YORUMCUNUN SİLÜETİ II…
Burak Bayülgen
Öyle ya da böyle, sizi yok etmeye hazırlanan piyano tuşlarına daha da kapsamlı bir şekilde basmaya başladığınız zaman yüzleşmeniz hakkında size sayıp sövebilecek kimse yoktur artık.Eserlerin yaratılış sürecinde hüner gerektiren Tanrısal parmaklar bir başka parmağın aynı eseri çalıp çalamayacağı hakkında geniş bir vicdan meselesi yaşamazlar. Eserler yorumcularından bağımsız zorluklarıyla gündeme geldiklerinde, o hünerli Tanrısal yaratıcının ellerinden çıkan ezgiler bir yorumcunun silüetinde gizlenmeye hevesli bile değildirler hatta.
Ama kariyer, virtüözite, işte bu noktada devreye girer ve yorumcunun hünerli parmakları artık eseri çalar, yorum katar ve gelecek olumlu ya da olumsuz tepkilerin artık eseri değil de yorum ve performans kabiliyetini gündemine aldığına şüphe yoktur.
Armoniyi yalamış yutmuş, üstüne bir de kaotik bile sayılabilecek mükemmel bir ezgi eklemiş olan bir bestecinin eserinin seviyelere göre planlanmış bir platformda parmaklara sunulması zaten eğitim sürecinin en belirgin özelliğidir.
Başlangıç aşamasında iki elle çalınan bir eserin önce armoni duygusu ve absolute kulakla olan ilişkisi daha zor eserlerin çalınmasında ve de seviyenin gittikçe daha da yükseğe çıkmasında ne derece etkiliyse, yeteneğin yüzde on, çabanın ise yüzde doksan olduğu bir gelişim ve kariyer sürecinde yüzleşmek zorunda bırakılan dört duvar ve enstrümanın başında bir de yorumcu oturur ve yorumcu dışarıda top oynayan, bağırıp çağıran kendi yaşıtlarıyla birlikte olmak yerine ona büyük bir kariyer vaat eden dört duvar ve piyanoyla yüzleşir.
Ama gelecek demek sadece kariyer demek değildir.
Verilecek bir resital, ardından gelen encore, genç yaşa rağmen üstün bir performans, yüzde onluk bir kısmın ardında bırakacağı yüzde doksanlık bölümün tüm yaşam boyunca etki edecek bir müzik ruhu hastalığına yelken açacağını yorumcuya da, besteciye de, hatta ve hatta dinleyiciye de hissettirecektir. İşte bu müzik ruhu hastalığının piyanoyu ters oturarak çalma kadar eğlenceli bir aktivite ve performansa hizmet edeceği fikri bir yerlerde eksik bir kanıya sebep olmaktadır. Müzik ruhu hastalığı tüm yaşam boyunca daha eğitim sürecinden başlayan yaratıcı delirme sürecinde tüm bir dört duvar ve enstrümana nazaran bir de dünyanın, gündemin getirileriyle ince bir çizgi üzerinde yürüyerek, sanatçı deliliğine bir de sanatçı hassasiyetini ekleyecektir. Öyle ki yüzde onluk yetenek diliminin ve yüzde doksanlık çabanın kulvarlarında her daim en önde giden bir yüzücü olmak bu deliliğe ulaşabilecek bir elin parmağını geçemeyen sanatçıları boğmak üzere de dalgalandıracaktır havuzu.
İşte tüm bu seviyeleri atlayıp artık seviyesi olmayan eserlere gelen durum, piyanonun bile dayanamayacağı, bir telinin kopmasına sebep olacak parmaklara sunulduğunda ise, ister istemez yorumcunun tüm müzikal yaşamını gözünün önünden film şeridi gibi geçirecektir. Seviyeleri takır takır yüzde on yetenek ve yüzde doksan çabayla geçmek çok daha farklı; olumludan olumsuza, olumsuzdan yeniden olumluya giden bir yaşamın getirileriyle orantılı değildir...
Yüzleşmek sadece geçmiş çabayı değil, müzik ruhu hastalığına yakalanıldıktan sonra gelecek uçsuz bucaksız bir zamanı kapsamaktadır. Artık yorumlamak, sanatçı duyarlılığını konuşturmak, tepki vermek ve etki etmek bu müzik ruhu hastalığına ne derecede yakalanıp yakalanmadığınızın göstergeleri olacaktır.
Piyanoya ters oturmak, daha fazla tuşa erişebilmek için parmak arası perdeleri kesmek gibi uçukluklar her bir tuşta, her bir notada dünyaya karşı sorumluluğunuz olmuştur ve bu gerçekten (…) kaçamazsınız. burakbayulgen@yahoo.com