VAHŞETİN ÇAĞRISI
Viktor Pilatan
Hiçbir masraftan kaçınmadım. Bu ay sizler için hedonist bir felsefeyle yaşamaya çalıştım. İzmir Burma yedim, kumar oynadım, ovalara karşı derin nefesler aldım, jakuziye girdim (ama köprü altında bir su birikintisi de olabilir içinde yuvarlandığım, bazen emin olamıyorum). Ve geldiğim nokta hedonist yaşamanın masraflı ve stresli bir iş olduğudur. Bir kere bir yaştan sonra keyfi takip etmek yorucu olabiliyor. Bir de tabii bu yazıyı düşünmek zorunda olmam bir paradoks yaratıyordu.Yıllar yıllar evvel Cihangir’de deniz manzaralı bir evin balkonunda sabah 5 iken, laptop’tan Beck ve benzeri şarkılarla dans edip etraftaki 4-5 insanla evde içilebilir ne varsa bardaklardan boşalttığımızı hatırlarım. Bu hayatımdaki çok ender anlardan biriydi. Sonra bir ses duyduk. Bu ses “Hedonizmin bu kadarı,” diyordu. Tabii sesimizi biraz kısmak gerektiğini hemen anladık. Ama bir yandan insan “gelişmişliğe bak” demeden de geçemiyor. “Sabah iş var ulan!” veya “Çocuk uyuyor Allahsızlar” gibi tepkiler daha beklenirdi yaptığımızı düşünürsek. Gecenin başlangıcında The Wailers konserinde olduğumuzu da belirtmeliyim. CD gibi çaldıydılar. Kendimize yalan söylemeyelim, böyle geceleri arıyordu insan o zamanlar. İnsan gençken, şanslılarımızdan bahsedeyim, bir üniversiteye kayıt yaptırmış ve ne bileyim 5 senesini kapatmışsa, yapılacak şey küçüklüğünde duvarına astığı posterlerdeki rock starlar gibi eline geçirdiği her şeyi içmek, denemek olabiliyor. Hayat mücadelesi daha uzaktayken. Bu bittiğinde de bazıları kurtaramıyor kendini. O zaman kötü.
Tüketim işte. Eve bilgisayar aldık 2-3 sene sonra Napster çıktı. Sonra torrent çıktı. Sanat eseri tüketimi beyinlerimize bir aşırı haz yaşattı 2000’lerdeki 10 senede. Her gördüğüm “%100 complete” ibaresi, başlarda hap atmak gibiydi. Şimdiki hızlarla buna bir tölerans geliştirmiş de olsam gene de her %100 bir keyif yaratmaya devam ediyor. Ya da sevdiğiniz bir oyuncunun veya yönetmenin bir dizisini duyduğunuzu düşünün. Hem de 13 bölümün hepsi aynı anda yayınlanmış, hem de izlemediğiniz bir sezonu daha varmış. Beyninizde aydınlanan yerleri hissediyorsunuzdur.
Kapitalizm insanların zevk için basılacak düğmelerini önce öğrendi, sonra da o düğmeleri kendi yaratmaya başladı (tabii ki senle bana olmadı bu la, biz uyanığız). Bazılarımız zaman da satın alabildi. Bu zaman pek çokları için anlık zevklerin yaşanması gereken bir boşluktu. Ama hedonist yaşamın da derdi burada. Size göre çok zevkli olan ne olursa olsun, bir zamandan sonra bünyenizin buna töleransı artacaktır. Bu zaten bir uyarı mekanizmasıdır. Eğer onu dinlemeyip hep daha fazlayı düşünürseniz, vücudunuz size problem çıkaracaktır.
Bir habere göre, bir üniversitede bir panele katılan bir manken, zengin iş adamlarıyla ilişki yaşaması üzerine bir imaya “Fakirlerle mi çıkalım?” diye retorik bir soruyla cevap vermiş. Buna da kızılmış. Öncelikle üniversitenin böyle bir söyleşi düzenlenmesinden öğrencilerin nasıl bir fayda sağlayabileceklerini düşündüğünü bilemiyorum. (Yıllar evvel bir üniversitenin Gülben Ergen’e “Sosyal medyayı en iyi kullanan ünlü” diye bir ödül verdiğini hatırlarım.) Konunun nasıl buraya geldiğini de bilemiyorum ama kızılmasının haksız olduğunu düşünüyorum. Bu kızımızı politik doğruculuk zapturaptına alarak öyle konuşmasını istemek ne kadar doğru? Çoğunluğun kabul ettiği bu olgu dillendirilince neden bozuluyoruz ki?
20 yıldır ne zaman Snoop Dogg’u görsem işi gücü bırakıp serserilik yapasım gelir. Kendisinin 2014’te Koreli popüler isim Psy ile yaptığı “Hangover” şarkısının klibine ve sözlerine de dikkat çekesim gelir. Uzak geleceklerde bunu seyredenler ne düşünecek acaba?
Yeni hedonizm dalgası Çin’de başladı. Dikkat edin. Dinsiz, ahlak ve empati yoksunu materyalistler çağı başladı orada. Şangay Beşlisi’ne girersek büyük sefa geliyor.
Çok uzun ergenlik yaşıyoruz, çok eğleniyoruz, hiç yaşlanmak istemiyoruz. Ama düşünün 100 sene önceki ortalama adama göre yattığımız yataktan ettiğimiz kahvaltıya, ulaşabildiğimiz bilgiye, her saniyemiz zevkli.
Kendinizi sevin, ama çok da sevmeyin.
Ya da boşverin, öleceksek ölelim.