Kozmos Senin İçinde, U.F.Orb
Murat Mrt Seçkin
Modern şehir insanları olarak “kaçmak” eylemi hep aklımızın bir kenarında duruyor. Uzaklaşmak, sakinleşmek ve dünyayı dinlemek arzusu ile yanıp tutuştuğumuzu düşünüp yine de var olduğumuz inimizden çıkmayı çok göze alamıyoruz. Kaçışlarımız genellikle turistik faaliyetlerin biraz daha hallice gibiymiş gelse de dönüş gerçeği hep şurada bir yerde bekliyor oluyor. Ne yaparsak yapalım kaçış planlarken normal yaşantımızın maddi hesaplarına geri dönüp dönüp bakmak zorunda kalıyoruz. Kendimiz bu kadar zorladığımız o kaçışlarda aslında uzağa gittiğimiz sanıp hep eve yakın duruyoruz. Nereye gidersek gidelim ev hep bir yerde duruyor.Oysa kendimizi bu kadar zorlamadan da seyahatlerimize devam edebiliriz. Bazen bunun için evden çıkmaya bile gerek yok. Bir kitap, albüm, belki izlemeye vakit ayırdığınız bir resim ya da film. Bunlar fiziksel olmayan seyahatinizin araç anahtarları olarak sürekli yanınızda, size yakın ve en güzeli çoğunlukla bedava. Ses doğru şekilde aklınızı verdiğinizde sizi binalar ve gürültü arasına sıkışmış hayatınızdan alıp götürecek en rahat ve güvenli taşıtlardan biri. Black Heart Procession ile kırık kalplerle dolu bir baloda dertleri avutacak içkileri yudumlarken, Plastikmen ile arkadaşınızın gergin hayallerine dalabilir, Ministry ile çıktığınız hızlı yolculuktan, Slowdive ile magmaya doğru ilerleyebilirsiniz.
Bir ulaşım aracı olarak müziği kullandığımızda karşımıza gelen her albüm (şarkı değil, albüm) içindeki her şarkı ile beraber başka bir coğrafyaya yeni raylar döşer. Bazen hızlı bir trenin ıslığında gider, ara ara da kara trenin dumanında kayboluruz. Tüm bu seyahat alternatifleri içinde öyle bir albüm var ki bize oldukça derin bir rota vaad ediyor. The Orb U.F.Orb (1992 Big Life) albümü ile hep içinde olduğun ama unuttuğun kozmosun kapılarını aralıyor.
1.
Tuhaftır daha geçenlerde Rammy Roo ile muhabbet ederken ses masasındaki insanların müzik yapmaya giriştiklerinde bir şekilde elektroniğe el atmalarının rastlantı olmayacağından bahsediyorduk. The Orb da her daim müzik insanı olmuş Alex Paterson ve ilustratör, prodüktör, KLF gibi neredeyse anarşistliği bir türlü anlaşılmayan, bir milyon paundu bir çırpıda aleve atmış Jimmy Cauty tarafından hayata geçirilen bir organizma. Brian Eno, Kraftwerk ve Pink Floyd sevgisinin bir birleşimi. Sonradan şekil değiştiren kadrosu veya Steve Hillage, Youth gibi yine prodüksiyon deneyimli insanlarla ortak çalışmaları olması da The Orb albümlerinin her farklı sistemde dinleyişte başka bir sonik deneyimlemeye götürmesi de bundandır.
2.
Hem bataklık, hem sazlık hem de birazcık ilerisinde durgun denize açılan bir yerde, sanırım bahsettiğim sazlıkların biraz gerisinde bekliyorum. Kurbağalar, helikopter sinekleri ve kurtçuk avındaki kuşların flörtleşme sesleri arasında, üzerindeki tekstillerden arınmış, ayakta bekliyorum. Sazlığın ortasında derenin ve bataklığın birleşik küme oluşturduğu kahverengi kayaya doğru bakıyorum. Buralardan gitmeden önce etrafı iyice dinlemek ve geri dönmeme-dönememe ihtimaline karşı tüm sesleri akılda tutmak istiyorum.
Tatlı bir rüzgar esiyor. Yüzüme bataklığın çürük kokusu ile denizin tuzu vuruyor. “Bu bir işaret olsa gerek” diyerek kayaya doğru yürüyorum. Kayanın üstüne oturuyorum. Etrafında yükselen bir kürecik beni içine alıyor ve suyun üzerinde iki parmak yukarıda, sanki suyu okşayarak seyahatimize başlıyoruz. Yeryüzünde başlayıp tahmin edemeyeceğimiz bir uzaklığa doğru yumuşak bir hissiyatla yol alıyoruz.

Kosmos hep yanında. Sonsuz bir bilincin değerli küçük hücreleri olarak sadece bu dünya bile ölüme kadar gezip bitiremeyeceğimiz kadar büyük aslında. Bir sokak veya boş bir yol ya da kocama bir tundrada aylarınızı geçirip her gün yeni bir şey tanıyabilir, görebiliriz. Yolculuğum ya da yolculuğumuz dilersek bir iğnenin topunun üstünde ya da tarif edilmesi zor bir biçime ulaşmış bambaşka bir gezegenin atmosferinde sonlanabilir.
3.
Sürekli uzaklarda aradığımız başka bir dünya aslında hemen şurada saçımızın ya da kafa derimizin altında. Dilediğimiz zaman şekillenmek için bekliyor. Astral seyahat gibi süslü isimler koymak ya da bol renkli, doğa ile bütünleşmeye çalışan ama bir o kadar da kimyasal tüplerin içine sıkışmış festivallere gitmek tabii ki bir tercih ama tüm bunlara ihtiyaç duymadan birazcık gözünüzü kapatıp yolculuğunuza çıkabilirsiniz. Üstelik dönüş bileti derdiniz olmadan.
Bilinç, modern zamanlarda onlarca etkenin taaruzu nedeni ile hapsolmuş, rutine doğru zorlanmış dostunuz. Tüketim, vaktinde şuurunuza yerleştirilmiş insan ilişkileri standartları, şekilli paketlerde sunulan aşk-meşk durumları, hipnoza yol açan ekranlarımız, mesleki egolarımız ve bencilce kabarmalarımız, bilmişliklerimiz. Hepsi bir insan bedeninde varoluş sebebimiz olarak içimize yüklenirken gerçek varoluşun çok basit bir gerçekten yola çıktığı unutuluyor: Canlı olmak.
Aslında hepsi bu kadar basit. Kurtulmak ve arınmak için belki de bilmemiz gereken tek şey yaşıyor olduğumuzun farkına varmak. Ölüm kendince güzelliği ile zaten bir şekilde hep kenarda dururken, sanki bundan kaçış varmış gibi ölümle korkutulan bireylere dönüştürülmemiz çok basit olan yaşamlarımızın çok daha karmaşık olan sonsuz kozmosta yolunu kaybetmesine sebep oluyor. Tüm bunlardan kolayca kurtulabilmenin çözümü sadece kulağını sese vermek olabilir.
4.
The Orb nedense hep küçük görülen bir türün ambient’ın ve progressive rock’ın bileşiminden oluşan bir dans, ayin ve arınma topluluğu. Sesin, derinliğin, aydınlık ve karanlığın hatta belki de Zen’in karışımı. Bir bilim kurgu olarak değil varoluş olarak yabancı olduğunu iddia ettiğimiz ama hemen yanıbaşımızda yaşayan bir dünyanın elçileri. U.F.Orb ise Orblivion ile beraber bu yolun kutsal kitaplarından biri. Tapınmayı veya yüceltmeyi değil birey olarak değersizleşip, cinsiyetsizleşip ortak bir hayatı, şuuru öven kitaplardan.
Sen kozmos olduğun gibi herkes ve herşey de kosmos. U.F.Orb tekliğin içinde çokluğun duasını sunuyor. muratmrtseckin@gmail.com