Buralar Hep Schadenfreude!


Müge Ersan

“Komedinin temelinde, trajedinin alay etme ruhunu harekete geçiriyor olması gibi bir çelişki vardır. Çünkü alay etmek; isyankâr bir davranıştır.” - Charlie Chaplin

Almanların bir lafı var, bilen bilir, “schadenfreude” derler; “başkasının acısından zevk duyma” durumu. Bunu tek kelimede özetleyebilmeleri tabii artık onların kendi Almanlığı da... Şahsen, bizler binlerce yıl düşünsek bunu tek kelimeye indiremeyiz. İndirmeye tenezzül de etmeyiz yani, bize yakışmaz. Malum, komşusu açken tok yatanlardan olmak istemeyiz. Hele bir de bunu onun suratına vurup, hava atmak, töbeler olsun! Allah muhafaza; bunu alışkanlık haline getiririz falan, işler iyice çığırından çıkar. Biçareyi bulduğumuz yerde “vururuz kırbacı, vururuz kırbacı” daha da bir kendimizden geçeriz. Yok, yok en iyisi biz hiç bu kelime oyunlarına girmeyelim. Vurdumduymazlıktan hallice, boş vermişlikten az ötede çaktırmadan kıs kıs gülüşlerimizle yetinelim.

Hayata da bir kere geliyoruz ama, emin olduğumuz tek şey, doğduysak her gün ölüme yaklaşmaya devam ettiğimiz. Bir şeylerin zevkine varmadan buralardan gitmek de çok cazip değil gibi. Yani, vermeselerdi elimize o kırbacı o zaman! Biraz da olsun abartmayalım mı, hiç mi yani?! Yok canım, birazdan bir şey olmaz. Zaten herkesin hayatında sorun, dert, tasa, ay ne kadar da sıkıcı! Arada bir de olsa; “Aman iyi ki benim hayatımda düzgün bir şeyler var,” demek istiyor yani insan. Başkalarına bakarak da olsa gülmek istiyor. Artık o başkaları bunu üstlerine alınıyorsa o da onların kendi başkalığı.

Ne yaşadığın değil nasıl yaşadığın önemli diye bir laf var mıydı, ben mi uydurdum, bilmiyorum da şu an çok mantıklı geldi. Her şeyden memnun olmayı da beceremiyoruz zaten. Bari memnun olmadığımız şeyden ufak bir haz çıkartalım ama di mi?! Yani dayak yiyene “Oh olsun,” demesek de, o kadarı da fazla, evet! Ama yani yapanlar da var. Yok, yok şimdi o dayak dönüp dolaşıp bize gelir falan... En iyisi biz hafiften dalgasını geçmeyi öğrenelim. Bir deneyelim en azından. Hem yaz da geliyor yani havalar ısındı. Deniz, güneş, kum... Kum mu? Yani belki. Sonuçta kızgın kumlardan, serin sulara diye bir şey var. Serin sular biraz uzaktaysa da, artık... “Acımadı ki, acımadı ki” denilerek gülünebilir mesela! Evet, buldum! Hem herkesin suratına suratına yapılan “bilmem nerde şey keyfi”, “şeyimle şey sefası” paylaşımlarından daha eğlenceli, daha yaratıcı, hem de aynı hazzı başka bir şeyden alamadığımız bir çaba, bir emek var içinde sonuçta. “Oh olsun” yerine kullanılabilir. Bir öneri olarak, naçizane.

Kimilerine göre bu; bir nevi başkaldırı da sayılabilir, biraz abartmanın da keyfi başka şeyde yok canım. Olmuşla ölmüşe çare olmadığına karşı bir görüş. Bir nevi cefadan sefa yaratma. İnsanın kendi hazzını kendi bulması gibisi var mı! El emeği, göz nuru. Ha, belki “bunu yapan usta kör oldu” dedirtecek kadar da tehlikeli, ince bir iş.

Uğraşmak mı lazım diyorsunuz? Düşünmek, tartmak falan... E, ama canım, içtenlikle gülemedikten sonra nasıl varacağım ki ben bu dünyanın keyfine. Zararın neresinden dönülse de kâr ama yani. Zarar deyince de, bana bir gülme geliyor. Size gelmiyor mu? :) muge.ersan@gmail.com