Bazısının Cehennemi Kiminin Cenneti; LORDS OF ACID / VOODOO-U
Murat Mrt Seçkin
Yaşı tutanlar hatırlar, bir kısmımız müzik konusunda bulabileceğimiz en ahlaksız ayrıntıyı ön gençliğimizde yakalamıştık. Bu tespit genellikle “Oğlum Frankie Goes To Hollywood ‘Relax’ta oral seksten bahsediyor, biz de hep bir ağızdan söylüyoruz” gibi akılsız ama sinir bozucu bir espiri ile ifade edilirdi. Cinsellik ile ilgili büyük sıkıntısı olan memlekette “Al sana, mor bana” gibi şaşırtan örnekler çıksa da, şarkı sözlerini genellikle üstü kapalı bir şekilde hallettiğimizden, net olarak buna giren müzisyen veya ekiplerde biraz afallıyoruz.Konuya her ne kadar seksten girsek bile bu sayının dosya konusu kelimelerinden biri olan “hedonizm”e doğru kayalım derim. Ben terime biraz daha kabaca, zevküsefa olarak yaklaşmayı düşündüğümden bu ay için aklıma direkt Lords Of Acid’in Voodoo-U albümü geldi.
1.
Oldukça sakin bir kişiliğin olduğunu düşün. Hayatında pek riske girmeyip, çevreyi rahatsız etmeden öylece yaşayıp gidiyorsun. Bir folk şarkısı kıvamında, yaşam sakin bir su gibi yavaşça akıp gidiyor, güven içerisinde. Dikkatle borçlanmadan yaşıyor, yanlış anlaşılmasın diye fiziksel olarak insanlardan olabildiğince uzak duruyorsun. Homofobiklikten değil de lüzumsuz cıvıklık olarak gördüğünden en yakınındaki insana bile içten bir sarılma hediye etmeyi manasız buluyorsun. Kendi güvenli alanında yine kendi fabrika ayarlarını hiç bozmadan rahatça idare edip yürüyorsun.
Gel zaman git zaman bir süre sonra yeni bir arkadaşın oluyor. “Vay canına, ne güzel, neşeli, hoşsohbet bir insan,” diyorsun. Hayatında eksik olan ama ismini koyamadığın bir şeyi sana hatırlatıyor. Gerçi hiç yaşamadıysan o duyguyu hatırlatmaktan çok hediye getiriyor demek daha doğru olur sanki. Tıpkı Pasolini’nin Teorema’sındaki misafir akraba misali hayatına konuyor bir şekilde. Değişimin getireceği gerginlik ve belirsizlik ile rutini bozmanın verdiği tuhaf keyif arasında bocalıyorsun.
Zamanla gittikçe daha çok dikkatini cezbeden bu dost ile (büyük ihtimal farkına bile varmadan) daha fazla vakit geçiriyorsun. Alışkanlıklar ciddi bir sapma yaşıyor. Öyle hafif hafif, uysal bir şekilde değil, birden çakan ve yerden hoplatan yıldırım misali vurarak. Basit bir ev toplantısı devasa ve cehennemden çıkma bir orjiye dönüşürken bir bakıyorsun sabah kahvaltısı yerine LSD, öğle yemeğinde ecstacy, akşamları ise adını hatırlayamadığın birtakım narkotikler ile beslenmeye başlamışsın. Alkol zaten suyun ve kanın yerini almaya başlamış. Beden ve ruh gevşedikçe kişilik kendini bırakmış, gitmiş, bunca zamandır kendini izole ettiği deri ve etten olma çadırda hava delikleri açmaya gayret etmekte. Tabii ki vakti gelince o delikler keskin yırtıklar olacak ve tam anlamı ile kendini bırakacak.

Bu dostun güzelliği çoğu zaman bu zevküsefa âlemlerini bir erkeğin değil kadının bakışı ile size yansıtması. Kadının ağzından, kadının isteği ve yönlendirmesi ile hareket etmesi. Bu dost ve dostların aslında genel anlamda cinsiyeti bile yok. Zevk ve bazılarına göre belki aşırılıklar dünyasında cinsiyet yoktur. Beden ve şuur onlara dayatılan kimliği yolda bir yerlerde, bulunması zor bir köşeye atalı çok olmuştur. Olay sadece cinsellik değil aslında, birçok şeyin aşırılığıdır. İş sonunda cehennemde orjiye kadar yürüyorsa zaten sonrasında daha ne beklenir ki?
Yeni dostunuzla gittiğiniz yolda tenin baskınlığı ve sarhoşluğu ile bilincin gittikçe erimeye başlaması, egoların önce çatlayıp sonra tuz buz olması, bu yolda kullacağınız araçlar için ehliyeti hak ettiğinizi gösterir. Belki Karayipler tarafında bir reggae partisi, Almanya’da terk edilmiş bir fabrika faşingi, Belçika’nın tekinsiz kulüplerinde endüstriyel ritmler eşliğinde insanlıktan çıkış. Voodoo-U’nun atlası hem zevkten çıldırtıcı hem de sıkıntı ve yapaylıktan bayıltıcı yerlerle dolu. Hangi yolu tercih edeceğiniz size kalmış.
2.
Zevk ve sefa âlemlerinin değişmez güzellikleri Die Form, Soft Cell veya Sheep On Drugs gibi ekipler ile, aynı döneme denk geldiği Prodigy, Experience’in içine saçılmış rave ve drum’n bass marşlarının ortak kardeşliği diyebileceğimiz bir albüm Voodoo-U. Her şarkıda kendine göre sertlik taşıyan, bazen ciddi “Eee?” dedirten, sonra birdenbire “Amanın,” diye koşturtan, ciddi yüksek sesle dinlenmesi gereken ve sırılsıklam terleyene kadar dans etmek zorunda bırakan bir albüm. Dans dediğimiz tasarlanmış, estetik bir güzellik değil de pogo ile rave arası bir uçuş.
Lords Of Acid aslında Belçika electro hard-core-rave sahnesinin önemli isimlerinden Praga Khan’ın neredeyse bir elektronik müzik kolektifine dönüşen projesi. Kuruluşundan itibaren neredeyse 20 kişiyi bulan bir kadroya ulaşmış ahlaksızlık, aşırılık ve keyif komünü. Koen Mortier’in fena filmi Ex-Drummer (2007) ile bizlere en moral bozucu halini gösterdiği Belçika yeraltı müziğini köklerinde taşıyan grup, aslında ortaya direkt rave sesleri ile çıkıyor. Ancak yazımıza konu olan albüm ile gözünü endüstriyele de çeviriyor. Zaten Front 242 gibi bir ekibin çıktığı memlekette bu çok fazla şaşılacak bir şey değil.
Praga Khan ve özellikle ekipten Jade4U tüm diğer işlerinde de zevk ve sefanın, türlü türlü şeytanlıkların, iç gıcıklayan hallerin peşinde koşuyorlar. “Drink My Honey”, “LSD=Truth”, “Pump My Body To The Top” gibi şarkılarıyla yolu hiç uzatmadan, direkt hedefe odaklanan ekip, aslında elektronik dans müziği dinlemiyorsanız çok ilginizi çekmeyebilir. Ama biraz meraklısıysanız, yetmişlerin meşhur diskosu Stüdyo 54’ü rave’cilerin bastığını hayal ederek başınıza gelecekleri az çok tahmin edebilirsiniz. Siz yine de albümü arşivinizde bulundurun ve zıvanadan çıktığınız bir gün volümü kökleyerek dinleyin. Bakalım başınıza neler gelecek. muratmrtseckin@gmail.com