelmiş, buna rağmen herhangi bir uyum sürecine yönelmeyen Amerikan ekonomisinin gereksinim duyduğu dış kaynak akımlarını sağlamak olması da bugün bu içinden geçtiğimiz kriz ortamı ile hiç ilgili değil.
Ortada hiç neden yokken, çok çalışıp, çok üretip, az tüketen, çok tasarruf yapan Asyalılar özellikle 2000’li yıllarda, tasarruflarını “finansal sistemi en oturmuş”, “en güvenilir” Amerikan piyasalarına taşımakta. Böylece dünya ekonomisnin metropolü, çevre ekonomilerinden kaynaklanan sermaye akımlarına maruz kalmakta.
Ve elbette bu sermaye bolluğu altında, aşırı tüketimi pompalamanın, aşırı borçlanmayı teşvik etmenin, herkesi ev sahibi yapmaya çalışmanın hiçbir sakıncası olamaz. Bu nedenle örneğin reel geliri, satın alma gücü sınırlı Amerikan vatandaşlarının tüketici kredileri, kredi kartları promosyon mekanizmaları ile talep eden konumuna getirebilirsiniz. Konut kredisi piyasalarına rekabet getirmek amacı ile banka olmayan kurumlara konut kredisi verme yetkisi sağlayabilirsiniz. Böylece çevre ekonomilerinden, özellikle Asya’dan kaynaklı bolluk ortamında, düşük faizli konut kredileri ile normal koşullar altında konut sahibi olamayacak insanlara “ev sahibi olma” olanağı satmaya başlayabilirsiniz.
Daha sonra alacaklarınızı bir sepette toplar, bu sepeti fon olarak değerlendirip “kendi iç modelinizle” belirlediğiniz fiyattan parça parça yatırımcılara satar, böylelikle yaratılan yeni mali enstrümanlar ve bunların pazarlanması yolu ile riskinizi çeşitlendirip, düşürürsüz. Böylece sistem birbiri ardına üretilerek kredi hacmini ve bankacılık sistemi dışında para yaratma kapasitesini büyük bir hızla büyütecek mali enstrümanlarla devasa bir mali genişleme içine girer.
Kredi dercelendirme kuruluşları bu ipotekli konut kredileri destekli enstrümanlar üzerine kurulu sistemi onaylar ve büyük boyutlu emekliklik fonları ile dev sigorta şirketlerinin sisteme girip yatırım yapmalarını sağlar. Günün sonunda mali küreselleşme, ABD menkullerinin dünyanın her yerine, her bankasına kadar uzanmasını sağlar. Tabii bu arada tüm riskin de...
Her şey yolunda gitmektedir. Ta ki....
Kapitalizmin en büyük krizi dünyanın her yerini sarar, tüm dünya ekonomileri için olabilecek en büyük felaketi hazırlarken elbette bu krizi, krizin ortaya çıkışını “Asya’nın intikamı” olarak değerlendirmek lazım... Yoksa tüm bu olanların olabildiği bir sistemde yaşadığımız için bu krizin ve krizlerin ortaya çıktığını düşünmek sistemi sorgulamaya başlamayı gerektirir çünkü...
1 “The Future of Capitalism: The End of the Age of Reagan and Thatcher, and What Will Follow”, Newsweek, 13 Ekim 2008.
2“Capitalism At Bay”, The Economist, 18 Ekim 2008.
3 “Asia’s Revenge”, Martin Wolf, Financial Times, 8 Ekim 2008.
voyvoda@metu.edu.tr