Tabiatı Gereği, Mayıs


Tayfun Polat

İnan Mayıs Aru, halkı askerlikten soğutma suçuyla çıkarıldığı mahkemeden tek celsede beraat etti. Militarizm ve milliyetçiliğin ayyuka çıktığı bu günlerde, Mayıs’ın hak mücadelesinde kazandığı bu dava, küçücük bir adım. Ama bir soluk almamıza vesile olması bir yana, hâkim dile karşı inşa etmeye çalıştığımız yeni yaşam adına Mayıs’ın sözlerine kulak vermeye, mücadelesine şahit ve destek olmaya çok ihtiyacımız var.


2008 yılında vicdani reddini açıklayan Mayıs, geçen yıl agroekoloji eğitimi almak için Hindistan’a gitmek üzere pasaport başvurusunda bulunduğunda başına gelenleri sosyal medyada paylaştıktan sonra, halkı askerlikten soğutmakla suçlanarak yargılandı. “...Her yerde yürütülen kara propagandaya karşı elimdeki sınırlı araçlarla ulaşabildiğim kişilere istemiyorlarsa askere gitmeyebileceklerini, bunu yapmak zorunda olduklarını söyleyen sistemin hem yalancı hem de gaspçı olduğunu, askere gitmemenin mümkün bir seçenek olduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün içinden geçtiğimiz bu savaş ortamında aslında bu mümkün bir seçenek olmaktan da çıktı, biraz vicdanı ve hayata karşı saygısı olan kimsenin davullarla zurnalarla güle oynaya askere gidemeyeceğine inanıyorum, bunun çağrısını yapıyorum ve yolunu yordamını anlatıyorum diye ‘Halkı Askerlikten Soğutmak’ diye anlamsız bir suçla suçlanıyorum,” diyerek dostlarını 30 Mart günü, Muğla Adliyesi’nde gerçekleşecek duruşmaya çağırdı. “Vicdan üniformaya sığmaz” başlığıyla yaptığı bu davete icabet ettik.

Datça’dan 4 kişi, çıktığımız yolda fark ettirmesek de biraz gerginiz. Ortam malûm, Muğla deplasman. Olası bir müdahalede ne yapacağımızı, buluşma noktamızı falan konuşuyoruz. Sinan ateşten bayılmak üzere ama aramızdaki tek şöfor. Tamer yapacağı canlı yayının teknik detaylarını çözme derdinde. Hava çok sıcak. Arabadan inerken montumu bagaja koymaya yelteniyorum. Orhan “Kalsın üstünde, coptur, sudur, işe yarar,” diyor. Bu haletiruhiyeyle Adalet Sarayı’na geliyoruz. İn cin top oynuyor. Meğer yolun karşısındaki büfeyi mesken etmişler. Aralarına katılıyoruz. Çoğunluğu Muğla civarından, ama İzmir, Ankara ve İstanbul’dan da, 40 kişi civarında çok güzel bir kalabalık. Bebekler de var, abiler, ablalar da. Yılların ayırdıkları sarılıyor. Vicdani ret mücadelesine yıllarını vermişler gençlerle, sosyal medya arkadaşları birbirleriyle tanışıyor. Mayıs, öyle sakin ve net ki, herkesin ruh haline tesir ediyor. Hiçbir kaygı kalmıyor.

Topluca mahkeme salonunun olduğu kata çıkıyoruz ve beklemeye başlıyoruz. Saatinde başlamıyor duruşma. Gelen geçen tuhaf tuhaf bakıyor. Yere oturmuş resim çizen de var, denize varmaya çalışan bir caretta gibi mahkeme koridorlarında emekleyen bebeler de. Bekliyoruz, bekliyoruz. Sonra sıra geliyor. Herkesi salona almıyorlar elbet. Sadece en yakınlar. Yine bekliyoruz. Orhan “Mayıs Sıkıntısı,” diyor. Gülemiyorum ama çok iyi espri. Sonra çıkıyorlar. Ve içeride neler olduğuna dair bilgileri alıyoruz. Savunmada halkı askerlikten soğutmanın suç olmadığı, ilgili maddenin anayasaya aykırılığı dolayısıyla yargılamanın hukuki temeli olmadığı, özellikle son dönemde anaakım medyanın dahi ilgisini çeken “asker fotoğrafları” gösterilerek halkı askerlikten soğutanın bizatihi askerler olduğu, bedelliden yararlanan ve zorunlu askerken şüpheli asker ölümlerinin yüksek sayısı belirtilerek askerlik görevinin madde gerekçesinde ifade edildiği gibi kutsal olmadığı, askerliğin siyasi konjonktüre göre kullanıldığı, Mayıs’ın din ve vicdan özgürlüğü ile ifade özgürlüğünü kullandığı avukatları tarafından belirtilmiş. Ve Mayıs, kararın ertelenmemesi talebinde bulunmuş. Kısa süren heyecanlı bekleyişten sonra, karar açıklanıyor; beraat! Uzunca süre alkışlıyoruz. Mayıs’a sarılmak için kuyruk oluşmaya başlayınca alkışlar kesiliyor anca. Ne yalan söyleyeyim, sadece ben değil, çoğunluğumuz bu kararı beklemiyordu. Şaşkınız.

Adalet Sarayı’nın önüne iniyoruz. Mayıs, kısa ve net bir açıklama yapıyor. “Basın açıklaması yapmayacağım. Zaten basına da ihtiyacımız yok. Hep kendi basınımızı yaratmanın yollarını bulduk. Bugün, başka bir duruşun olduğunu göstermek adına, önemliydi. Özellikle bugünlerde, giderek artan militarizasyon ve milliyetçilik dalgası içerisinde, biraz olsun başka bir sesi duyurmak için hep birlikte çabalamamız kıymetli. Devam da edeceğiz. Yeterince soğumamışlar,” diyor. Ardından Mayıs’ın babası Kemal Abi pişmani reddini açıklıyor. Zamanın asılı kaldığı anlar vardır, bilirsiniz. Gülüyoruz, ağlıyoruz, boğazımız düğümlü, tüylerimiz ürpermiş, gülüyoruz, sarılıyoruz. Gezi’den sonra ilk kez yaşıyorum bu hissi.

Mayıs için vicdani ret kararı, kendi ifadeleriyle bir kendini kurma eylemi. Ailesinin verdiği İnan isminin yanına Mayıs’ı eklemesi, mesaili bir işte çalışmaması, dağ başında bir köyde bahçesine makineler, ilaçlar sokmadan tarım yapması, hepsi birbirini tamamlayan kararlar. “Bir şekilde askere gitmek zorunda olduğumu hissedip de gitseydim sanırım benlik bütünlüğüm, kendime olan saygım dağılırdı, belki şu an yaptıklarımı yapamazdım. Bir başka ben olurdum. ​Belki o bütünlüğü yeniden kurmanın yollarını da bulabilirdim. Gerçekten istemedikleri şeyleri yapmak zorunda kaldığını hisseden herkes için de o bütünlüğü yeniden kurabilme yollarını bulmalarını dilerim,” demişti Mehmet Said Aydın’a verdiği röportajda. Pasaport almak için gittiği karakoldan sevk edildiği şubede reddinin etik ve politik nedenlere dayandığını, militarist yapının kendisine ve devlete karşı olduğunu herkese anlatmaya başlayınca uzman çavuşun biri gencecik çocukların kafasını karıştırmasın diye kenara çekmiş Mayıs’ı ve “E, peki senin vatana millete borcun ne olacak? Sınırlarımızı kim koruyacak?” diye sormuş. O da Hindistan’daki agroekoloji eğitimini, çiftçilerin durumunu, kısır tohumlara ve kimyasallara bağımlı hale gelmiş tarımı ve buna bir çözüm arayan insanları anlatıp, “Bundan âlâ vatan hizmeti mi var?” diye yanıtlamış.

Mayıs, permakültür ve ekoloji alanlarında çalışanların ismini çok iyi bildiği, Er-Tarih’e Karşı, Leviathan’a Karşı, T.A.Z. Geçici Otonom Bölge, Ontolojik Anarşi, Şiirsel Terörizm, Yeşil Ekonomi, Gizemli Diyar Terijiyan, Akiba gibi kitapları çevirmiş, şiirleri, kurmaca, kavramsal, politik ve ekotopik yazılarına nedircikler.com adresi üzerinden ulaşabileceğiniz bir anarko-ekolojist. Kendisini böyle tanımladığından değil, ben size onu ve çalışmalarını, inşa ettiği yaşamı tanıtabilmek adına böyle tanımladım, kısıtlı lügatımla.

Beraatinden sonra Tamer’in telefonuna yaptığı ve bambuser.com/v/6185026 adresinden tamamını izleyebileceğiniz sohbette söyledikleriyle bitirelim: “Şu ana kadar net olmayı tercih ettik. Savaşın hiçbir şekilde tarafı olmamayı tercih ettik. Hepimizin kendi hayatında mücadeleleri var. Ama bu mücadelelerin en azından şiddet kullanarak, onun yollarıyla, onun araçlarıyla sürdürmemeyi tercih ettik. Bu kararı, yıllardır görmezden geldiğimiz savaşın hayatın her alanına yayıldığı, artık savaşı daha net biçimleriyle gördüğümüz bu günlerde, başka bir sözün yeniden kıymetli olabileceği olarak görüyorum. Biraraya gelişimizle taraflar dışında duran, kendimize has, net bir gözümüz var. Biz böyle yaşamıyoruz, yaşamayacağız. Ne olursa olsun tercih etmeyeceğiz. Başka yaşam biçimlerini de hayatımızın içinde görüyoruz, örüyoruz. Bugün devletin ya da adalet mekanizmasının bunu gördüğü gibi nahif bir okumayla da okumuyorum bunu. Ama biz kendi duruşumuzu net bir biçimde koruduğumuzda, bunun görülmemesinin de mümkün olmayacağını düşünüyorum. Yeniden bu dili örmek için, yeniden buradan yürümek için bir şans olarak okuyorum bu yaşanan süreci. Bundan sonra savaş karşıtı da değil, gerçekten savaşın dışında bir dili korumak için bir yol olarak görüyorum. Savaş var, bunu kabul etmemiz, görmemiz, bilmemiz gerekiyor. Bunu yadsıyamayız. Kendimizi sadece karşıtlık üzerinden de kuramayız. Ama hayatımız içerisinde, en basitinden kendililiğimiz, eylemlerimiz içerisinde başka bir dili kuruyoruz. Mahkemede de, öncesinde jandarmayla ilişkilerimde de asla karşıtlık üzerinden kurmadım ilişkilerimi. Net olduğumu bilerek durdum her zaman. Bunu yapan başka arkadaşlarımız, yıllardır sürdürenlerimiz var. Bunu genişletmemiz, yaymamız gerekiyor. Başka bir dünya mümkün deniliyor ya hep. Başka bir dünya mümkün değil, başka bir dünya mevcut. Başka bir dünyayı şu an, burada kurmadığımız sürece onun mümkünatından da bahsedemeyiz.” tayfunpolat@hotmail.com