Arka Sayfa


İstanbul’a Ağıt
Hakan Özer
 
Bin küsur yıl önce, bozkırdan göçünce, atıyla avradıyla silahıyla sürgünde,
arada kaldım otobanda bir yerde, asfalta çakıldım sabahın köründe, binlerce dolarlık demir atlar ağlar.
Kuşatıldın, fethedildin, Bizans’tan gelen gelindin,
kiliseydin cami oldun, üç yoldan Allah’ı buldun, Boğaz’ın iki yanında milyonlara dert oldun.
Yeşildin betonlaştın, çöp dağında gazlaştın, geçmişinde yıkıntı, yer altında kaygın, depresyon her anında, kişiliğin sınırda, zelzeleyi beklerken hep zelzelede halin.
O şehirden bu şehre ev oldun, gece kondun,
umut oldun, şikâyet oldun, kanun tanımaz suç oldun, bir virüs gibi yayıldın, çirkin bir güç oldun.
Bir zenginsin bir fakirsin, bir merkezde bir değilsin,
bazen akıllı, bazen unutkan, bazen kısır, bazen doğurgan, benim bildiğim sen bu değilsin, sen nesin?
Köprü oldun, geçiş oldun, kozmopolit oryantalist oldun,
arabeske daldın, rakıya dadandın, ezan sesi altında bardağa doldun, sokak sokak bölündün, içinden geçilmez oldun.
Yaşın genç, dinamiksin, tecrübelisin, sanki sen bir meleksin,
herkesin ağzında para para para, varlığı hayat, yokluğu yara, artık bundan sonra tüm vicdanlar senin olsun.
Bir sıcaksın, çok ıslaksın, bir güneşli bir yağmurlusun,
değişkensin, dengesizsin, güvenilmez bir güzelliksin, bir şizofren nefes için kalbim ağlar.
Taksim’de kar var, ellerde kar var, gözlerde kar var, soğuktan ağlar,
altyapı ağlar, trafik ağlar, donarak öldü eller ağlar, benim zavallı kalbim bu şehirde ağlar...