Kutu’da Ne Hazineler Varmış Meğer…
Tayfun Polat
Memleket gündeminde ayakkabı kutuları hâlâ yerini kaybetmedi ama burada bahsedeceğimiz Kutu başka; Utku Öğüt’ün Kutu’su bu. Yılın en dikkate değer albümlerinden biri geldi Kutu’dan.
Utku Öğüt, genç bir müzisyen, multi-enstrümantalist, besteci ve ayaklı kütüphane. Çocukken ansiklopedi okuyan bir kuşağın son temsilcisi belki de. İki arada bir derede, kısa bir rastlaşmada, kısa bir hal hatır sormada bile mutlaka bir şeyler öğreneceğiniz biri. Biraz da hiperaktif. Hali tavrı değil belki, ama zihni öyle kesinlikle.
Şimdiye kadar bir dolu müzikal macera yaşamış, bir dolu kolektif üretimde bulunmuş Utku Öğüt, 2008’den beri solo çalışmalarını Kutu adı altında yürütüyor. Ve Kutu’nun ilk albümü, üçüncü kez baştan kaydedildikten sonra, nihayet Kasım ayında Müzik Hayvanı’ndan çıktı. Kutu’nun müziğini az çok bilen biri olarak büyük bir şaşkınlık yaşadığımı belirtmek isterim öncelikle. Hiç böyle bir albüm beklemiyordum. Defalarca tekrar kaydedip, denemeler ve araştırma-geliştirme süreçleri içerisinde Utku’nun kendisine inşa ettiği ses kütüphanesi de kendisi kadar çok yönlü olduğundan; parçalar öyle bir hale gelmiş ki, dinledikçe tekrar dinlemek, derinliğine biraz daha dalmak, iki nefes soluklanıp tekrar dalmak istiyor insan. Kendisiyle albüm üzerine yaptığımız sohbette bazı isimler sıralamıştı, Pink Floyd’un Dark Side of The Moon dönemi, Isaac Hayes, Jeff Buckley vs. Müzikal olarak pek de aynı raflarda yer almayacak bu isimler bile onun zihninde biraraya gelmişler. Ama ben dinlerken en çok Scott Walker’ı hatırladım. Dahi’nin müziğini tanımlamaya çalıştığımızda deneysel pop, art-rock gibi terimleri seçmemiz gibi, Kutu’nun müziğinde de –hele bazı şarkıların vokallerinde- ciddi bir Walker benzerliği var. Ki o farkında değil. Çünkü evinde ya da stüdyoda, içinde bulunduğu imkânsızlıklarla öyle deneylere girişmiş ve öyle sesler bulmuş ki, nihayet o sesler kafasındakine yakın tınlamaya başladığında, üçüncü kez kayıtlar alındığında, 10 parçalık isimsiz albümü, yılın ve önümüzdeki yılların en iyi işlerinden biri olarak karşımızda.
“Kayıt kısmen bir kulak yanıltma sanatı. Müzik devamlılığını sahnede sürdürmek zorundasın,” diyor Utku. Sahnede ise kemanlar, synth’ler, keyboard’lar, gitarlar, bas, davul, programlama, bir dolu efekt ile icra olabiliyor Kutu’nun müziği. Kalabalıkça bir set-up ile anca. Ama oluyor. “Evde tek başına”dan çok daha evla hem.
Albüm hakkında biraz daha bilgi vermek, anlatmak, merak uyandırmak istiyorum. Çünkü ilgiyi sonuna kadar hak ediyor. Herkes bilsin, herkes dinlesin istiyorum. Ama klişelere başvuracağım diye çekiniyorum. Albüm hakkında tek bir şey söyleme hakkım olsa, sadece orijinal derim. Bir kelime daha iznim olsa, çok orijinal derim. Dolayısıyla anlatması zor. Kutu’nun albümünü muzikhayvani.com’dan indirin. Ya da sınırlı sayıda basılan üretilen CD’lerden edinin bağış karşılığı. Bağış önemli, bağış da yapın ki Müzik Hayvanı bize bu güzellikleri bahşetmeye devam edebilsin. Bir süre sonra albümün birkaç yeni kayıt ilaveli her biri ünik linolyum baskılı CD’leri de üretilecekmiş. Takipte olun, onu da edinin. Ve bir yerlerde rastlarsanız canlı da izleyin.
Daha ne diyeyim. Kutu, Utku, Kutu… Yankılansın dursun beyninizde…
tayfunpolat@hotmail.com