BENZINLI HIZAR MAKINESI DOĞAL DEĞIL MI YANI?
Hira Doğrul
Şehre geldiğimde, yeni tanıştığım insanlarla laflarken 7 yıldır kırsalda yaşadığım öğrenildiğinde genelde ilk tepki şu oluyor, “Yav, en iyisini yapmışsın, ben de ilk fırsatta kendimi doğaya atacağım”. Doğa mı? Bunu duyduğumda kalakalıyorum, diyecek laf bulamıyorum. “Doğa” ile insan eli değmemiş yaban hayat kastediliyor herhalde. Düşünüyorum da, hayatımda hiç “Doğa” gördüm mü? Bir kere ucundan azcık, Pakistan’daki bir çölün kıyısında.Ağızlara pelesenk oldu, doğa yürüyüşü, doğaya çıkmanın iyi gelmesi falan. Doğa mı kaldı yahu? Yaşadığım köy bir Milli Parkın hemen dibinde. Gözüme çarpan her şey, koyunlar, tavuklar, köpekler, meyve ağaçları, envai çeşit sebze bu biçimleriyle insanın şekillendirdiği kültürel unsurlar. Etraftaki binlerce yıldır insan eliyle şekilden şekile girmiş “ormanlar” birer kereste imalathanesi. Milli parkta hayvan çeşitliliği diye bir şey kalmamış, orman örtüsü kaç kere toptan imha edilmiştir, allah bilir. Türkiye‘de “doğal alan” diyebileceğimiz kaç metre yer kaldı? Belki Kaçkar ve Küre sıradağlarının tepeleri, ki ekosistemler birbirleriyle bağlantılı olduğundan bu bölgeler de yoğun etkilerden muzdarip. Anadolu’nun “doğal” ağaç ve bitki örtüsünü hep merak etmişimdir. Bir ara bunu araştırmaya başlamıştım; en son Likyalı tarihçilerin Anadolu’da kesintisiz yapılmış ağaç kesimlerinin genel bitki dokusunu ne kadar değiştirdiğinden şikayet ettiğini öğrendiğimde pes ettim. Yeryüzünde Doğayı sürekli geri püskürtmekteyiz.
Güzel, peki, açıyı değiştirelim; İnsan Doğa’nın ta kendisi değilse nedir ki? Biz laboratuvarda mı yaratıldık, uzaylılar tarafından yeryüzüne mi bırakıldık? Bu yeryüzünün doğal süreçlerle şekillenmiş bir ürünüyüz; yaptığımız her şey, bütün kültürel ürünlerimiz dopdoğal. Ateşi buluşumuz, dili ve yazıyı yaratmamız, tahıl ekmeye ve yerleşikliğe geçişimiz, buharlı makineler ya da uzaya fırlatılan gemi niye “doğal” olmasın ki? Bertrand Russell, her canlı varlığın çevresinden kendisi ve nesilleri için mümkün olduğunca çok enerji alan bir çeşit emperyalist olduğunu söylemişti. Bizim de birikegelen kültürel donanımımızla yaptığımız bu. Tek fark bütün canlıların katı ekolojik yasalara tabi olması bizimse “teknik”le bu yasaları eğip bükmemiz.
Burada doğal olmayan tek şey var bence. Doğal sürecimizde doğa matematiğini alabildiğine eğip bükecek bir noktaya geldik, ok. Sonuçta çılgınca üredik, her yere yayıldık ve diğer canlı türlerinin alanlarını istila ettik, ok. Geldiğimiz noktada, bu kaçınılmaz durumun zamanla kaçınılmaz şekilde yeryüzünü insan ve diğer çoğu canlı için yaşanabilir olmaktan çıkaracağı gerçeği yüzümüze tokat gibi çarpıyor, bu da ok. İşte, tüm kültürel birikimimize ve elimizdeki tüm olanaklara rağmen aynı gidişatta ısrar etmemiz doğal değil. Diğer canlıları geçtik ama en azından kendimizi koruma mekanizmalarının devreye girmesi beklenir ama giremiyor. Nedenleri ayrı bir yazının konusu. Ama bu engeli aşamazsak doğal olarak yok olacağız, bu kadar basit.
Hira Doğrul ile "Kırsalda yaşam, Topluluklar ve Permakültür" Sohbeti, 28 Nisan, Perşembe, 20:00'de izlek2016: Devam Etmek etkinlikleri kapsamında kargART'ta... hazbazz@gmail.com