Evrimi Anlamak
Röportaj: Eda Çizioğlu
Düygü (B. Duygu Özpolat), aslında ninja olmak isteyen biri, şimdilerde kopan kolların yeniden uzatılmasına çalışılan bir projede doktorasını yapıyor. “Evrimi anlamak” internet sitesi aracılığıyla da Evrim teorisi hakkında yalnış bilinen doğrular ve hiç bilmeyenleri doğru yoldan anlatmaya çalışan Evrim Çalışkanları grubu içinde yer alıyor. Dünya çapında Darwin’in 200. yaş günü nedeniyle türlü kutlamalar yapılırken, bizim bilim dünyamızın yegane kurumlarından TÜBİTAK’ın Darwin sansürü üzerine ben sordum o da yanıtladı. Yapımda emeği geçen sayın gmail’e de teşekkürü bir borç biliyorum. Evrim Çalışkanları hakkında daha fazla bilgi için www.evrimianlamak.org
Türkiye gündeminde yıllardır süre gelen bir Evrim Teorisi ve buna tu kaka diyenler grubu vardır, sokağa çıkıp sorsak 100 kişiden 99’u için maymudan gelmek dışında bir yorumda bulunamayacağı bu teori aslında nedir, Darwin kimdir, kısaca bir anlatabilir misin?
Öncelikle bir biyoloji alanında doktorasını yapmakta olan biri olarak şunu söyleyeyim: Evrim en azından Dünya’nın yuvaklak olduğu ya da hücrede DNA’nın genetik bilgileri saklayan molekül olduğu kadar gerçektir.
Evrimi kısaca canlıların değişerek birbirlerinden türemesi olarak tanımlayabiliriz. Evrim kuramı ile ilgili ilginç bir nokta, çeşitli bilim insanlarının dünya üzerindeki canlı çeşitliliğini açıklamaya çalışırken evrim kavramını aslında Darwin’den önce ortaya atmış olmalarıdır (mesela Lamarck). Darwin’in dehası, evrimin ana mekanizmasını (yani nasıl gerçekleştiğini) çözmüş ve evrim doğal seçilim yoluyla gerçekleşiyor demiş olmasıdır. Fakat günümüzde evrim kuramı, Darwin’den sonra çok daha gelişmiş ve değişmiş bulunuyor.
Peki insanlar neden karşılar evrim teorisine? Hem müslüman hem de Evrim Teorisi’ni kabul etmek mümkün değil midir?
Burada öncelikle Richard Dawkins’in çok sevdiğim bir sözünü alıntılamak istiyorum (ama Dawkins’in yürüttüğü hırçın din karşıtı propagandadan hoşnut olmadığımı belirteyim). Dawkins Kör Saatçi isimli kitabında şöyle diyor:
“Çoğumuz kuantum kuramını ya da Einstein’ın özel ve genel görelilik kuramlarını anlamayız, ama anlamamamız bu kuramlara “karşı çıkmamızı” gerektirmez. “Einsteincılığın” tersine, Darwincilik konusunda bilgisi olan olmayan ahkam kesiyor. Sanırım Darwinciliğin bir sorunu da, Jacques Monod’nun dediği gibi, herkesin bu kuramı anladığını zannetmesi.”
En temel sorun bu: insanlar bildiklerini sanıyorlar, fakat dindar kesimdeki insanların çoğu evrimle ilgili bilgileri, bu bilgileri çarpıtarak onlara sunan kaynaklardan ediniyor. ABD’deki tutucu Hıristiyan kesimlerin başlattığı yaradılışçılık ve akıllı tasarım akımı var. Bu akımların Türkiye ayağı olan Harun Yahya’nın bu konuda onyıllardır süregelen propagandası var. Evrim kuramının ders kitaplarında anlatıldığı kısım Türkiye’de özellikle son 7-8 yıldır neredeyse bir iki cümle ile geçiştiriliyor.
Hem dinar olup hem Dünya’nın yuvarlak olduğunu kabul edebiliyorsa insan, evrim kuramını da pekala kabul edebilmeli. Kenneth Miller, Joan Roughgarden gibi biyoloji profesörü olan ama aynı zamanda dindar olan insanlar var.
Yaradılışçılar ve Evrim teorisini destekleyenler diye ikiye ayırdığımızda dünyayı, bir insan hem bilim adamı/kadını olup hem de yaradılışçı olabilir mi?
Olabilir, çünkü kim ne istiyorsa onu olur. Southpark’taki Mr. Garrison da cinsiyet değiştirdikten sonra gaylere karşı olmuştu mesela. Yaradılışçılığı savunan bilim insanları parmakla sayılacak kadar az, bu kişilerin neredeyse hiçbiri biyolojik bilimlerden değil (fizik, matematik gibi alanlardan). Biyoloji alanında çalışan bir bilim insanının yaradılışçı olması bana transeksüel birinin Cihangir’de travestilere karşı savaş açması gibi geliyor, ama her iksinin de gerçekleşme olasılığının sıfır olduğunu söyleyemeyiz. Fakat bu çelişkiyi bünyelerinde nasıl barındırdıklarını merak edebiliriz.
“Ben bilime inanıyorum,” diyen birisi Darwin’i ve evrim teorisini reddebilir mi?
Öncelikle bilime “inanıyorum” diyen birinin bilimsel düşünce konusunda bilgilerini bir gözden geçirmesi gerekir. Zira bilimsel bilgilere inanmak sakıncalıdır. Yarın bir gün o bilimsel bilgi yeni bulgular ışığında geçersiz hale gelir ya da ciddi değişikliklere uğrarsa, ilk baştakine inanmaya devam mı edeceğiz? Hayır. Dini inancı olan bir insan, ne olursa olsun, tanrısına, kitabına inanmaya devam etmelidir, dinler (genel olarak) kayıtsız şartsız inancı gerektiriyor. Ama bilim yeni bulgular ışığında kendini yeniler, o yüzden bilimde inançtan değil, kabullerden bahsedebiliriz.
Bilimi kabul eden biri, eğer bilimsel ve tarafsız kaynaklardan bilgi ediniyorsa, evrim kuramını kesinlikle reddetmeyecektir. Evrim kuramı biyolojik bilimlerin temelidir. Bulunduğum noktadan bakınca, evrim kuramının “çöktüğünün” söylenmesi o kadar gülünç geliyor ki bana.
Şuna benziyor: Ben bir marangozum, elimde matkap, tahtalara delik açıyorum. Güzel, işlevsel mobilyalar yapan biriyim ve bunun için matkaba ihtiyacım var. Bir gün atölyeme birtakım adamlar geliyor. “Matkabın delik açabilen bir alet olmadığı kanıtlandı, bunu Prof. Dr. Uydurukgil gösterdi, bütün dünyada bu inanış çöktü. Ver bakalım o matkabı,” diyorlar. “Yav mis gibi delik açıyor işte, tıııırrrrrt,” diyorum. “Hayır, maktap kutsal kitabımıza aykırı, kitapta tahtaya delik açan bizden değildir yazıyor!” diyorlar, ne desem dinlememeye, görmemeye o kadar hazırlar ki, laf anlatamıyorum. Belli ki matkapla ilgili başka bir dertleri var. Oysa ki hepimizin mobilyaya ihtiyacı var, matkapsız da mobilya yapılmıyor, aslında kutsal kitapta yazanı farklı yorumlamak ve tahtaya delik açmaya devam etmek de mümkün. Ha benim anlayamadığım, bu adamlar matkapa neden taktılar bu kadar. Dekupaj, testere değil de matkap?.
Türk basını bunca yıldır yaradılışı destekleyenler tarafından yapılan onca sansürü, okullarda okutulan saçma kitapları pek de dile getirmezken bir anda Darwin sempatizanı kesilmesi hakkında ne düşünüyorsun?
Medyanın işleyişi bu. Bu durum beni hiç şaşırtmadı. Medya elbette ne “satacaksa” onu haber yapıyor. Mesela söz konusu Darwin kapağı sansürü haberi, biraz da alttan alta, “AKP kadrolaşıyor, TÜBİTAK’ı yiyip bitiriyor” mesajını verdiği için Medya’nın bu kadar ilgisini çekti. Oysa ki, bu problem AKP’den de önce var olan bir problemdi (ama AKP hükümetinin özellikle fen bilgisi kitaplarındaki değişikliklerle konuyu daha vahim bir hale getirmiş olduğunu eklemeliyim).
Medyanın bu konuya yer vermiş olması, bu sayede oluşan kamuoyu, insanların hareketlenişi her şeye rağmen çok güzel. Yani ayda yılda bir medya manipülatif güçlerini, öne çıkarılmayı hakeden bir konuda kullandığında ve işe yaradığında bize de bunu değerlendirmek düşüyor.
Bu röportajın asli yapılma nedeni Darwin Amca’nın 200. yılı, ama bu kadar hızlandırılmış olmasının nedeni bilim aşığı bir ülke olmamamızdan kelli, sıklıkla basında pek rastlayamadığımız ancak Bilim ve Teknik Dergisi’nin son sayıları ile bir anda herkesin gözlerini çevirdiği TÜBİTAK. Son olanlardan sonra TÜBİTAK’a artık ne kadar güvenebiliriz?
Son 8 senedir ne kadar güveniyorsak o kadar güveneceğiz. TÜBİTAK, Darwin kapağı olayı patlak verdikten sonra “Evrim konulu kapaklar basacağız, yazılar yazacağız,” diye sözler verdi, “Darwin’i sansürledik sanıldı bu çok üzücüdür,” diye açıklamalar yaptı. Ama bir yandan TÜBİTAK’ta kadrolaşma olduğu iddiaları uzun zamandır ortalıkta. Çiğdem Atakuman’ın yaptığı açıklamalara bakınca, çok üzücü iddialar var; mesela Bilim ve Teknik Dergisi’nin yayın kurulunun bir türlü toplanamadığı, Ömer Cebeci’ye yayın kurulu için önerilen isimlerin Cebeci tarafından sürekli veto edildiği gibi. Tam olarak durum nedir zaman gösterecek. Fakat zamanın göstermesini beklemek yerine, eğer TÜBİTAK’ın mevcut kadrosuna güvenemiyorsak, olan bitenden rahatsızsak, kendimiz o mevkilere sahip olmak için uğraşmalıyız diye düşünüyorum. Türkiye’de gençlik çok pasif ve herkesin şikâyet etmeyi bırakıp somut bir şey yapmaya başlaması lazım.
Bir ülkenin en üst bilimsel kurumunun başkan yardımcısı Darwin konusunun Türkiye için provokatif bir konu olduğunu söyleyebiliyor ve hazırlanmış dergiyi sansürleyebiliyorsa, üzerine de durumun sadece genel yayın yönetmeninin yetki aşımından kaynaklandığını söyleyebiliyorsa bu ülke ve bilimsel kurumları için halen umut var mıdır?
Her zaman her şey için umut vardır.
Dünyanın o yarısından bu tarafa bakılınca, bilimsel dünya açısından ne kadar çağın gerisindeyiz ya da aslında değil miyiz?
Öncelikle şunu belirtmemde fayda var, ben Türkiye’de lisans eğitimi aldıktan sonra ABD’ye geldim. Türkiye’nin akademik ortamına, lisansüstü anlamda maruz kalmadığım için, bu soruyu hakikaten “dışarıdan” bakarak cevaplayabilirim. Yine bir başka nokta da benim vereceğim cevabın daha çok biyolojik bilimler açısından olacağıdır.
Türkiye’de akademisyen olmuş arkadaşlarımın çoğunun ellerine geçen ilk fırsatta yurtdışına çıkmaya çalıştıklarına ve saygın bilim dergilerinde Türkiye’de yapılmış araştırmaların yayınlanma oranının ne kadar düşük olduğuna bakarak, “Evet çağın gerisindeyiz,” diye cevaplarken bir hata etmemiş olacağımı düşünüyorum. Bizim ülkemizde çok iyi bilim insanları yok değil, güzel çalışmalar da yapılıyor. Fakat bunların Dünya çapında pek ses getirdiğini görmüyoruz. Üniversitelerin iç işlerinde özgür olmayışları, devletin bilim için yeterince fon ayırmaması, ayrılan fonların dağıtılış biçimi, koltuğuna kök salmış yaşlı akademisyenlerin yerini gençlere bırakmayışı, onların yanlarında taşıdıkları anlayış, sembolize ettikleri her şey... Temelden ciddi sorunlar var.
Sen mesela, geri gelmek ister misin, gelsen bu ülkede sana laboratuvarlarının kapısını açıp özgürce çalışmanı sağlayacak bir ortam var mı? İster misin mesela TÜBİTAK’da çalışmak?
Türkiye’de bilime fon ayrılması açısından ciddi bir değişim yaşanmazsa, Türkiye’ye dönersem hayalimdeki bilimi asla yapamayacağımı biliyorum. Şu anda çalıştığım laboratuvarda, bölümdeki diğer labaratuvarlarda bile olmayan yüzbinlerce dolarlık mikroskoplar, aletler, malzemeler var. Söz konusu biyolojik bilimler olduğunda, en mütevazı laboratuvar için bile ciddi bir malzeme, araç gereç, laboratuvar alanı, hayvan bakımı vesaire vesaire gerekiyor. Bütün bunlar çok masraflı. Bizim burada ısmarladığımız ve ertesi gün kapımızda olan bir malzemenin ODTÜ’deki bir labaratuvara gitmesinin aylar sürdüğünü duymuştum zamanında.

Ama sorun sadece parasal değil. Sorun daha önce de dediğim gibi Türkiye’deki bilimsel ortam, mevki sahipleri, kafa yapısı. İnsanın Türkiye’deki bürokrasi ile uğraşmaktan enerjisi kalsa, kısıtlı olanaklarla bile yaratıcı olup çok güzel işler yapması mümkün olabilir, buna gönülden inanıyorum. Eğer bu gücü psikolojik olarak kendimde bulabilirsem bir gün geri dönmeyi düşünebilirim. Aslında zaman zaman bunu çok istiyorum.
Dünyanın geleceği için bakacak olursak kendini ne kadar işe yarar hissediyorsun?
Hangi konuda işe yaramalıyım? Dünyanın geleceği için her birimiz neyi hayal ediyoruz? Mesela benim Dünya geleceği için hayallerim bir başkasına çok manyakça gelebilir (genetiğiyle oynanmış sebzeye meyveye karşı olmayan çılgın bir bilim insanı olabilirim mesela, şimdilik bu kimliğimi gizli tutuyorum).
Dolaylı yoldan tanıdığım birinin sözleri benim bu konuda hissettiklerimi en güzel şekilde özetliyor: “Dünyayı kurtarmaktan bahseden kim? Ben sadece varolmaktan bahsediyorum. Ben böyle varolmak ve yaşama bu şekilde müdahale etmek istiyorum. Hepsi bu!”
Saçma bir şeyler olup biterken onlara müdahale etmemek içime dokunuyor. Sanırım ben aslında Dünya’nın geleceği için değil, şimdisi için kendimce güzel olduğuna inandığım bir şeyler yapmaya çalışıyorum. .
Biraz da Evrim Çalışkanları’ndan bahsetsek, kimdir bu Evrim Çalışkanları, neler yaparlar, neden kuruldu bu oluşum, yok mu başka işleri güçleri de bununla uğraşıyorlar?
Evrim Çalışkanları üniversite öğrencileri ve akademisyenlerden oluşan gönüllü bir topluluk. Ben de başından beri bu oluşumun içindeyim. Bir araya geliş nedenimiz Türkiye’de evrim kuramını tarafsız ve bilimsel olarak anlatan Türkçe bir Internet kaynağının olmayışı. Tek derdimiz ülkemize böyle bir kaynağı sağlayabilmek. Bunun için de ilk iş olarak Kaliforniya Üniversitesi’nin hazırladığı Understanding Evolution isimli siteyi Evrimi Anlamak adı altında Türkçe’ye çeviriyoruz.
Biz ne yapabiliriz Darwin için, evrim teorisini etrafımıza anlatmak için?
Evrim kuramının bilim insanları tarafından kabul gören, biyolojinin en temel kuramlarından biri olduğunu çevrenize anlatın. Darwin yılı 2009’da evrimi anlamak, daha iyi öğrenmek yakışıyor bize. Çevrenize Evrim Çalışkanları’nın hazırladığı www.evrimianlamak.org sitesinden bahsedin. Siteye sürekli yeni yazılar ekliyoruz. Okuyun, tartışın, sorular sorun, öğrendiklerinizi başkalarına anlatın.
polente@gmail.com