BU DA SUÇ
Emre Eryılmaz
Hah! İşte tepenin üzerinde bir elinde şarap kadehi, diğer elinde flütü sekerek dolaşıyor yüce Pan. Hedonizm’in Maradona’sı. Tutku ortalarına, şehvetle röveşata gol atar. Tanrı’nın bilmem ki neresi.Aşk, tutku, ihtiras, manipülasyon, acı, keder tekmili birden, full HD, acayip ses sistemi; aha vazgeçilmez Pan!
Neden vazgeçelim ki zaten. Teknoloji eyerine yerleştik diye mi? Bu tür zımbırtıları her dönem kullandık. Abartı halinde “elini telefondan çek artık” sürecinde suç güdülemesi yaşatılması komik değil mi? “Çek elini” cümlesiyle havuca ilginin artacağını bilmeyen var mı? Hesapta manipüle ediliyoruz.
Yanlışım varsa düzeltilir ama aşağı yukarı süreç şöyleydi. Adamın biri te ötede bir zaman, etraf mahlukatını gözden geçirmiş,“Yahu, canlı türleri arzuları uğruna yaşıyorlar galiba. Yaşamak herhalde budur, yaşanmalı tabii,” demiş. Gel zaman git zaman başka adamlar da çıkıp “Arkadaş bu iş böyle olmaz. Medeniyet kuruyoruz burada. Öyle kafasına göre takılmak olmaz. Arzular, topluluğa fayda etmez ise gereği yoktur,” demişler. Bunun üzerine diğerleri de çıkıp “İyi de gelişim süreci, arzu, tutku sonucu ortaya çıkıyor. Yararlı zararlı diye ayrıştırsak mı?” diye söylenmişler. Kafa kafaya veren bir başka adamlar güruhu “En iyisi, ticarete fayda sağladığı sürece problem yok sayalım,” demişler. Tabii, önleri ve arkaları, durumlara göre değişen, kaypak ahlak kaideleriyle dolmaya başlamış.
Kullanmayı bilmiyorsun, ama satın almaya devam et. Kullanmayı bilmiyorlar, ama satın alınacak yeni bir şey üret.
Durum bu iken ve biz “manipüle” edilenler bunu biliyor iken, kendimizi neden suçlandığımız süreçlerin içinde bulmalıyız? Zaten sistemin sınıflandırmasıyla boyunduruk altındayız, bir de üzerine ahlak sınırlandırmaları… Gün geliyor çekilecek hali kalmıyor… Komik bir dalga dönüyor ortalıkta. Tüketim toplumu yaratılmış, fakat neyi tüketirsek ardı sıra suçlu olarak yaftalanmaktan kurtulamıyoruz. (İnternet bağımlılıktır, bilgisayar sadece oyun mu demektir, aşklar kısaldı, şehvet çoğaldı, insanlar sadece kendilerini arzular oldular, -benim en sevdiğim uzman cümlesi- tüketimi bilinçli yapmak gerekir. Bir saniye sonra reklam “Bu en son teknolojik ürünle karşınızdakini etkileyin.”) Ve tüketmeye devam ederken, suçluluk duymamız isteniyor.
İdeolojilerin temel harcını suçlamak oluşturur ve zaman kavramı cezalandırılma korkusu yaratır, korku çatışmaları besleyerek “gelişim” denen ahlak normlarıyla baskı kurar. (Maradona’mıza atılan tekme, dirsek darbeleri) Biz de cinsel hayattan düşünce hayatına değin suçluluk hisleriyle yaşar gideriz. Çünkü neyi nasıl yapacağımız sınıfsal konumumuza göre belirlidir ve bunun dışında her şey kötüdür. (“Ne güzel sahibimiz bizim için belirlemiş, kafayı yormaya gerek yok” deme isteği kötü müdür? Elbette değildir. Ama istememenin ne anlam taşıdığını ve istemediğini düşündüğünün ne olduğunu bilmek de iyidir.)
İşin aslı Pan’da yatıyor gibi. Pan asla güven duygusu vermez (bkz. Panik). İdeolojiler bize güven içinde öleceğimizi fısıldarlar. Biz de güven kelimesine tutunur, ölmeyi bekleriz. Pan’ın ideolijisi yoktur, bu sayede zaman kavramından azade durumdadır. Zaman yoksa eğer, ölümü düşünmeye de gerek yoktur.
Güvene bağımlı kişi zamana karşı yarış içindedir. Pan’ı ihtiyacı dahilinde kullanır, unutur gider. Pan ise ihtiyaca cevap verdiğine inanma isteğiyle hadiseyi içe soyutlar.
Son bir laf geçirme cümlesi; ideolojilerin getirdiği özgürlük ne manaya denk gelmekte, açıkçası tuhaf bulmaktan başka hissim yok. (Ekonomik paylaşım sözleşmesinin yanında verilen LSD olabilir.)
Ve son cümle; ideolojiler komik kalır Pan’ın karşısında. Çünkü ideolojiler sonlanmaya mahkûmdurlar. Pan’ın ise, yaşamın kıyısında köşesinde, en çok markaj altında kaldığında dahi bir golü kesin vardır.
Kalın sağlıcakla… sefahat@hotmail.com