Davulcuyu Kamçılamak


Mahnov
Gündemdeki Whiplash filmiyle ilgili bu yorumu filmi izledikten sonra okumanız daha iyi olur. Spoiler dememek için böyle ifade ettik.

Whiplash müzikseverleri sevindiren bir başarıya imza atmış, Oscar’a aday olmuş bir film. IMDB puanının yükselişinden tut (8.7) aldığı ödüllere, övgülere bakınca heyecanla sinemaya koştuk tabii. Ancak sonuç benim için hayal kırıklığı oldu; caz fanlarını ve müzisyenleri tatmin etmekten uzak bir film olduğunu düşünüyorum. Bir davulcu gözüyle izleyip bu yargıya vardığımda ve paylaştığımda biraz sert eleştiriler alsam da, ardından New Yorker ve Independent’te yayınlanan iki makale bu gözlemimi doğrular nitelikteydi. Film belki, mükemmel görüntü yönetimi, insanı askıda bırakan psikolojik gerilimi ile etkileyici bir hikâye arayan filmseverleri tatmin etse de, müzikseverleri kızdıracak yönlere de sahipti.

Her ne kadar filme adını veren bir düzenleme de olsa, Whiplash, davul seti etrafındaki hareketleri tanımlayan, kırbaçlama manasını pekiştiren bir bileşik kelime olarak da düşünülebilir. Moeller tekniği vs gibi spesifik tekniklerde de görülebileceği üzere, davul performansları esnasında eller, belki de enerjiyi daha verimli kullanmak için, biraz da kırbaçlamayı benzer bir harekette bulunur. Tabii aslında Fletcher’in acımasızca Andrew’i kırbaçlaması bab’ında metafor olarak görülebilecek bir tarafı da var.

Ancak burada da doğru itirazlar yükseliyor hemen, sanat eğitimi askeri tarzda boyun eğmeyi öğütleyen bir biçimde mi olmalı, yoksa müzikal zekâya mı seslenmeli? Film ikincisinden sıkça uzaklaşarak, bizi zaman zaman “Marines” eğitimine tanık oluyormuşuz gibi zorluyor. Zaten Independent’teki Nick Clark makalesinde Fletcher’e “Juiliard’daki Full Metal Jacket” deniyor. Jazzwise’dan Jo Newey’in yorumu şöyle: “Filmde olgusal (faktüel) yanlış temsiller var. İzlerken caz ve bigband geleneğinin yamulmuş, retrogresif bir algısıyla karşılaşıyoruz.”

Gerçekdışı denebilecek nitelikte çok içerik var. Andrew’in yediği tokat (zannederim tutuklanman 5 dakikayı almaz), bazı ırkçı küfürler (hem de NY gibi yerde), Andrew’in bir araba kazası geçirip kan içinde gelip konser için setin başında yerini alması (yok artık) gibi detaylar gerçeklikle oluşan açıyı büyütüyor. Bir de, “no pain, no gain” motto’sunu hatırlatan el yaralanması hadisesi var. 20 yılın üzerinde davulla hemhal olmuş biri olarak, böyle bir el yaralanması ne gördüm ne işittim diyeyim. Yönetmen Chazelle, eski bir caz davulcusu olarak hocasının benzeri oranda sertlikleri kendisine dayattığını söylüyor. Ancak, bütün enstrümanlarda geçerli olan bir kural, nasırlar dışında, eğer morfolojik bir zarar görüyorsan, tekniğin yanlış demektir. Bunu atlaması ilginç. Elim parçalanacak ve buzla soğutarak çalmaya devam edeceğim ha?

Fletcher’in neden öğrencilerini zorladığına dair Andrew’e barda anlattığı Charlie Parker hikâyesinin gerçekdışılığı, filmin inandırıcılığını iyice sarsıyor. New Yorker Richard Brody’den gelen sert salvoya bakalım: “Filmin caz hakkındaki teması tamamen gülünç ve grotesk,” diyor makalesinde. Parker ile ilgili kısmı düzeltiyor, Jo Jones zili Parker’in boğazına doğru atmıyor, ölçü başlarını vurgulamak için yere atıyor ve herkesi güldürüyor. Burada bir aşağılama var, doğru, ancak baskılama yok. Sarkazm var, hakaret yok. Film bunların hepsini ne yazık ki birbirine karıştırıyor.

Sözün özü, belki, bir speed metal davulcusunu çalıştıran, sabahları öğrencisini kumsalda koşturup sonra 220 BPM de twin pedal örüntüleri çalıştıran bir hoca olsa karşımızda, belki anlaşılabilirdi, ama bu haliyle, Whiplash, yanlış ifade edilmiş bir fikirden öte bir şey değil. Andrew’in duvarında yazdığı gibi değil bu işler; “Eğer kabiliyetin yoksa, kendini bir rock grubunda bulursun”. Kabiliyet yoksa, hiçbir yerde çalamazsın, istediğin kadar çalış, kendini parçala, atletizm değil bu işler. Yeteneksizsen sanat yapamazsın, bu kadar basit ve herkes yapacak diye bir kural da yok. Sanatsal yeteneksizlik, çok çalışma ile telafi edilebilecek bir şey değil ne yazık ki. Film işte bu yanlış fikri iletiyor, zannımca.

Son olarak, Miles Meller’in yaşına göre oldukça üstün bir davulcu olduğunu da belirtmekte fayda var. Filmde gösterdiği yanıyla cesaretinin de (chutzpah dedikleri) dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Buddy Rich tutkusundan, kız arkadaşına böbürlenmesi, işler sarpasarınca ona dönmeye çalışması gibi yaşına has kaybeden halleri, ailesinin onu uğraştığı işten ötürü iplememesi vs. karşısında verdiği mücadeleler takdire şayan. Brody’nin dediği gibi, bu caz hakkında bir film değil, gücün suistimali ile ilgili bir film. Ancak böyle bakıldığında, “iyi bir film” denebilir.

“Whiplash jazz'ı tümüyle yanlış anlıyor.” Richard Brody
http://www.newyorker.com/culture/richard-brody/whiplash-getting-jazz-right-movies
“Whiplash kızgın jazz fanlarından bir tepkiyle (backlash) karşılaştı.” Nick Clark
http://www.independent.co.uk/arts-entertainment/films/news/jazz-thriller-whiplash-hit-by-backlash-from-disgruntled-jazz-fans-9999858.html gokhanbirdal@gmail.com