BU GECE BİRAZ YÜZLEŞİR MİYİZ TANRIM?
Müslüm Çizmeci
- Ve Tanrı şöyle dedi: “Bizi yansıtan, bize benzeyen insan yapalım. Denizin balıklarına, gökte uçan kanatlılara, evcil hayvanlara, tüm yeryüzüne, yeryüzündeki diğer tüm canlılara hâkim olsun.” Böylece Tanrı insanı kendi yansıması, kendi benzeri olarak yarattı.- (Başlangıç 1:26-27)Neredeyim? Niye buradayım? Doğdum ağlayarak. Yıktım gülerek. İstedim ve oldu. İstemedim ve oldu. Ve olmadı. Ve olmadı. Her şeyden önce ben vardım. Sonsuzdum. Sonsuzluk. Yarattım. Elbet kendimden de katmalıydım bir şeyler. Elbet kendimden de eksiltmeli...
Tanrı, Tanrım, her şeye ama her şeye sahip, her şeye ama her şeye vakıf olmak; nasıl bir delilik. Hemen hepsi korkar seni gördüğünde, hemen hepsi. Çünkü günah dolular. Küf dolu içleri. Çünkü günah dolusun Tanrım, Tanrılarımız. Kendimden bilirim: Kendisiyle konuşamaz insan, kendine anlatamaz. Kendi yüzüne bakamaz. Aynada harcadığı vakitler, fiziksel mastürbasyonlarıdır. Şu bi küçük ruh parçasıyla bile beceremez bu yüzleşmeyi. Ya tamamlandığında, ya döndüğünde sana, kendine. Tanrım, kulum, yarattığına taptığından, tapılmayı istiyorsun elbet hakk’ın. Sana bugün “gene bir yokluğa doğru büyüyen içi”mle henüz çağrılmadan geliyorum.
Ve geceleyin bir görüntüde onunla konuştum. Ona “Tanrım, Tanrım,” diye seslendim. O da “Efendim,” diye karşılık verince, “Ben gerçek olmayan Yakup’um. Kendimin Yakup’uyum,” dedim. “Denizin balıklarına, gökte uçan kanatlılara, evcil hayvanlara, tüm yeryüzüne, yeryüzündeki diğer tüm canlılara hâkim olmak istemiyorum. Şimdilik Kadıköy’de yaşıyorum. Mühim vakitlerimde şiir yazıyor, boş vakitlerimde BİM’den peynir çalıyorum. Alkolü, sigarayı, otu ve biber dolmasını çok seviyorum. Ahlaklıyım. Kıskancım. Kibrim yok. Ve benim gözlerimi Yusuf kapayacak.
Âşık oldum. Aldattım. Aldatıldım. Şimdiki zaman döngüsünün çocuk yıllarında bir şişeyi parçalayıp duvarda, camıyla bileğimi deştim. Kan. Dostum Erdem yanımdaydı. Erdem elektrik süpürgesiyle önce camları temizledi sonra bir parça alıp o da yardı kendi bileğini. Kan. “Niye böyle bir şey yaptın?” dediğimde; gözlerimin içine bakıp, “Bir daha böyle bir şey yapmayasın diye,” dedi. Çocukken bize Tanrılık çok yakışırdı. Sakallarımız uzadıkça ki döndükçe zaman, biraz bozulduk. Tadilatımızı affet Tanrım.

Birkaç yüzyıl önce biz Erdem’le Zeus iken, Tanrısıyken göklerin; boğa olup Europa’yı, yağmur olup Danae’yi, kuğu olup Lida’yı, yılan olup öz kızımızı s.ktik. Olimpos’ta yaşardık. Mühim vakitlerimizde adalet dağıtır, boş vakitlerimizde şimşek çakardık. Gökyüzünü, sevişmeyi, hükmetmeyi ve kılık değiştirmeyi çok severdik. Ahlaksızdık. Arsızdık ve ölümsüz.
Bir gün hiç unutmam, doğurduydum kendimi, artık Apollo’yum. Ormanda bi kız gördüm. Âşık oldum. Gittim yanına, senin adın ne hesabı… Kız dedi ki “Adım Kitty. Hello Kitty.” “You looks like a princess”. Afalladı: “Olur mu ya ben köylü kızıyım.” Tuttum onu kolundan Olimpos’a götürdüm. Uşaklar, yaverler falan, yediği önünde yemediği arkasında. Kızın babası ölüyordu, kalktım ömrünü uzattım. “Seni prensesim yapıcam,” dedim. Allem ettim, kullem ettim. Ettim kızı kendime âşık. Oldu. Bitti. Savdım başımdan. Daphne’yle ayrı, Heliotrape’yle ayrı bir hikâye. Sonra hepsini çiçeğe dönüştürdüm. Mis koktuydular ama üzüldüydüler hepsi ayrı ayrı. Onlar da bizdendi. Birdik. Kendi kendimizi üzdük haliyle. Üzülmeden sevinemezdik. Bizi anlıyorum. Anlamın altın sarısı dişleri vardır, ağzı kokar.
- Son geliyor. Sonun geliyor. Senin için uykudan uyandı. İşte geliyor! Ey memlekette oturanlar, felaket çelengi başınıza geçecek. Vakit geliyor, o gün çok yakın. Dağlardan gelen sevinç çığlıkları değil, kargaşa sesi.- (Hezekiel 7:7) Şu ruhumun üstündeki et de neyin nesi?
Bizi bir gece Hegel iken anlamıştım: “Tanrının kendinde ve kendisi için mutlak gerçeklik olduğu, onun her şeyi kuşattığı ve her şeyi içine aldığı gerçeği”ydi bu. Bizi başka gece Nietzsche iken anlamıştım: “Tanrı var olmaz, çünkü var olsaydı onun ben olmadığıma inanamazdım.” Sonra doğdum. Sonra ölüm. Yokum. Varım. Varım yoğum bir.
Aynaya pek bakmadım. Saçlarımı hiç taramadım. Islattım onları. Yoldum. Erken boşaldım. Dolunaya geç kaldım. Benimle hep konuştular, ama dinledim, ama dinler gibi yaptım. Onlara hep anlattım, bazen anladılar, bazen anlattığımı ben bile anlamadım. Anlamın bacakarasından hep farklı nedenlerle aynı ter akar.
- Kuzgunlara bakın: Ne ekerler ne biçerler. Ne ambarları ne de kilerleri var; ama Tanrı onları besler.- (Luka 12:24) Şükürler olsun.
Tanrım, bu gece biraz yüzleşir miyiz?
Tanrım, bir Tanrı kendi suretini neden yaratır?
Bizi seviyorum. Başka cevabım yok.
Ki kuzgunlar, nasılsa
oyacak gözlerimizi. muslum.cizmeci@gmail.com