Elveda Tatlı Rüyalar*
Hilmi & Viktor
Deş! Deş! Diye bağırasım vardı. Öfkemi bi mantığa oturtamadım.Babanındı zaten hep bu yollar! İlerdeki tahtadan yanık bina. Kendimi bildim bileli yıkılmak üzere.
Atalarıma güven sorunum var ama rahat ol. Yıkıcı olsak ya biraz. Entellektüel paranoyaları bunlar; tek geçer akçenin zevk-ü sefaizm’le ko götüneizm olduğunu bilmiyormuş gibi davranmayalım. Bilerek hedonizm ve nihilizm demiyorum. Ayıplarlar, kızarlar bana. Kuşağımın izole edileceğinden çok korkuyorum. Geleceksizliğe öfke duyuyorum. Ah o profil resimleri... Benim gibi hep iyi olmaya çalışıyorlar.
Bak sevgili Emin, hep söylerler edebiyatımız Acem’e dayandığından nesrimiz çok zayıfmıştır. Şair Franko Buskas anlatıyor işte:
“hafif düzleşmiştir
disklerin sinyal intensiteleri
ve yükseklikleri normaldir
vertebra korpus yükseklikleri doğaldır.
osteodestrüktif nitelikli sinyal değişimi”
Kardiyovaskiler arızaların yani Emin, politik olduğunu anlasak, tüm kafesler boş!
dur bir saniye... parmaklarım tırnaklarım kanıyor... Tamam...
Uzaklaş diyorsun mu yani? Uyumsuz muyuz?
Kimya ve Fizik mi her şey?
Sıdkım sıyrıldı Emin. Kulunçlarımdan boynuma bir büzüşme.
Üstelik hiç emin değilim ne menemdir 300 kilometrede öpüşmesi.
Nişanyan’a bakıyorum. “Sıdk”. Doğruluk ve sadakat demekmiş.
Derimin altındaki inanç sıyrılıyor, o halde.
Kimsenin geriye göçeceği yok! TOKİ’ye şikayet edicem o binayı!
“einstürzende alten-Bauten!”
Böyle mi Emin?
O binada ben de yaşıyorum. Biliyorsun herkes bana karşı. Sokağa çıkarsam üstüme atlayacaklar. Barındırmayacaklar beni. En çok ben çektim. Güvenlik önlemlerine ihtiyaç var. Sıkı sıkı. TOKİ bunu çözer. Ben evrime çekmeye çalıştıkça arıza yapıyorsunuz. O bina da birilerinin kabusuydu bir zamanlar. Sadakat ihanettir.
Havadaki buğu Adana Kebap mı? Sis mi hocu? Sokağı kara çocuklar sardı. Sahi nerden çıktılar?
Bu dâhil, çok şey biliyorum.