HAZ MÜZİĞİ VE HAZ KÜLTÜRÜ


Tayfun Polat

Herhangi bir müzikten ya da bir müzik etrafında bütünlenen altkültürlerden haz alma faslını dışarıda tutarsak, popüler müzik tarihinde üç müzik türü / altkültür ya da yaşam tarzını doğrudan hedonizmle bağdaştırabiliriz.* Bu işin babası ve sonradan gelenlere ilham vereni olan modlar ‘50’lerin sonlarından ‘60’ların ortalarına, disco kültürü ‘70’lerin ortalarından ‘80’lerin başına, rave kültürü de disco’nun kaldığı yerden ‘90’ların ortalarına kadar haz almayı arttırma şiarıyla dönemlerine damga vurdular. Aşağıda üçünden de kısa kısa bahsedeceğim.

MODLAR:

Modernizmin sıkıntılarını kendi geliştirdikleri yaşam biçimiyle atmaya çalışsalar da isimlerini modernizmden değil, modern cazdan alırlar. Londra’nın göbeğinde, modern caz ve siyah müziği dinleyip, İtalyan modası takip edip giyen ve Lambretta ya da Vespa marka scooter süren tipler ortaya çıkmaya başladığında isimlerini de almaya başladılar. Dönemin diğer altkültürü olan rocker’lar ile temelden ayrılırlar. Rocker’lar, güçlü motorları, briyantinli saçları ve meşin ceketleriyle caka satarken, buldukları her fırsatta onlarla kavga eden modlar beyaz rock ‘n’ roll ve onun her türlü suretiyle aralarına mesafe ördüler. Kendileri de rocker’lar gibi işçi sınıfından gelmiş olsalar da, zevk alma literatürüne en önemli katkıyı daha sonra raver’ların “24 Saat Parti İnsanı” olarak formüle edeceği, Cuma mesai bitiminden Pazartesi mesai başlangıcına partilemek fikrini ortaya atarak sağlamışlardır. Bir hafta boyunca hafta sonu için çalışmak, hafta sonu giyeceğin jilet gibi takım elbiseleri, tayyörleri, döpiyesleri, jileleri özel terzilere diktirmek, hafta sonu dışarı çıktıklarında motorlarına yeni bir aksesuvar daha ekleyebilmiş olmak ve 60 saat boyunca durmaksızın dans edebilecek, kavga edebilecek, seks yapabilecek uyuşturucuları (başat uyuşturucu speed, yani amfetamin) temin edebilmek; herhangi bir modun beter işlerine, ailelerine, muhafazakâr ahlak normlarına karşı yaşama tutunma biçimleridir. Pek iyi eğitim almamış olsalar da ellerinden Sartre’ın varoluşçuluk kitapları ya da beatnik yazarlar düşmeyen modların bohem hayatlarının temellerini bu düşüncelerde bulabiliriz. Keza siyah müziğe olan ilgilerini de. Pub’ların maskülen haline karşı café’lerde buluşmayı, juke-box’ı kendi zevklerine uygun müziklerle doldurup kendi mekânlarını yaratmayı tercih ettiler. ‘60’ların başlarından itibaren kendi müzik grupları da ortaya çıkmaya başladı. Small Faces, The Who, The Kinks başta olmak üzere, daha sonra müzik tarihinde Britanya İstilası olarak anılacak dönemin başrol oyuncularından Rolling Stones, The Yardbirds gibi gruplar da siyah R&B müziğine özendikleri ilk dönemlerinde modların favori gruplarıdır. ‘60’ların ortasından itibaren ortaya atılan Swinging London (Londra Salınımı) teriminin de (sanat, müzik, moda alanlarında bütünleşmiş pop kültürü) ortaya çıkmasını sağlayan, modların estetik zevkleri ve artık modaya dönüşen giyim kuşam biçimleridir. ‘70’lerin sonunda, bu sefer ska başta olmak üzere Karayip müziklerine ilgilerini arttıran ikinci kuşak modlar hortlamıştır.
Modları anlamak için film önerisi: Quadrophenia, Frenc Roddam, 1979.


DISCO KÜLTÜRÜ:

Disco kelimesi Alman işgali altındaki Fransa’da, yer altı kulüplerinde yine siyah müziği (caz) dinlemek için gizlice toplanan Fransızların, toplaştıkları yerlere diskotek demesinden gelir. Lakin bugün bildiğimiz disco kültürü ‘60’ların sonlarında Philadelphia'da yeni bir eğlence biçiminin paydaşlarının toplandığı gece kulüplerinden gelir. Dönemin baskın hippie kültürü ve rock fenomeni içerisinde kendilerini dışlanmış hisseden eşcinseller, Latino’lar, İtalyan asıllı Amerikanlar ve siyahlar, birbirleriyle gayet uyum içerisinde, kapalı partiler düzenlemeye başlarlar. Motown ağırlıklı soul, funk, salsa, bu partilerde çalınan başlıca müzik türleridir. Lakin psikolelik müziğin ve onun uyuşturucuları LSD ve kanabisin tesiriyle ortaya çıkan psy-funk (Sly & The Family Stone), psy-soul grupları (MFSB, Isaac Hayes) ve Blaxploitation filmlerinin müzikleri de partilerin arananlarındandır. Derken hadise ‘70’lerin başında New York’a sıçrar. David Mancuso adında bir DJ, sadece üyelerin girebildiği The Loft adında bir mekân açarak dalgayı büyütür. Siyahlar, eşcinseller, Latino’lar ve İtalyanlar. Düşünün, ne renkli ve sıcakkanlı bir ortam. Bu ortama giremeyenler ama üye olabilmek için sıraya girenler, başka müteşebbislerin de iştahını kabartınca, New York disco’lar cenneti olur kısa sürede. İlk olarak yeni dans modaları ortaya çıkar; hustle, Y.M.C.A., bump... Sonra disco yıldızları; Boney M., Diana Ross, Gloria Gaynor, Grace Jones, Donna Summer, Village People, Bee Gees, K.C. and the Sunshine Band, Chic, Debby Harry... Disco kültürünü modlardan ya da rave kültüründen ayıran, bir altkültür ya da (başlangıçta öyle olsa da) karşıkültür hareketi olması değil, pop kültürünü beslemesi, toplumsal itibarın göstergesi haline dönüşmesidir. Pahalı kıyafetler ve uyuşturucu (kokain) burada da vardır. Ama esas mevzu, ‘70’lerin ortasında tüm dünyayı saran ve gelmekte olan neo-liberal politikalara hazırlık babındaki ekonomik buhran döneminde, kafayı hiçbir şeye takmayacağın bir ortamda, senin gibi insanlardan oluşan bir güruh içerisinde sınırsızca dans etmek ve eğlenmektir. Disco kültürü apolitiktir. Gösteriştir. Tüm imajların yaldızlı, simli, kostümlerin rengarenk, ortamların bol ışıklı olması, “Bakın, ne kadar cafcaflı bir hayat yaşıyoruz,” demek içindir. Hadisenin Avrupa’ya da sıçrayıp ABBA gibi European disco gruplarının çıkmasına vesile olması müzik tarihi açısından ne kadar büyük bir talihsizlikse, Alman krautrock’ının elektronik açılımı etkisiyle Giorgio Moroder gibi mahir müzisyenlerin techno müziğe ulaşacak yolda mühim taşlar döşemesi de o derece ilginçtir.
Disco kültürünü anlamak için film önerisi: Saturday Night Fever, John Badham, 1977.
 


RAVE KÜLTÜRÜ

Rave kayış kopartmak demek. Bu mevzunun temelleri de ‘50’lerde Londra, Soho’daki çılgın partilerde atılıyor. Sonrasında modlar da alêmlerine rave diyorlar kimi zaman. Mod gruplarının şarkılarında falan geçiyor. Glam rock döneminde David Bowie (ki disco’ya da asla kayıtsız kalmamıştır) de “ravers” ifadesini kullanıyor. Lakin dünya disco dalgasını atlattıktan (bolca kokain bağımlısı ve AIDS hastasına rağmen “eğlenmek” nedir biliyorlardı sonuçta) ve eğlenme alanına yeni boyutlar eklendikten sonra, ‘80’lerde, biraz da Jamaika soundsystem kültürünün farkına varılmasının etkisiyle (ki daha âlâ rave mi olur), kendine yeni bir müzik bularak (acid house) Amerika, Şikago’dan ilk rave dalgası geliyor. Rave, bir ya da birkaç DJ’in seçkisi, iyi bir ses tesisatı ve belli bir alan olduktan sonra her yerde yapılabilir. Ama acid house’u kendine mâl eden ve kendi eğlence kültürü mirasında asıl rave nasıl olur gayet iyi bilen İngilizler, Manchester’da hem yepyeni bir müzik türünü (Madchester sound) hem de rave’in tillahını dünya literatürüne ve popüler kültüre dahil ediyorlar. Başlangıçta Haçienda gibi gece kulüplerinde ve festivallerde (bolca acid, kokain, speed ve ecstacy tüketerek) kopmaya başlayan gençler yeni elektronik müzik türleriyle birlikte (house, trance, acid trance, break beat, jungle vs) konuyu esas bağlamına çekmeye ve terkedilmiş depolar, iş yerleri, ormanlık, çayırlık alanlar gibi yerleri işgal ederek rave kültürünü tüm dünyada yaygın hale getiriyorlar. Londra, Berlin, Milano, Patras, İbiza, Goa, dünyanın kopma merkezleri haline geliyor. Doğal olarak kendi jargonlarını, kıyafetlerini (rahatça dans edebilecek bol kıyafetler) ve danslarını oluşturuyorlar. Ve altkültürün inşası tamamlanıyor. Halisünojenlerin etkisini arttırmak için black light ışığında ortaya çıkacak fosforlu dekorlar, kıyafetler, jonglörlük alet edavatı mevzuyu biraz sektörel hale getirse de, rave kültürünün sistem karşıtı bir tarafı her zaman var. Parti alanını işgal etmek punk ruhunun ve anarşizmin etkileri. İşgal mantığının Reclaim the Streets gibi kamusal alanı parti alanına çevirmek gibi sonuçlara vardığı da görüldü sonrasında. Günümüzde işgal faslından legal partilemeye geçilmiş durumda. Psy ve trance parti/kampları, rave hayaletinin dolaştığı yerler olarak görülebilir.
Rave kültürünü anlamak için film önerisi: Groove, Greg Harrison, 2000.

* Pek çokları hippie festivallerini ve özellikle Ken Kesey ve Merry Pranksters’ın acid deneylerini de haz başlığı altında değerlendirebilir. Doğruluk payı var. Ancak hippie’lerin paganizme ve haz dünyasına ilgileri daha farkındalıkla bağıntılı bana göre. Hedonizm ise başka bir şey.

tayfunpolat@hotmail.com