Kadıköy'den Peter Brötzmann Geçti


Rammy Roo
14 Şubat’ta, KargART’ta özgür cazın Avrupa’daki en önemli adamı Peter Brötzmann’ı ağırladık. Korhan Futacı, Umut Çağlar, Özün Usta ve Korhan Argüden’den oluşan KonstruKt ekibiyle yaklaşık bir buçuk saatlik, unutulması pek de mümkün olmayan, çok özel bir performans yaşattılar bizlere, sağ olsunlar. Brötzmann ekseninde özgür müzik, konsere dair ufak notlar ve Brötzmann’la gerçekleştirdiğim küçük röportajı aktarmak da bana kalıyor tabii ki.
 
KonstruKt’un, Brötzmann’la olan son çalışması Gümüşlük’te, Eklisia Kilisesi’nde kaydedilen Eklisia Sunday adlı albümdü. 2011 yılında canlı kaydedilen albümde Hüseyin Ertunç, Doğan Doğusel ve Barlas Tan Özemek de ekibe eşlik ediyor. Konstrukt, etkileşime açık müziğini Evan Parker, Marshall Allen, Peter Brötzmann gibi ustalarla pek çok ülkede sık sık gerçekleştirdiği performanslarla, memleketin medar-ı iftiharı unvanıyla sürdürüyor.   
 
Korhan Argüden’in, “tanıdığım en sıkı adam” diye tanımladığı Peter Brötzmann’dan -pek kolay olmasa da- kısaca bahsetmek gerekirse:
Müzik kariyerinin başlarında cazın New Orleans kanadını takip eden usta, 1960’larda, Fluxus’un da etkileriyle, saksofonunu özgür müzik saflarında üflemeye başlar. Dönemin ikiye bölünmüş Almanya’sında savaş karşıtı sesler yükseldikçe, enstrümanlardan çıkan seslerin de bu atmosfere eşlik etmesi kaçınılmazdır ve 1967 yılında Brötzmann’ın Peter Kowald ve Sven-Ake Johansson ile kaydettiği ilk albümü For Adolphe Sax hasıl olur.

Avrupa için yeni olan bu müzik aslında Ornette Coleman’ın, yeni kıtada 1961 yılında yayınladığı Free Jazz: A Collective Improvisation adlı albümünün felsefesini benimsiyordu. Ornette Coleman’ın, plağın sol kanalında kendisiyle birlikte Don Cherry, Scott LaFaro, Billy Higgins ve sağ kanalındaysa Eric Dolphie, Freddie Hubbard, Charlie Haden ve Ed Blackwell ile Aralık 1960’ta kaydettiği albümü bir süredir avangard tutuma bürünmüş Amerikan cazının eninde sonunda varacağı bir noktaydı sanki. Bir dizi kuralsızlıklar silsilesi, rastlantısallık ilkesi neticesinde yeni yapılar kuruyor, sesler sahip olduklarından daha fazla değer kazanıyordu.
 
Brötzmann’a özgünlük katan baharat ise enstrümanının sonik sınırlarını yeniden tanımladığı sert stili olmuştur. Brötzmann, Derek Bailey’nin gitara yaklaşımına paralel bir anlayışla davranmıştır Adolphe Sax’in icadına. 1968 tarihli Machine Gun albümü özgür cazın en iyilerinden biri olmakla beraber, Brötzmann saksofonun da en az bir makinalı tüfek kadar soğuk ve metal olduğunu kazıyordu beyinlere. Emprovizasyonun ta kendisi olan özgür caz (veya özgür müzik), Alman disiplinine tabi tutuluyordu Brötzmann’la.


1988’de, Last Exit’in stüdyoda kaydedilen tek albümü Iron Path ise rock ve punk gibi pek çok janr ile etkileşim halindeydi. Bütün müzikseverlerin dinlemesi gereken bu başyapıtın sonrası ise bütün dünyadan daha fazla müzisyenle ortak çalışmalar, performanslar ve kayıtlar... Kolay özetlenmeyecek bir müzik hayatı!
 
Konsere gelecek olursak... KonstruKt’un giderek olgunlaşan müziği, özgür müzikte yeri olmayan hiyerarşik yapılanmaya izin vermemeyi elden bırakmamakla beraber, müzisyenler, Peter Brötzmann’la çaldıklarının farkında olduklarını kesinlikle hissettiriyorlardı. Saygıda kusur yok! Herkes dikkatli ve özenli.


Umut Çağlar'ın aynı ampli’den geçen gitarı ve micromoog’u, ‘70'lerin meşhur “phase” kutusu mu-tron ve tape echo ile harmanlanınca aslında kulaklarımızın aşina olduğu fakat artık pek rastlayamadığı organik dokuları bize fazlasıyla sundu. Korhan Futacı, zaten stil sahibi bir saksofoncu. Son olarak Taranta Babu ile baş tacı edilesi müziklerin ortaya çıkmasına vesile olmuştu. Ocak ayında ise KargART’ta, Marika ile yine unutulmaz bir performans yaşatmıştı bizlere. Brötzmann’la paslaşmaları ve etkileşimleri muhteşemdi. Alto saksafonuyla, Brötzmann’ın tenoruna bazen ustaca karşı çıkıyor, bazen de onun fikirlerini onaylarcasına kafa sallıyordu. İki saksafonun yarattığı dokular, bir Sun Ra Arkestra samimiyetine uzanıyordu. Özün Usta, dokunduğu her enstrümanın hakkını veriyor. Salona soundcheck saatinden çok daha önce gelip, enstrüman(lar)ıyla uzun uzun vakit geçirmesi, bu durumun şaşılacak bir netice olmadığını işaret eder gibi. Bin yaşasın! Konserde, özellikle kontrbasla yarattığı tansiyonlar seyredilecek güzergâhların şekillenmesinde önemli rollere büründü. KonstruKt’un belki de en olmazsa olmazı ise bana göre Korhan Argüden. Ekibin “organik müzik” diye tanımladığı pek çok dayanak noktası bu adamdan geçiyor. Özgür müziğin -ne yazık ki çoğu zaman göz ardı edilen- yapısal bütünlüğünü yaratmak ve korumak aslında alışıldık müziklerdekinden daha karmaşık ve teferruatlı bir iştir ve iyi müzisyenin maharetidir. Korhan Argüden gerçekten iyi bir müzisyen.


Bir yandan ses kaydını almakla meşgul olduğum konserde, Peter Brötzmann’ın güçlü saksafonunu kontrol altında tutmak hayli zor oldu. Brötzmann ustanın bütün müzisyenleri dikkatle dinlemesi ve müziğe katkı sağlayacağı alanları özenle seçmesi altı çizilmesi gereken bir anektod.

Konser sonrası, kısaca sohbet etme fırsatı yakaladığım Peter Brötzmann’a özgür caza dair birkaç soru sorma cüretinde bulunmamla, üstadın suratını buruşturması ve “Açıkçası bu tanımdan (free jazz) pek hoşlanmıyorum. Ben sadece bir caz müzisyeniyim,” demesi benim için pek manidar oldu. Keza, özgürlüğüne kavuşmuş bir müziğin sadece “caz” olarak tanımlanması kabul edilemez. Bununla beraber, müzik stili değildir müziğin özgürlüğünü niteleyen. Brötzmann ise, özgür müziğin peşinde olan bir cazcıdır.
 
Üstad, emprovize müziğin bugünkü durumundan pek de tatminkâr olmadığını “Pek çok ülkede, özellikle de Batı Avrupa ülkelerinde imkânlar gitgide azalıyor. Pek çok kulüp maddi destek sağlayamıyor. Diğer yandan, özellikle konservatuvardan gelen pek çok genç müzisyen var. Tabii ki çok iyi çalıyorlar, bestecilikle, kontrpuanla ilgili her şeyi biliyorlar. Ama bunun gerçekten ‘iyi’ bir şey olup olmadığı konusunda şüpheliyim. Her şeyi yapabilirler ama çoğunlukla, bununla (her şeyi yapabilme olanağıyla) ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlar,” sözleriyle ifade ediyor.
“Müzik, daha üst seviyede olmalı. Ben yaşlı bir adamım. Eğer hâlâ avangard müzikle anılıyorsam, bence bu genç müzisyenler için rahatsız edici bir durum olmalı. Ama asıl önemli nokta genç müzisyenlerin hâlâ yolda olduğu gerçeği ve yolda olmak muhteşem bir şey. Japonya’da da, Avrupa’da da aynı durum konusu... ABD’de de biraz farklı olduğunu söyleyebilirim. ABD’de genellikle artık genç siyahi müzisyenler, -daha fazla para olduğu sanrısıyla- rock ‘n roll ve popa yöneliyorlar. Bizim saflarımızda daha fazla genç müzisyene ihtiyacımız var.”

“Bu noktada, genç müzisyenlere tavsiyede bulunacağınız kilit noktalar var mıdır acaba?” sorusu dilime takılıyor tabii ki. “Diğer insanların ne yaptığına bakmayın ve başarıya çabucak kavuşmayı amaçlamayın. Başarılı bir caz müzisyeni olmak, bir ömür alır. Uzun, ısrarcı ve sürekli bir tavır halinde olmak en önemli nokta. Pek çok genç müzisyen, anlık başarı elde edemediği için bırakıyor. Bunun maddi nedenlerle de alakası var tabii ki. Eğer genç bir müzisyenseniz, ikinci bir işe ihtiyacınız var demektir. Ama enstrümanınızı gerçekten seviyorsanız, başkalarıyla birarada olmayı ve birlikte çalmayı seviyorsanız, o zaman bunu yapmalı ve çok sabırlı olmalısınız.”
 
İstanbul’u Avrupa’nın en büyüleyici şehirlerinden biri olarak gören Brötzmann, bu üçüncü ziyaretinde, İstanbul’da, isim vermediği bir elektronik müzik ekibiyle de kayıt yaptığını belirtti. Ben de üstadı daha fazla yormayıp, hem röportaj hem de konser için teşekkür ederek uğurladım.
 
KonstruKt’un bir sonraki acayip konseri ise Mart ayında, bu kez Babylon’da, yine çok büyük bir isim, Joe McPhee ile. Hatırlatmakta fayda var.
 
  rammyroo@gmail.com