Dikkat! Paradigma!


Mehmet Sinan
Önceki yazımda geçen kaos, dekadans, katastrof gibi zift yoğunluğundaki kavramlar, aslında bu yazıya hazırlık niyetineydi. Yaşadığımız paradigmalar ve paradigma bağımlılığı-felci üzerine bir şeyler söylemek istiyordum. Ve derdim paradigmadan çok bağımlılık sorunuyla ilgiliydi. Kafamın içinde evirip çevirip durdum konuyu. Ama paradigma kavramını iyice oturtmadan etkilerini tartışmaya açmanın zor olduğunu gördüm. Ayrıca sırf bu kavramın ne anlama geldiğini bilmek, birileri için gündelik yaşamla daha kolay baş edebileceği, uzun vadede çok işe yarayacak bir İsviçre çakısına sahip olmak gibi de olabilirdi.

Aslına “belli koşullar altında” veya “belirli bir süreçte” ya da “bazı sabitlerin perspektifiyle” gibi laflar ederken sözlük anlamından haberimiz bile olmasa bile paradigma kavramını kullanmış oluyoruz. Tabii ki bilmek gibisi yok, ama bazen bildiğimizi de bilmeyebiliriz.

Sözcük, Latinceye antik Yunancada “Yan yana görülen, birlikte gösterilen” anlamına gelen paradeiknunai’den geçmiş. TDK Büyük Türkçe Sözlük’te Paradigma Fr. Paradigme 1. Değerler dizisi. 2. Örnek. 3. db Dizi. olarak geçiyor. Bana pek açıklayıcı ve yeterli gelmedi.

Şimdi kendimce bir tanımlama da ben yapmaya çalışayım. Paradigma öncelikle bir sürece işaret ediyor. Kısaca, bir sürecin yapılanma modeli diyebiliriz sanırım. Herhangi bir şeyin veya bir süreç oluşumunun tipik örneği, kuralları, tanımlanabilir belirginlikteki ortak özellikleri; süreçte rolü olabilecek birey ve toplumların algılama, düşünme ve davranış bütünlüğü içinde olması. Daha fazla bilgi için bakınız: (Kendisi de bir paradigma olarak) İnternet.

Evrenden mikrokozmosa, bireysel olandan küresele aklınıza gelebilecek her süreç birer paradigma. Hayatlarımız bir paradigmalar örüntüsü. Örneğin egomuzun yuvası olan beynimiz, bir organ olmanın ötesinde, tam bir paradigma. Aslında çok zevkli konu bu paradigma / beyin konusu ama belki daha sonra. Şu paradigma işinin kendisini biraz daha çözüktürmeye çalışalım önce. Kolay anlaşılabilecek somut örnekler üzerinden gidersek belki daha kolay yer edebilir nöronlarımızda. Her gün yediğimiz ekmeğin baştan sona hikâyesi, mevsimler, aşk, ayağı vuran yeni ayakkabıya rağmen yürümeye devam etmek zorunda olmak, yalnızlık, güzel bir menemen yapmak, şarabın sirkeleşmesi, biri sınıf üçüncüsü olurken ötekinin ikinci kez çakıp okuldan tamamen atılması, futbol, ebeveynlik, her türlü metamorfoz, vesaire, vesaire. Tamam, isterseniz daha sonra siz devam edersiniz artık.

Biraz hızlı gidelim. Paradigmanın önemli bir özelliği daha var. Paradigma değişiyor, tamamen ortadan kalkabiliyor veya eskiyip küçülerek, bileşenlerinden biri olarak yerini bir başka paradigmaya bırakabiliyor. Bu değişim, paradigmanın doğası gereği bir süre alıyor. Bazen bir anda, çat diye oluyor, bazen sayılı zamanda, bazen bıktıracak kadar uzun sürüyor ve yüzyıllar gerekiyor. Ama eninde sonunda, her paradigma bir şekilde değişmek zorunda. Paradigmayı paradigma yapan da bu özelliği, tabu formunda, mutlak ve sabit bir paradigma yok. Seneca, iki bin yıl once “Başlayan her şey biter,” diyerek noktayı koymuş.

Zeitgest, postmodern gibi aşınmış bazı markaları da olan, yakın bir zamanda Risk Toplumu (*) olarak da adlandırılan tarihsel bir paradigmanın tıkanmaya başladığı bir aşamadayız. Kaoslara, dekadanslara, katastroflara geldik derken lafı buraya getirmek istiyordum. Kapitalizmin neoliberal dönem paradigması fena halde bitiyor. Yeni bir paradigmaya doğru yol alıyoruz. Interstellar’ın zorladığı hikâyenin arkasında bu durum var. O kadar uzağa gitmeye gerek yok. Syriza, Podemos, Haziran, Tahrir gibi yakın aranışlar var. Ufak ufak kendine gelmeye başlayan bir Latin Amerika var. Geç olsun, güç olmasın, oluyor işte bir şeyler.

Farklı bir paradigmaya geçerken, eskiyen önceki paradigmanın hâlâ içinde kalmak veya ondan kaçamamak paradigma bağımlığı demek. Bizim memleketten küçük bir örnek; 2014 yılı sonunda, 20 milyon kişi kayıtlı olarak borçluymuş. Takipteki sıcak icra dosyası sayısı 2 milyona yaklaşmış. Gazete böyle yazıyor. Bu sayılara dâhil olan biriyseniz, ister borcunuzu azaltarak kurtulmaya çalışın, ister döndürerek idare edin, ucu paradigma felcine gidebilecek bir bağımlık içindesiniz demektir. Kendinize yeni bir paradigma yapın, daha fazla borçlanmayın, mecbur edilmiyorsanız asla borçlanmayın. Kapitalizm, borç dümeniyle dönen eski ve ilkel bir paradigmadır. Yemeyin artık bunu.

Toprağından, işinden, evinden olan milyonlarca tarım emekçisinin başına gelen, farklı bir paradigma felci örneği vererek bitirelim. Genetiği değiştirilmiş endüstriyel tohum kullanımına “yasal” olarak mahkûm olmak istemiyorsanız o işi artık bırakmak durumuyla karşı karşıyasınız demektir.

Bu bağımlılık, felç durumlarını kendinizi bir gözden geçirin, nasıl bir paradigmadasınız bir bakın bakalım diye yazdım. Yine pek neşeli bir yazı olmadı. Delirmek veya delirmemek meselesiyle ilgili de paradigmatik bir şeyler söyleyecektim ama bunları yazarken benim de neşem kaçtı. Paradigmalarım iyice birbirine karıştı.

(*) Risk Toplumu / Başka Bir Modernliğe Doğru, Ulrich Beck, İthaki Yayınları

info@kargamecmua.org