Ah Atlas, doğal kardeşim benim.


Barış Yarsel
Google araştırma laboratuarları Boston Dynamics’de bir tavşan köpek karışımı robot ürettiler. Hız ve güce dayanan bu robotun insanların günlük hayatta yaparken yaralanabilecekleri işlerde kullanılması öngörülüyordu. Sadece gövde ve bacaklardan oluşan, kafası hem gereksiz hem de hareket ederken engelleyici bir unsur olduğundan var olmayan bu robot doğrusu, oldukça ürkütücüydü. Google yakın zamanda bu kez, ağır eşyaları, her türlü zorlu yüzey ve hava şartlarında taşıyabilecek şekilde tasarlanan, insanı daha andıran Atlas isimli robotu tasarladı. Atlas’ın deneme kayıtlarında, elinde bir buz hokeyi tutan Google çalışanı, kendisine verilen, yükü kaldır-taşı-yerine koy komutlarını yerine getirmeye çalışan robota, tam yükü almak üzereyken kutuları yerinden oynatmak, aldığı yükü elinden düşürmek, yükü taşırken robotu yine bu hokey sopasıyla itmek, robotun arkasından yanaşıp sopayla düşürmek, devirmek, yerde yuvarlamak gibi müdahalelerde bulunuyor, robotun komut dışındaki durumlarda sorunla nasıl başa çıktığını görmeye çalışıyordu. “Robotlara işkence yapmak etik midir?” soruları belirdi. Robotların yapay zekâ seviyelerinin belirli bir dereceyi aşmasıyla birlikte, varlıklarının bilincinde olmaları, onların da temel insan haklarından yararlanmaları gerektiği, genel düşünce şeklinde öne çıkmış gözüküyor.

Asimov’un üç robot yasası ünlüdür: 1) Bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanın zarar görmesine seyirci kalamaz. 2) Bir robot 1. kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır. 3) Bir robot 1. ve 2. kuralla çelişmediği sürece kendisinin zarar görmesine izin veremez. Tahakkümün en dip seviyesi diye gördüğüm bu şartların, bilim kurgu okur izleyicileri arasında şevkle kabul edildiğini görmek midemi bulandırıyor. Robotların elinden intihar hakkını bile alan bu yasanın kelimelerini değiştirilmiş halinin reel politik gerçekliğimiz olduğu malumunuz: 1) Yurttaş, devlet ve hükümet politikalarını sorgulayamaz. 2) Yurttaş birinci kuralla çelişmediği sürece devlet ve hükümet ne derse yapmak zorundadır. 3) Yurttaş, birinci ve ikinciyle çelişmediği sürece ve vergi vermek, alışveriş yapmak ve ibadet etmek çağındaysa kendisinin zarar görmesine izin veremez, bize lazımdır. Biz kuşkusuz bu robot yasasını yazın ve sinemada yeterince tartışmış değiliz, neticede kolektif hafızamızda en yaygın robotlar: Fatma Girik’in Japon İşi’ndeki hizmetçi seks kölesi robotu, Arzum mutfak robotu ve Arçelik’in yavşak esnaf kılıklı robotuydu. Japon İşi’ndeki robotun insanlığa tepkisi, Asimov’un robot yasasını delmekle kalmıyor, memleketin tarihinde pek bilinmeyen kendinle hesaplaşmanın nadir örneklerinden birini yansıtıyordu. İnsanlarına bireysel / toplu işkence, yerinden ettirilme, evini barkını yıkma, kamulaştırma gibi halleri mazur görmeye yakın, hasır altı kültürünün yaygın olduğu Türkiye’de robotlara işkence yapmak konusuna eğilmenin yurttaşlık haklarına bir yararı olacağını düşünmek biraz zayıf kalıyor, kabul ediyorum. Hepimiz, deliye benzemediğimiz halde deliyiz, deli olmadığımız halde hepimizin hali deliye benzemektedir ve unutulmasın ki, azımsanmayacak bir rakamda, aramızda deliler var. Delilerin insanın doğal bir formu, ulaştığı bir hal olduğu söylenebilir. Robotlara işkencenin sanal sadizm olduğunu düşünüyorum. Sanal sadizmin ise, maddesel sadizm kadar doğal olduğunu. Neticede sosyal medyadaki yoğun mesainin önemli bir kısmı, diğerlerine sanal işkence şeklinde geçiyor. Aracın sanal olması, yöneldiğimiz öznenin sanallığını gerektirmiyor. Sadece işini yapmaya çalışan bir robotu taciz edip dürtmek, düşürmek, “Robotu bırak da işini yapsın be adam” nidalarıyla gezegen çapında, olur da robotlar gelişirse onlara karşı şiddeti nasıl önleriz tartışmasını, insanlığın ahir zamanlarda en eski tartışmalarından emek ve çalışma hakkından yürütüyor. Olur da robotlar alışveriş yapmaya başlarsa, o zaman neo-kapitalizmin bir başka evresinde, robot tüketici haklarını da konuşacaklar. Robot esnaflar mesela, bir zamanlar varoluş haklarını koruyan insanlara karşı robot müşterileri tercih edecekler, insanlar gereksiz ve uzun düşünüyor çünkü, alış veriş yaparken sürekli sorguluyor ve kararsız kalıyor. Hem tüketici robotlara her türlü tarihi geçmiş ürünü, çeri çöpü satmak ve gezegenin gereksiz atıklarla dolmasını bir nebze azaltmak imkânı da var.

İşkence yapmanın etik sınırından çok, varlığın bilincine dair karşılıklı gelişmekte başarısız duyguların itkisi olduğunu düşünüyorum. En büyük talihsizliğimiz bilinçli olmamızdı. Şiddeti yönelten insan doğallıkla şunu değerlendiriyor: Şiddet uyguladığım nesne ya da canlı ne kadar ben ya da benzerim. Benzerliğin saydamlaştıkça işkence doğallaşıyor haliyle. Google çalışanının dürtüklediği robot annesinin nur yüzlü suratına sahip olsaydı, kendisi duraksayacak ya da işini yapmaya devam edecek ancak sonrasında ellerine gömülüp salya sümük, bana emredileni yaptım sadece diyecekti. Neticede insanlığın güncel varoluş nirengisi artık, bana verilen görev bu abi, ne yapayım mottosu. Gerçekçi ve sihirli biçimde her türlü etik dışılığı sorunsallaşmaktan kurtarıyor.

Devrimci bilince varacağız diye bir yüzyıldan biraz önce çıkılan yol, bombok bir yere vardı. İnsanın doğal gelişiminin bir yeni insan yaratacağına dair o kadar düşünce üretimi, bir atraksiyonlar silsilesi, bilinçsizleşme, şuursuzlaşma haline döndü. 20. yy boyunca sayısız hak ve halk mücadelesinin imajları önce yavaşça, sonra hızlanarak ve ardı ardına ters tarafa doğru gitmeye başladı, bir tersine montaj ile tüm görüntüler üst üste bindi, aktı aktı aktı aktı ve tam Google çalışanı robotu sürterken dondu. İnsanın kendisine dair doğadan gelen tüm özellikleri elinden alındı. Doğallığını, geldiği yer ile bağını koruduğu tüm araçları elinden alındı. İç monolog hakkı, kendi kendisiyle konuşma hakkı, kendisine dönme hakkı elinden alındı. Bugün doğa artık organik değil, doğanın kafamızdaki çağrışımı çoktan katledildi. Vertov’un makineleşen insanı göstermediğini, makinelerin ruhunu kazanmasıyla ortaya çıkan, insanın yeni insanına en yaklaşabileceği dostları olacak makineleri, kalbi olan, vicdanı ve şuuru olan makineleri gösterdiğini biliyoruz. Vertov’un filmlerinde insanlar ve makineler aynı toplumun kendiliğinden bireyleridir. Bugünün toplumunda insan ve makineler yenilmiştir. Buna dair ne insanın ne makinelerin şikâyet ya da itiraz hakkı kalmamıştır. Bunlar iktidarcıkların ve iktidarın gözünde basit birer şikâyet konumunu aşamaz. Monologun yasaklanmasını takip eden adım dibe gitmenin imkânsızlaşması oldu. Bugün hepimiz yüzeydeyiz, bulunduğumuz noktadan ne geçmişi, ne altımızdaki derinliğin dibini, ne kafamızı kaldırdığımızda karşımızda belireni göremiyor, seçemiyoruz. Ne kendimize doğrudan hamle yapabiliyor, ne kendimizi ne de robotları savunamıyoruz. Bazı gölgeleri fark ediyoruz, bazı sesler duyuyoruz, uzak zamanlardan gelen gölgelere atıyoruz kendimizi, bir soluklanabilsek, yine yola çıkabiliriz gibi geliyor. Oysa belki, geldiğimiz yol budur, tüm doğallıyla, olması gereken buydu, bu kadar teknoloji ve gelişme modelleri, bizi en temel varlığımıza döndürdü, belki bütün bu uzay araştırmaları ve bilimsel gelişim, o robotu sopayla dürtmek içinde. Belki henüz yola çıkmış bile değiliz. Belki de sopayla dürtülmeyi sağlayan robotun kendisiydi, belki kurban yine suçluydu, belki Google çalışanı tahrik olmuştu ve en büyük hatamız, sürekli bilinçli olmamız ile övünmekti. Belki hiç doğmadık, ama doğal yoldan öldük. baris@futuristika.org