IGGY POP: İçimizdeki İdiot
Utkan Çınar
“Bundan sonra dükkânı kapatmayı düşünüyorum. Böyle hissediyorum. Altıncı hissim böyle diyor…Gerçekten bir albüm üzerinde çalışmak her şeyinizi vermenizi gerektiriyor ama enerji sınırlı artık,” demiş rivayete göre James Allen Osterberg nam-ı diğer Iggy Pop. Josh Homme ile beraber Homme’un Joshua Tree’deki ünlü stüdyosunda kaydettikleri Post Pop Depression’ı takiben… Biz de rock tarihine damga vurmuş bir başka bukalemunun gayet güzel kariyerine ve yeni albümüne bir bakış atalım istedik.
Aslında Iggy Pop deyince size gelen ilk his müziğiyle ilgili değil. Bir kere adama kesinlikle sempati besliyorsunuz. Kariyerinin başındaki “deli” dönemleri ayrı tutarsak her zaman neşeli, keyifli bir adam oldu karşımızda. Giyinmeyi de sevmez, sahnede tamamen çıplak kalmışlığı da vardır. Hatta bu son albümün kayıtları öncesi eşi ona pijamalar almış ki milletin yanında anadan üryan gezmesin. Müziğine gelince de 45 senedir aralıksız albüm yayınlayan birinden bahsediyoruz. Koltuğunun altında 23 adet albüm olan birinden bahsediyoruz.‘70’lerin başında adını duyuran ve Pop’u şöhrete ulaştıran The Stooges’u proto-punk olarak anıyoruz. Bazıları aslında ilk punk grup olduklarını savunuyor. O da olabilir. New York Dolls ile beraber müzik olarak punk’ın atalarından olduklarını söyleyebiliriz. Ama tavra gelince Pop’un tam bir punk olmadığını da düşünebiliriz. Punk’ta bir öfke ve saldırganlık varken Pop hep işin hedonist kısmındadır sanki. Ama iş limitleri zorlamaya gelince de ismini geçirmek gerekir. İlk The Stooges hit'i “I Wanna Be Your Dog”, 1969’da yayınlandığında, John Cale’in de prodüksiyonuyla The Velvet Underground’ın entelektüel bozuculuğunu iyice sadeleştirerek, sokağa indirerek popülerleştiriyordu. Zamanında “stupid-rock” benzetmesi bile yapılmış bu albüme. Pop’un solo kariyerine The Idiot adlı bir albümle başladığını da düşünürsek… Borat ve Ali G olarak bildiğimiz Sacha Baron Cohen’in gençliğinde Cambridge’de eğitim aldığı ünlü tiyatro hocası Philip Gaulier, öğrencilerine “içlerindeki idiot”u bulmalarını salık verirmiş. Pop da sanki bu fikri uygulamaya çalışır. Bu kendini ciddiye almayan tutumu da klişe rock star pozlarından özgür kılar.
Bowie’nin produksiyon yaptığı işlerin kendi albümleri kadar ve bazen daha fazla iyi olması enteresandır. Hani o da Warhol’un yolunda gidip daha çok adamı ortaya çıkarabilirdi ilerleyen yıllarda da belki. Her ikisinin de güçlü bir solo kariyer başlangıcı yapmasını sağlayan Lou Reed’in Transformer ve Iggy Pop’un debütü Lust For Life hakikaten kariyerlerinin en iyi albümlerindendir. Akranı birçok müzisyen gibi ‘80’leri kötü alışkanlıklardan arınmaya ve biraz da tutunmaya çalışan Pop’un‘90’larda tekrar görünür olmasını sağlayan şey, “Lust For Life”ın Trainspotting’in soundtrack’inde akılda en çok kalan şarkı olarak yer etmesi oldu. Aslen eski bir çalışma olan “The Passenger”ın da 20 yıl sonra, uzun süre buralardaki tatil yörelerinde sıklıkla çalan bir şarkı olduğunu hatırlarım. Filmin popülaritesi onu tekrar manalı kıldı ve onun bir on sene daha solo albümler yapabilmesinin önünü açtı. O da bunu çok iyi kullandı. Özellikle Avenue B’yi ayrı bir yere koymalı. Post Pop Depression’dan önce iki tane de pop caz albüm yayınladı. Fransız şansonları, caz standartlarını beklenenden gayet iyi yorumlasa da Pop’un suratını gözünüzün önüne getirdiğinizde çok ciddiye almak da kolay olmuyor.

Post Pop Depression’a gelirsek; kısaca isimlerden beklenenin azıyla yetiniyoruz. Josh Homme’nin daha önce Arctic Monkeys ile başarılı bir prodüksiyon geçmişi var. Zaten hali hazırda Monkeys davulcusu Matt Helders da bu albümde yer alıyor. Post Pop Depression’daki şarkılar Homme’un marka sound’una sahip ama bunun Pop ile beraber yürüyebilmesi için biraz esnemesi gerekiyordu. Gene de Pop’un sayesinde albümde keyifli bir teatrallik var. “Vulture” gibi bir şarkıdan, uzaktan da olsa, Kurt Weill tadı alabiliyorsunuz. Hani Josh Homme yerine The Bad Seeds ile müzik yapsaymış ne olurmuş daha çok merak ederim.
Post Pop Depression büyük ihtimalle 50 yıla yakın bir kariyerin kapanışı olacak. 20 yılı geçmiş kariyerleri olan grupları ve müzisyenlerin yeni albümlerini yorumlamak her zaman çok mantıklı değil. Hani berbat değil veya bir yeni başyapıt değillerse ne yermek ne yüceltmek boşa çabalar oluyor. Bu az gördüğümüz ama her gördüğümüzde de bizi neşelendirmeyi başaran “cool” amcanın müziklerini iyi hatırlayacağız. Böyle deyince bir kaybın arkasından konuşurmuş gibi oldu ama kafa bulduranları bırakınca spor bağımlısı olduğu dedikoduları ayyuka çıkan (Tai Chi ve yüzmeymiş aslı) Pop’un çoğumuzu cebinden çıkarma ihtimali olduğunu da belirtelim ve tahtaya vuralım.
IGGY PLAYLIST
Talking Snake (Beat Em Up – 2001)
The Stooges - Search and Destroy (Raw Power – 1973)
Candy (Brick By Brick – 1990)
Well Did You Evah! (Red Hot + Blue – 1990)
Corruption (Avenue B – 1999)
I’m Bored (New Values – 1979)
Miss Argentina (Avenue B - 1999)
In the Death Car (Arizona Dream Soundtrack – 1993)
Nightclubbing (The Idiot – 1977)
The Stooges - Raw Power (Raw Power – 1973)
Les Feuilles Mortes (Préliminaires – 2009)
The Stooges - No Fun (The Stooges – 1969)