Vicdan bir kavramdır, acımızı ölçtüğümüz


Viktor Pilatan
Başlık tabii ki John Lennon’ın “God” isimli şarkısından. Oradaki Tanrı kelimesi yerine ben Vicdan’ı koydum.
 
Erkek kutup ayılarının yavruları yemeleri,
Afirka’da kargadan daha zayıf bir çocuk
Tayyip Bey üzülmesin diye ona oy vermek
 
Bu Bunuelyen hatta darağacı mizahı kafasındaki girizgâh. Bir bakalım duruma. Öncelikle netlememiz gereken şey Vicdan’ın gerçek bir şey olmamasıdır. İnsan türünde bulunan bir özellik değil. Bunun testini yapmak da çok kolay. O ortopedik toynak stili ayakkabılar giyen ufak çocuklardan kaval kemiğinize yediğiniz bir tekme bunu öğretecektir. Evet, o çocuk büyüdükçe hayatta kalma amaçlı empatiyi öğrenecek ve tekrar tekme attığında acıtmayacaktır sizi ama bunlar öğrenilmiş şeyler olacaktır. Ya da gene çocukların ayrımcılığa çok yatkın olmaları da buna örnek gösterilebilir. Hatta naçizane ırkçılığın hiç çaba istemeyen akıl yaşı oldukça düşük bir davranış şekli olması. Ha bunu mantığa oturtmaya çalışanlar da daha zavallıdır.
 
Benim buradan gelmek istediğim nokta evrim üzerinden aslında. Hayatta kalma dürtüsü bir numaralı içgüdü olduğu için, vicdan da sadece toplumsal anlamda etrafımızdakiler tarafından beğenilme, “iyi bilirdik” alma amaçlı yapılan hareketler bütünüdür gibi geliyor bana. Sonuçta Live8 de sisteme dokunmadan gereğinden çok daha fazla para kazanmış tiplerin iç rahatlama egzersizleriydi.
 
Özünde bilimsellikle hiçbir alakası olmayan bu kavram, zaman içinde hem teknolojik hem de toplumsal gelişmelerle insan hayatının değerinin arttığı bölgelerde daha çok bulunur. Yani, bu bir gerçek ırkçılık değil, Ruanda’da olup bitenler veya herhangi bir Afrika Kupası maçındaki tekmeleri gördüğünüz zaman bunu anlayabiliyorsunuz. Bilimle netleştiremediğiniz bu kaypak kavram; duygu sömürüsü ve iç rahatlatma denen ve bana çok anti-Brecht tınlayan vaziyetlerin de sorulusudur.
 
Dilencilik diye de bişi var. Hayatta kalma dürtüsü.
 
Ammaaa,
Kapitalizmin azdırdığı sosyal Darwinizmle yaşadığımız modern zamanlarda vicdan, onurlu insanların sahip olması ve hatta çizgilerini çizmesi, prensiplere oturtması gereken bir kavram.
 
Hem aç bir kedi yavrusunu eve almak hem de diş fırçalarken su israfı yapmak arasında,
Ya da hem Van depreminden etkilenenlere ufak bir yardım göndermek hem de bankada çalışmak
arasında sıkı bağlar var.
 
Tarih bize gösteriyor ki vicdan iç rahatlatma sefilliğine döndüğünde ve “inceldiği yerden kopsun” yerine “günü kurtaralım” dediğinde zorba kapitalizm her zaman kazanacaktır. Ha buna yapabileceğimiz bir şey yok diyorsanız o zaman delikanlı gibi bir sosyal Darwinist ve kapitalist olun, hatta Patrick Bateman olun. O zaman bu sefil limbo halinden kurtuluruz belki. Daha çok insan aç ölür ama bir yandan daha çok zenginimiz, daha güzel hayatlar yaşayan insanlar olur he mi?
 
Bildiğimiz bir şeyi unutma yeteneğimizin olmaması gibi 2 net seçenek var kanımca karşımızda:
Ya “Vicdan”lı olup, basıncı azaltacak küçük küçük delikler açacağız.
Ya da, mesela Gezi’deki gibi, toptan patlatacağız.
2.’si derim...
 
Geçen Facebook’ta bir George Carlin listesi vardı. 9 numara şuydu:  Vicdan azabından uzak durun. Çarşı pazarda gezin, ülkenizi ve yabancı ülkeleri dolaşın. Ama sakın suçluluk ve pişmanlık duygusuna kapılmayın.
Bu atmosferde yaratacağımız vicdan “ama”sız prensiplerden oluşur. Barışa, ayrımcılığa, her türlü yasağa “ama”sız yaklaşım. Ve kendi hayatınıza duyacağınız saygıdır.
  kendihayat@gmail.com