OYUNCU - 4
Utkan Çınar
MIA WASIKOWSKA
Geleceği parlak oyuncular serimize 3 erkekten (Michael Shannon, Paul Dano, Tom Hardy) sonra bir kadın, Mia Wasikowska ile devam ediyoruz.
Kimdir? Polonyalı bir anadan Avustralyalı bir babadan Canberra’da doğmuş 24 yaşında bir kızımız. Fotoğrafa meraklı.
İlk Nerede? Avustralya yapımı Suburban Mayhem’deydi 17 yaşında. Rahatlığıyla dikkat çekiyordu. Ama dünya çapında adının duyulması gergin psikolog dizisi In Treatment’da oldu. Tek mekânda (tabii ki terapi odası) geçen yapımda Gabriel Byrne gibi bir abiye karşı ezilmemesi ve başarılı oyunu onu eşe dosta tanıttı.
Repütasyon? 2010 yılı artık daha göz önünde bir isim olduğu seneydi. O sene iki yapımda; yüksek bütçeli Alice In Wonderland’de Alice rolüyle yer aldı ve Annette Benning ve Julianne Moore’lu The Kids Are Alright’ta da kendini gösterdi. Tim Burton’un alacakaranlık yılları dediğimiz bu yıllarda Alice... tabii Depp-Burton-Carter yorgunluğumuza iyi gelmiyordu haliyle. Wasikowska’yı dünyaya tanıtmaya yarayan yapım yine de onu sevimli kız çocuğu tipine sokma gayretiyle de bizden artı puan almıyordu. The Kids Are Alright’ta da ise yine sırıtmıyor ve oynadığı “normal” karakterle gelişmekte olan oyunculuğunun iyi performanslarıdan birini veriyordu. Ama daha iyi yönetmenlerle daha iyi filmlere yol açmasının vakti gelmişti.
Şovu? Burada herhalde son işi Stoker’ı saymalı. Güney Koreli yönetmen Park Chan Wook’un ülke dışına çıktığı bu ilk filmi Wasikowska için biçilmiş kaftandı. Yarattığı tekinsizlik ve doğal bir şekilde gösterebildiği “realizm”iyle bu ilginç filmde parlıyordu. Chan Wook’un yarattığı masalsı ortam buna tezat yaratsa da garip bir şekilde uyum sağlıyordu. Stoker’ın dışında Hal Holbrook’un şov yaptığı That Evening Sun, gene Glenn Close’lu pek başarılı Albert Nobbs ve hemşerisi John Hillcoat’un Lawless’ında yan rollerde işini gayet iyi yapıyor ve güçlü oyuncu kadrolarıyla aynı seviyelerde performanslar çıkartıyordu. Bu fimlerde başrol olmamasına rağmen oynadığı karakterlerin filmlerdeki ağırlığına saygısı ve sahnelerindeki atmosfere olan uyumu gözden kaçmadı. 2011’de rol aldığı, Gus Van Sant’ın en düşük gişe yapan, Milk sonrası, filmi Restless’da Henry Hopper (Dennis Hopper’ın oğlan; gözümüz onun da üstünde) ile paylaştığı başrolde de bu bayağı sorunlu (bunu da tartışırız tabii) filmi de izlenir kılıyordu.
Artı / Eksi? En büyük yeteneği yüz ifadeleri ve mimikleri olsa gerek. Özellikle son yıllarda hem Avrupa’da, hem Uzak Doğu’da, hem de Amerika’da anlatımlara hâkim olan “yavaşlık”ta bu çok geçerli bir yetenek. Hani Nuri Bilge Ceylan ülke dışına çıkmaya karar verse, nasıl bir film olursa olsun, Wasikowska’yı gönül rahatlığıyla seçebilir sanki. Aynı Park Chan Wook gibi. Bunun dışında demin de bahsettiğim saklı gerçekçiliği çok değerli. Rol yapıyor olduğu ipucunu hiç vermiyor. Artık oyuncuların reklam filminde oynar gibi oynadıkları Hollywood filmlerinin döneminde bu özlediğimiz bir şey. Onun dışında artık deneylere girmesi ve küçük masum kız halini unutması da önemli olacaktır. Doğru film seçimleri ve iyi yönetmenler Wasikowska’nın bu verimli çağını üst seviyede geçirmesini sağlayacak ve bizleri de mutlu edecektir.
Beklenti? Bu ay Tilda Swinton’lı yeni Jim Jarmusch vampir! filmi Only Lovers Left Alive, yeni David Cronenberg filmi Maps Of The Stars ve Madame Bovary başrolü bu sene tanık olacağımız işleri olacak. Artık 24 yaşında olması tabii ki onun artık masum küçük / genç kız rollerine pek yüz vermemesi gerektiğini gösteriyor. Saydığımız filmlerde çıkaracağı iyi işler onu saygın bir noktaya getirebilir ve oyunculuğunun açısını arttırabiecek hamleler yapabilme özgürlüğüne kavuşabilir. Biz de ilk kadın konuğumuz olan Waskowska’ya bu olgunluk dönemine geçiş sürecinde iyi şanslar dileyelim.