Amcalara Pipini Göster...


Murat MRT Seçkin
“...bu iğrenç paneli en sert bir şekilde kınıyoruz. Bu paneli düzenlemek isteyen, yardımcı olan, sponsorluğunu üstlenen tüm kişi ve kurumları namus ve iffet timsali Müslüman halkımıza şikâyet ediyoruz.” (www.ilkehaberajansi.com.tr – 16.04.2014)

Yukarıdaki haber Mardin Artuklu Üniversitesinde düzenlenecek “Hastalıktan Hak Talebine - Eşcinselliğin Adlandırılışının Anlamlandırılışının Seyri” adlı bir panele karşı Dost-Der’in yaptığı açıklama. Aynı derneği Duman’ın Mardin konserine yaptıkları itirazdan hatırlayabilirsiniz. Grubun “Rezil” şarkısında geçen “Lem yelid ve löp yutar” cümlesi yüzünden dernek grubu topraklarında istemediğini belirtmişti. Şehirdeki birçok yayın bu “çirkin” olayın Mardin adı ile beraber anılmasına engel olunduğu için sevindi. Hatta organizasyonda görevli olan eğitmenleri umarsızlık ile suçlayıp engellemeleri sayesinde belki de ikinci bir Madımak olayını engelledikleri için övündüler. Çünkü Sivas’ta çıkan olaylarda da yakan, yıkan değil provokatör Aziz Nesin ve inançlı halkın hislerine kulak vermeyen arkadaşları sorumluydu.

Bu can sıkıcı ve umut tüketici olayı da eser miktarda sosyal medyada paylaşıp, lanetleyip geçmiş klasörümüze yerleştirdik. Mardin’de Dost-Der’e, İstanbul’da öldürülen travestilere, Hatay’da kafası ezilerek öldürülen F.İ.’ye ve benzeri bir ton olaya isyan ettik. Şiddet berbat, şiddet kötü ama o kadar bağırıp çağırırken kendi duruşumuzu hiç gözden geçirdik mi?

Geçen senelerde düzenlediğimiz organizasyonda bir LGBT dernek adına broşür dağıtmak için gelen trans dostlarımızı izleyen personeli hiç unutmuyorum. Uzaktan kendi aralarında “Oha çok güzelmiş,” derken yaklaştıkça bırakın tenini, elbisesinin bir parçası değecek diye panik yapan o yüz ifadelerini hatırlıyorum. Bir hastalık gibi baktıkları cinsel tercih saatler sonra dans edilirken eğlence aracına dönüştü. Aynı ekip bu sefer bir merdivenin başına geçmiş kafeste gezinen hayvanları seyreder gibi, iç çekerek uzaktan onları izliyordu. Kafadan geçen tek şey seks.

Mekânların ikinci, üçüncü katları için en kaba tabiri ile bir deyim vardır; yiyişme katı. Rahat edebilecekleri alanları olmayan çiftler bu mekânlarda buluşur, sohbet eder, yakınlaşır. Bu ayıp bir şey değil çünkü sevgili olmak, dokunmak en temel sosyal ihtiyaçlardandır. Mekânlar da  sosyalleşmek için vardır. Tabii ki “Buyurun orjiye,” demez kimse size ama sokaktakinden daha rahat hareket etme imkânını sunar. Başka bir mekânın üst katında ilişkilerini yaşamak adına nispeten daha rahat ortam bulan gey çift ara ara öpüşüp, koklaşıyor. Bir süre sonra personel kendilerini uyarıyor, dokunmalar devam edince de çiftimiz kibarca (her nasılsa) hesabı verilip gönderiliyor. İşin ilginci aynı kattaki lezbiyen çift ise neredeyse tüm gün oturup, takılıyor ve sanırım yaptıkları göz banyosunun ödülü olarak da personel tarafından ikram ve indirimler ile donatılıyor.

Çok yakın bir arkadaşım ile başka bir mekânın barında oturuyoruz. Etrafımızdaki herkes tanıdık, bazıları yediğimiz ve içtiğimizin ayrı gitmediği dostumuz. Konu erkek olmaya, hemcinsinden hoşlanmaya geliyor. Tartışma uzadıkça anlıyoruz ki bu konuda yapayalnız kalmışız. Düşmanlık sınır tanımıyor, küfürler, keserimler, döverimler havada uçuşuyor. Geçmişimizi çok bilmedikleri için bu kadar önyargılı yaklaşmaları çok koyuyor bize. Onlara göre iddia bize göre inat ile arkadaşımla birbirimizi öpmeye karar veriyoruz. Barda herkes susuyor ve neredeyse ergence bir oyuna dönen tartışmanın finali öğğk, böğk ve benzeri iğrenme sesleri ile son buluyor.

LGBT olma durumunu istemeyerek de olsa bolca kullandığımız “cinsel tercih” deyimi ile tanımlamak bile başlı başına bir düşmanlık zaten. İçinde cinsel geçen her kelimeyi seks ile hayal eden bir şuurun kıvrımlarında yaşıyoruz. Özgürlük ve demokrasi diye bağırırken “Karşı değilim ama bana yaklaşmasınlar,” diyerek halimizi hafifletmeye çalışıyoruz. Tüm LGBT bireyleri seks bağımlısıymış gibi düşünmekten kendimizi alamıyor ve suçluyoruz. İşin tuhafı o suçladığımız insanlardan daha fazla libido peşinde koşuyoruz.

Fallik öğeler ve içinde pipi geçen filmler en büyük kabusumuz. Sanki o penisler perdeden veya ekrandan çıkıp bulunduğunuz yerde sizi sıkıştıracak. Sanki o uzuvdan sizde yok. Sanki siz ünlüsünüz ve hiç tuvalete gitmiyorsunuz da tüm LGBT bireyler ishalden patlıyor. Sanki siz doğru insansınız...

Yukarıda anlattıklarım sokakta yaşananlara göre neredeyse çok hafif hikâyeler tabii ki. Çoğu yıllar öncesinden kalma ve o insanlar da yok artık buralarda. Birilerini üzmek, acı çektirmek için illa şiddete başvurmanız gerekmez. Yok saymak, görmemek, samimiyetsizce sevmek, aşağılamak ve izole etmek... tüm bunların sonunda isyan ettiğimiz o ölümü en doğru tercih olarak gören dostlarımız oldu. Hiçbir şey diyemedik, sırf Murat Hakan’ı Sevda Fatma’yı sevdi diye öldürdük insanları.

Zaman her şeyi düzeltecek derken etrafımız kendi teninden korkan erkekler ve onların sırtını sıvazlayan kadınlar ile doldu. Beynimize kodlanmış tüm erkek egemen ve aşırıcı ahlaki kodları çok güzel ve el ele yıkalım derken her nasıl oluyorsa konu LGBT bireyler, hele ki travestiler olunca birden bire delikanlı kesiliyoruz.

Aynaya baktığımızda midemizi bulandıran şey akşam içtiğimiz içki değil belki de alkolün etkisi ile daha da net gördüğümüz ve kızdığımız benliğimizdir. muratmrtseckin@gmail.com