The Zımba Jets


Tayfun Polat
Sadece 2 yıl önce kuruldular. İlk provada çıkan enerjiyle 5 parça yaptılar. 15 gün sonra ilk EP’lerini çıkarttılar. Ama esas, sahnede izleyenleri şaşkınlıkla karışık bir hayranlıkla etkileri altına aldılar. Her konserde izleyenlerinin sayıları arttı. İzleyen sayısı arttıkça konser sayısı arttı. Olaylar zincirleme ilerledi. Geçen yıl İtalya’da kaydettikleri albümün ham kayıtlarını gönderdikleri dünyanın en prestijli festivallerinden biri olan Primavera’da çalmaya hak kazandılar. Türkiye’de sadece onları canlı izleyenler işe uyandıysa da, bütün dünyanın ilgisini çekmeyi başardılar. Ardından ilk albüm geldi nihayet. Hem ne albüm. Yayınlandığı hafta dijital platformlarda Duman’ı bile geride bırakıp ilk sıraya yükseldiler. Ama durmadılar, Gezi öncesi yaptıkları ama Gezi’nin tüm hissiyatını barındıran şarkıları “Spring of War”a öyle bir klip çektiler ki, bir haftada 100 bin kişi izledi (Evet, şu NaberTürk stüdyolarından aktarılan Savaş Baharı). İkinci, üçüncü albüme hazırlar. Zımba gibi girdiler, aynen devam edecekler. The Ringo Jets, şu anda memlekette başımıza gelen en heyecan verici müzik olayı.
 
Aslında hiç yeni bir müzik yapmıyorlar. ‘60’ların garaj gruplarından, fazlaca Mod’lardan, bir hayli de blues’dan feyz almış bir rock ‘n roll alt tarafı TRJ’in müziği. Ama beton gibi bir rock ‘n roll. İki gitar, bir davul. Muazzam bir enerji. Her şarkıda üçlüden birinin vokali. Ve kir, gürültü. Ve yine enerji. Çiğ enerji.
 
Eskiz ve Esas Çocuk’tan da tanıdığımız, kişisel kanaatimce memleketin en yetenekli genç gitaristi Deniz Ağan’ı bir gün Lale Kardeş arıyor, “Tarkan’ın (Mertoğlu) grubunda (Kraker) çalar mısın?” diyor. O sıra kendisi de grubun davulcusu askere gittiğinden Kraker’de davul taburesine oturmuş durumda. Daha ilk provalarında grubun şarkıları başkalaşıyor. Böyle olmayacak diyerek üçü ayrıca stüdyoya giriyorlar. Ve dinlemeyi sevdikleri müzikler gibi çalmaya başlıyorlar. İşte TRJ’in doğuşu. Çok kısa bir süre sonra, bir poğaça kâğıdının üzerinde servis edilen ilk EP çıkıyor ortaya. Ama esas konser vermeye başladıklarında olanlar oluyor. “Biz bile anlamadık,” diyorlar gördükleri ilgiyi. “Sonuçta İngilizce sözlerle rock ‘n roll yapıyoruz. Hani yurt dışında olsak anlayacağız biraz.” Aslında sihir üçünün kimyası. Tepkimeye girdiklerinde açığa çıkan enerji. Lale’nin takır takır, dolu dolu vuruşları, Deniz ve Tarkan’ın mükemmel uyumlu gitarları. Deniz ve Tarkan’ı da tanısanız, nasıl mülayim çocuklar. Nasıl sakin, alçakgönüllü. Sahnede de canavara falan dönüşmüyorlar. Çıkıp zımba gibi çalıyorlar. İşin özü bu. Geldikleri yere böyle çalarak geldiler. Hak ederek.
 
TRJ fenomeninin bir diğer izahı ise grubun 3+1’inci elemanı, menajerleri Reha Öztunalı’nın akıllı hamleleri. Öyle ahım şahım bir iş de yapmıyor aslında Reha. Sadece yapılması gerekeni yapıyor, kafa yoruyor. Grubun elindeki sınırlı sayıdaki kurşunu doğru yerlerde kullanıyor. Her ne kadar “Böyle bir alternatif müzik sahnesinde, 50-60 kişinin izlediği konserlerde, manage edecek bir şey yok,” dese de (tabii ki bu ülkedeki durumla alakalı olarak); albüm için Muse, Franz Ferdinand, Twilight Singers gibi gruplarla çalışmış Tomasso Colliva ile çalışılması onun fikri, adamı buraya getirmektense, zaten çalıştığı ve analog ekipmanları, geniş stüdyolarıyla köklü Milano’daki Officine Meccaniche stüdyolarında kayıt yapmak onun fikri (ki daha ucuza gelmiş İtalya macerası). Esas katkı da galiba, Gezi sonrası karşılaştığı Pink Floyd, T-Rex, Ian Durry, The Clash gibi efsanelerin menajerliğini yapmış Peter Jenner’in de gazıyla albüm için Tantana Records’u kurması. Jenner “Bütün dünyada sizin jenarasyon Gezi konuşuyor. Belki şimdi farkında değilsiniz ama bir sürü çocuk sizi görüp gaza geldi. Madem böyle bir durumunuz var ve rock ‘n roll grubusunuz, bu sizin göreviniz, bunu bir şekilde sırtlamanız lazım,” demiş. Böylece sadece TRJ albümleri yayınlamak için de olmasın, gücümüzün yettiği kadar başka albümler de basacak bir label’ımız olsun demişler. Belli ki, bu yön gösterme ilk video klibin Gezi göndermeli bir içerikle gelmesine de yol açmış. Zaten çıkması eli kulağında olan albümün Gezi sırasında hepsinin sokaklarda olması ve aylarca müzik bile dinlemeden zihinlerinin, kalplerinin orada atması nedeniyle bu yıl çıkmasında da grubun sadece müzikal olarak değil, tavır olarak da nerelerden beslendiğinin izlerini gösteriyor aslında.
 
Lafı daha fazla uzatmaya gerek yok sayın dinleyiciler ve özellikle sadece dinlemeyip müziği esas merakı olarak başucuna koyanlar. The Ringo Jets müzikal olarak sert gelebilir, size hitap etmeyebilir, kafanızı şişirebilir. Öyle olsa bile, Lale’yi davul çalarken görmeniz gerekiyor. Ha, öyle değilse, zaten silkelenip kendinize gelmek, hepaynıyıdinlemekten biraz sıyrılmak istiyorsanız, şu sıralar daha heyecan verici bir alternatif bulamazsınız. Rock ‘n roll kapınıza geldi. İçeri alın. Sesi de iyice açın.
  tayfunpolat@hotmail.com