BİR HATER'IN* İTİRAFLARI


İtiraf ediyorum. Ben bir hater’ım. LeBron James başarılı olamasın istiyorum. Bu çok sevdiğim basketbol sporunda en iyilerden biri olarak anılsın istemiyorum. YouTube yorumlarında ona hakaret eden yorumları zevkle okuyorum. Ama bir dinleyin hele.

Aslında mantıklı bir insan olduğumu düşünürüm. Sporu pek severim. Çok sevdiğim birçok oyuncu vardır. Ayrıca memleket liginde de herhangi bir takımı takip etmem. Yani normalde gayet düzgün insan olup takım muhabbeti açılınca “herkes haddini bilsin” noktasına gelen biri değilim. Evet aynı LeBron gibi Liverpool’u tutarım uzunca süredir. Ama maçlar bitince tortusu çok kalmaz. Yendiysek o hafta keyifli geçer ama kaybedersek de üzüntü çok sürmez. Ama şimdi NBA Finalleri başlamadan önce karnımda kelebekler geziyor. Tanrım lütfen LeBron kazanmasın.

Takip edenler biraz anlayacaktır dediklerimi ama gene de şöyle bir özet geçmeli: LeBron James’in adını 2003’te 18 yaşında liseden direkt NBA’ye geçmeden önce yaptığı milyon dolarlık bir ayakkabı anlaşmasıyla duymuştum. Michael Jordan karşılaştırmaları o zamandan başlamıştı. O da 23 numarayla başladı kariyerine. İlk izlenimlerim iyi olmamıştı. 2001: A Space Odyssey’deki monolith gibi bir kalıbı olan bu genç irisi arkadaşın çok kötü bir şut stili, aslında yapması gereken spor olan amerikan futboluna benzer bir oyun tarzı (yıllarca gözardı edilen hatalı yürümeleri) ve tamamen fiziki kuvvete dayalı estetik yoksunu bir oyunu vardı. Yıllarca Jason Kidd, John Stockton, Scottie Pippen gibi oyuncuları seven benim için keyifli değildi. İlk 7 sezonu görece başarısız geçince ve taraftarı olduğum San Antonio Spurs ve Manu Ginobili’den de iyi bir dayak yiyince pek umursamamaya başlamıştım. Ama eğer Jordan’ı kovalayacaksa LeBron’un şampiyon olması lazımdı. Böylece ‘90’larda çok görmediğimiz yeni “süper takım” furyasında memleketi Cleveland’ı bırakıp o zamanın yıldızları Dwyane Wade ve Chris Bosh ile Miami’de buluştu. 4 sene final oynadılar. Biri mucizevi bir Ray Allen basketiyle olmak üzere 2 şampiyonluk kazandılar. Ama iki kere de kaybettiler ki bu da gene fena değildi.
LeBron durmadan final oynamaya devam etti ve bu 4 yılın ardından bu sefer Cleveland ile üst üste 3. finaline çıkıyor ve gene karşısında Golden State var.

Evet LeBron’un oyun stili son derece sıkıcı. Ve kanımca geçen seneki “Blok” dışında da geride unutulmaz sahne bırakmamıştır. (Jordan’da ise bu sahneler film uzunluğundadır değil mi?) Derdimiz sadece bu değil maalesef. Son derece narsist ve saygısız yapısı da yaş aldıkça düzelmiyor. 2010’da memleketinin takımı Cleveland’a haber vermeden bilmem kaç paraya sattığı bir TV programıyla Miami’ye gideceğini ilan etmesi (“yeteneklerimi güney sahillerine taşıyorum”), sonra o takımın tanıtımı sırasında “1 değil 2 değil, 3 değil 4, 5, 6, 7 şampiyonluk” sözü vermesi, daha kimse söylemeden kendini “23 numaranın hayaletini takip ediyor” olarak görmesi, geçen yılki finallerde kendinden çok daha ufak Curry’e yaptığı blok sonrası ona küçümser bakışı, Draymond Green’i kasıtlı olarak tahrik etmesi; bu seneki play-off’larda senelerdir güçsüz olan ve ona sorun çıkarmayan Doğu Konferansı'ndaki rakiplerini aşağılar ve küçümser hareketlerde** bulunması onun başarısızlığıyla sönmekte olan nefretimi yeniden alevlendirdi.

Tabii ki en çok konuşulan ve beni korkutan da bu sene kazanırsa Jordan ile karşılaştırılmasının meşru sayılacak olması. Diğer sporların aksine Jordan’a en iyi denilmesiyle pek bir derdim yok. Evet aşırı hırsı nedeniyle en favori basketbolcum değildir ama çıktığı bütün finalleri anormal performanslarla kazanmış olması, müthiş disiplini ve estetiği, bunun yanında da egosunu olabildiğince kontrol altında tutabilmesi ağır basar. Çıktığı 6 finalin hepsini kazandı ki bu finallerden hiçbiri de 7. ve son maça kalmamıştı. Şimdi onu çıktığı 7 finalin 4’ünü kaybetmiş, kazandıklarından ikisini son maçlarda ve birtakım mucizelerle kazanmış, kaybettiklerinde de ortadan kaybolmuş biriyle karşılaştırmak çok da mantıklı değil kanımca. Ayrıca bu “7” final de çok gözünüzü almasın, son derece zayıf bir dönem geçiren Doğu Konferansı'ndan gelen finaller oldular.

Bakınız futbolda da vardır sevmediklerim. Messi-Ronaldo tartışmasında hep Messi’ci oldum. Ama Ronaldo’ya Euro 2016 finalindeki hareketlerine rağmen hakkının verilmesini isterim. Sahtekar Thierry Henry’nin de bir dönem dünyanın en iyisi olduğunu kabul ederim. Kasap Sergio Ramos veya kıl Marcelo’nun çok önemli oyuncular olduklarını söyleyebilirim. LeBron’un bu tarzı ve tavırlarına rağmen övüldükçe övülmesi insanlığın kötü yönünün kutlanması anlamına geliyor.
Golden State’in de özellikle Durant takası ve Zaza’nın Kawhi Leonard’ı sakatlaması sonrası sempatik geldiğini söyleyemem. Hal böyleyken LeBron’un kazanması aslında çok da umurumda olmazdı. Ama eğer bu onun “en iyi” olarak anılmasına yol açacaksa, sonuç ne olursa olsun diyemem. Bu çok sevdiğim sporun en iyi oyuncusu buysa ben neyleyim?

İmza: Bir Hater


* Sosyolojik bir açıklamaya girmektense Erasure’un unutulmaz hit’i “I Love to Hate You”yu referans vermek uygun olur herhalde. Nefret etmekten hoşlanmak diyelim. Ayrıca bu fenomen için YouTube’a “Jimmy Kimmel Mean Tweets” yazmanızı da şiddetle tavsiye ederim.
** Geçtiğimiz günlerde bir NBA programında seyircilere “Sizce LeBron rakiplerine daha ne tür saygısızlıklar yapabilir?” diye sormuşlardı. Ve bu retorik bir soru değildi.