Mark Kozelek: Hikâyelerin İç Sesi
Utkan Çınar
Kozelek hakkında 2008’deki April albümünden sonra yazılabilirdi, 2010’daki Among The Leaves’den sonra da ya da 3 canlı albüm, 2 proje ortaklığı albüm (özellikle Jimmy LaValle ile kotardığı Perils of The Sea’nin geçen yılın en iyilerinden biri olduğunu eklemeden geçemeyeceğim) ve bir cover albüm yayınladığı geçen sene herhangi bir ayda. Albüm kayıt ve yayınlama fırsatlarının ucuzladığı ve kolayladığı günümüzde Mark Lanegan ve Bonnie “Prince” Billy gibi Kozelek de son hız üretimle kalitesi hep yüksek eserler koyuyor ortalığa. Geçen ay Sun Kil Moon adıyla yaınladığı son albümü Benji ile hikâye anlatımında ulaştığı noktayı görünce de bu ay yer vermek farz oldu. 25 yıllık bir kariyeri olan Kozelek’in ‘90’lardaki projesi Red House Painters’a pek bulaşmadan son 10 yılda yükselttiği çıtanın ürünlerinden bahsedeğim.Öncelikle açıklık getirmek gereken birkaç nota var. Red House Painters sonrası dönemde Mark Kozelek hem kendi ismiyle hem Sun Kil Moon adıyla albümler çıkardı. Bunların sıralaması karışık ama sonuçta hepsi Kozelek’in yönetiminde ve cover çalışmaları saymazsak onun yazdığı, söylediği şarkılardan oluşmakta. Bu yüzden yorucu bir okuma yaratmamak adına albümlerin yanınan (Kozelek) ve (Moon) notları koyarak hangi isimle yayınlandıklarını belirteceğim sadece.
Indie’nin tanımı çok kolay değil. Özellikle Amerika’da son 10 yılda gençler arasındaki en geçer akçe müzik (bizde alternatif deniyor) türü olduğunu da söylemek lazım. “Bana ne dinleyeceğimi söyleyemezsin dostum” ilkesi olarak da görebiliriz bunu. Kozelek’in spekturumu buna en iyi örneklerden biri aslında. Red House Painters’ın dağılmasından sonra yaptığı ilk albümler 2001’deki What’s Next To The Moon (Kozelek)’da AC/DC cover’ları yapıyor, 2003’teki Ghosts of the Great Highway (Moon) ise Judas Priest’ın gitarcılarından Glenn Tipton’ın adını taşıyan bir şarkıyla başlıyor. 2005’te ise tamamen Modest Mouse coverlarından oluşan harika Tiny Cities (Moon) çıkıyor ortaya. Devamında ise Yeni Zelanda’dan aldığı 5 CD’lik Andres Segovia toplamasından etkinlenip küçükken biraz tıngırdattığı klasik gitara geri dönüyor. Sadece ustaca kullandığı klasik gitar ve vokalinden oluşan Admiral Fell Promises’ı (Moon) yayınlıyor. Bu arada da, biliyorum ki katran ve tüye bulanabilirim bunu dediğim için, Neil Young’un ‘70’lerde yayınladığı herhangi bir albüm kadar harika tınlayan April’i de es geçmemeli. Geri vokalleri de Bonnie Prince Bily ve Ben Gibbard üstlenmişti. Neredeyse bir hip hop şarkısı kadar bol söz içeren şarkıları, sözleriyle başta söylediğim indie ruhuna güzel örnekler. Zaten müziği de aslında hep sözlerin sunuma yarayan bir araç görevi görüyor.
Kozelek’in Death Cab For Cutie’den tanıdığımız Ben Gibbard olan ilişkisi bu kadarla kalmıyor. Kozelek’in son albümü Benji’nin harika kapanış şarkısı “Ben’s My Friend” Kozelek’in Gibbard’ın projelerinden The Postal Service’i izlediği bir konser anısı. Bunun dışında “I Watched the Film The Song Remains the Same” ve uzaktan bir kuzeninin zamansız ölümünü anlattığı “Carissa” gibi şarkılarla fazlaca otobiyografik bir ölüm ve hatıralar albümü yapıyor 47 yaşındaki Kozelek. Tabii bu bir depresiflik alameti değil. Darağacı mizahına da yakın bu sözler. Ailesi ilgili bu kişisel hikâyeleri anlatırken hiçbir şeyden korkusu yok gibi.
Benji albümü ile ilgili Pitchfork’a verdiği röportajdan, dayanamayarak bir soru-cevaba da yer vermek isterim;
“Soru: “Songs Remains The Same”de dövdüğünüz çocuğunun bir şekilde şimdi size ulaşmasını diliyor musunuz?
Kozelek: Yok, o süreci geçtim. Şu anda kafamdikiler bunlar: Bileğim çok ağrıyor, yeni bir şilteye ihtiyacım var, Roland klavyenin adaptörünü kaybettim, açım, kız arkadaşım bir saat önce burada olmalıydı, True Detective’in yeni bölümünü izlemek için sabırsızlanıyorum ve maalesef yeni öğrendiğime göre Pacquiao-Bradley dövüşünün rövanşı sırasında Helsinki’de olacakmışım.”
Benim Kozelek’ten aldığım harika bir söz yazarlığı ve aynı derecede iyi gitarcılık. Şarkılarını sözlerine önem vermeden dinleyemediğiniz bir adam. Tıpkı Bob Dylan ve Lou Reed gibi. Birçok dev şarkıyazarı ile aynı kefeye koymaktam kaçınmayacağım biri. Ve bu kadar çok albüm yayınlayıp da hiç birinde ıska geçmemek gibi bir kendine güven çok sanatçıda görebileceğimiz bir özellik değil.
Not: 2010 yılında Admiral Fell Promises için çıktığı tek kişilik turne Mark Kozelek: On Tour adıyla bir belegesel haline getirildi. Biraz uzun da olsa tek başına şehir şehir dolaşan bir modern hikâye anlatıcısına tanık olmak güzel bir deneyim.
Eğlenceli not: Kozelek’in 2001 yapımı Tom Cruise’lü Vanilla Sky’da, Cruise’un karakterine bir club’ın tuvaletinde “Dude! Fix your fuckin’ face!” diye de bağırdığını hatırlatmadan geçemedim.
khgv@hotmail.com