KOKUSU ÇIKMIŞ ŞEYLER: “Methyl Dihydrojasmonate Ne Yaw? Daha Kolay Bir İsmi Yok mu Bunun?”


Vedat Ozan
Doğada rastladığımız kokulu maddeleri hep “tek bir madde”ymiş gibi algılıyoruz. Oysa gerçekte algıladığımız aslında pek çok bileşenden oluşmuş bir toplam koku oluyor. Günlük hayat içinde kokuyu çok fazla bilmediğimizi varsayarak müzik dünyasından bir açıklama getirmeye çalışayım. “Ankara’nın Bağları” mesela, bir toplam algı bizim için; muhtelif notaların planlı bir sıra ve belli bir ritim içinde çalınmasından oluşuyor. Yani do’lar, re’ler, mi’ler öyle bir sıralanıyor ve öyle bir ritim içinde çalınıyor ki, biz dinlerken içinde aynı notaların yer aldığı “Strangers in the Night” ile karıştırmıyoruz onu. Verdiğim örnek her ne kadar üretilmiş bir müzik yapıtına ilişkin olsa da üretilmiş değil doğal bir ses dizisini, bir köpeğin havlaması veya bir kedinin miyavlamasını da aynı mantıkla düşünebilir ve onu da rahatlıkla bileşenlerine ayırabiliriz.

Verdiğim örneğin neden bahsettiğimi anlaşılır kıldığını düşünerek kokuya geri dönelim: “Gül kokusu” dediğimizde 500 farklı bileşenden oluşmuş bir toplam kokudan bahsediyoruz. Yani “gül” kelimesi elbette var ama devamında da geniş bir parantez ve o parantezin içinde gülün bileşenleri toplam içinde var oldukları miktarlarla beraber yer alıyor. Aynı veya farklı atomların muhtelif bağ ve beraberliklerinden oluşmuş bu bileşenlere ise molekül diyoruz. Toplam gül kokusunu nelerin oluşturduğunu anlayabilmek için yapısöküme müracaat ederek onu oluşturan moleküllerin neler olduğunu ve toplam koku içinde ne miktarlarda var olduklarını bilmemiz gerekiyor. Bu karmaşık işleri yapmazsak ne olur, gülün kokusunu alamaz mıyız? Alırız elbette. Ama eğer kokuyu dert edinen bir iş, üretim veya akademik çalışma yapıyorsak, toplamların açık doğal formüllerini bilmek zorundayız.

Koku endüstrisi erişim, ulaşım ve ekonomik zorluklar nedeniyle Sanayi Devrimi’nin başından beri doğal toplam kokuların bahsettiğim çerçevedeki formüllerine ulaşmaya ve onları daha ekonomik bir formatta taklit etmeye çalışıyor. Öncelik ise elbette nispeten pahalı olan doğal malzemede. Demem o ki, her yerde ve her mevsimde yetişmeyen, kokulu sıvısını elde etme yöntemleri oldukça karmaşık ve pahalı olan yaseminle, bol bulunan ve kokulu yağ verimi yüksek olduğundan fazlaca karışık işlere kalkışmadan sadece kabuğuna soğuk pres uygulamanın yeterli olduğu ucuz limonla uğraştıklarından çok daha fazla uğraşıyorlar mesela.

İçinde yasemin olmayan parfüm, hele ki 20. yüzyıl ortalarında, neredeyse yok gibi. Hatta o dönemde “yaseminin yoksa, parfümün yoktur” gibi klişeleşmiş cümleler dolaşıyor ortalıkta. Bir ton yasemin çiçeğinden (Jasmine grandiflorum) ancak bir kilo civarında elde edilebilen yasemin abzolüsünün 1950’li yıllardaki kilo fiyatı ise 20 bin İsviçre Frangı mertebesinde. Bir ton yasemin çiçeği de hepsi tek tek elle toplanmış neredeyse sekiz milyon adet çiçek demek. Bırakın o çiçek kütlesinin kokulu sıvısını elde etmenin zorluğunu, hepsinin tek tek toplandığını akla getirmek bile etiket üzerindeki fiyatı yukarıya doğru itmeye yetiyor.

Doğal olarak bütün esans fabrikaları yaseminin sırrını çözmeye, onu oluşturan bileşenleri saptamaya ve laboratuvarlarında üretmeye çalışıyorlar. Her ne kadar üç yüz bileşenden oluşan toplam yapısının %87’sini çözebilmiş olsalar da eksik olan bir şeyler var. O eksikler de yasemini kokladığınızda algınızda oluşan, müphem bir ifadeyle “ışıltılı” ve “sıcak” diye adlandırabileceğimiz izlenimi oluşturan bilinmez içerikler. Yani çoğu gitmiş azı kalmış ama, kalan az aslında çok şey ifade ediyor.

Doğanın sırrını çözmeye çalışan esans sektörü öncülerinden Firmenich isimli şirkette de Edouard Demole isimli bir kimyager çalışıyor. Akademik kariyerini de işiyle beraber yürütmekte olan Edouard Bey’e, patronu Roger Firmenich de diyor ki, “Ağa, bak sen doktora tezin için konu arıyordun. Aha, çözülememiş yasemin durupduru ortada. Bir el atıver şuna. Olur da çözebilirsen, hem sen istifade edersin, hem de biz.”

Edouard Bey 1957 yılında arzulanan izlenimi yaratan molekülü buluyor: methyl hydrojasmonate. Ardından yaseminin toplamından ayrıştırdığı bu tekil molekülü laboratuvarda azıcık değiştirerek sentezliyor ve 1958 yılında ortaya methyl dihydrojasmonate denilen molekülü çıkarıyor. 1960 yılında patenti alınan bu yeni molekül tek başına koklandığında pek bir şey ifade etmiyor, hatta belli belirsiz bir kokusu var. Ancak ne zaman ki diğer koku molekülleriyle biraraya getiriliyor, işte o zaman uyuyan bir dev uyanıyor ve toplam yapı tarifsiz bir doygunluğa, ışıltı ve sıcaklığa, derin ve tatlı bir çiçeksi karaktere bürünüyor.

İlk başlarda parfüm tasarımcıları tek başına pek bir şeye benzetemedikleri methyl dihydrojasmonate’e uzak duruyor ve kullanmıyorlar. Ancak bütün zamanların en önemli parfüm tasarımcılarından biri sayılan Edmond Roudnitska 1966 yılında Christian Dior markası için tasarladığı bir parfümde %2 gibi cesur bir oranda methyl dihydrojasmonate kullanıyor ve “Eau Sauvage” ismiyle hâlâ satışta olan bu klasik erkek parfümü satış rekorları kırmaya başlıyor. Devamını tahmin edersiniz; bugün formülünün içinde methyl dihydrojasmonate yer almayan bir parfüm neredeyse yok gibi.

Tek başına pek anlamlandırılamayan ancak bütünün içine girdiğinde algıyı tarifsiz bir haz ölçeğine taşıyan bu moleküle üretici şirket olan Firmenich tarafından bir de ticari isim veriliyor. İşin doğrusu, çok da aranmıyorlar “Ne isim versek de methyl dihydrojasmonate’ı kolay telaffuz edilebilir ve cazip bir isimle satsak?” diye. Eros ile Psyche’nin ölümsüz aşklarının meyvesi, “haz” ve “keyif” dendiğinde akla gelen ilk kelimenin marka tescili alınabilmesi için bir harf ilave edilmiş haliyle vaftiz ediliyor methyl dihydrojasmonate: Hedione. vedato@yahoo.com