Sizdeki vicdan bize pek uğramıyor
Halil Fırat Eren
“Al tontişim, ye güzel güzel,” dedi. Utangaç taklidi yapan köpek de sanki hayatında ilk defa birinin verdiği yemeği yiyormuş gibi usul usul ve gözlerinin beyazını belli ede ede yaklaştı kadının yere döktüğü kuru mamaya. Ben de ufak adımlarla yaklaşıyordum ki, olanca suratsızlığıyla bağırmaya başladı kadın:
- Siktir git buradan uğursuz karga!
Küfürler savurarak uçtum ve hemen yukarıdaki tellere kondum. Ne o dedikoducu köpek ne de pasaklı kedi sesini çıkardı bu duruma. Hatta köpek kıs kıs güldü kadına belli etmeden. Durmadan milletin arkasından atıp tutar ama mama vakti gelince de ilk o koşar. En büyük yalakalığı hep o yapar, en büyük mazlum taklidini de. Kedi ise hiç oralı bile olmadı. Dalıp gitmişti zaten; yokuşun aşağısına bakıyordu. Onların bu vurdumduymazlığı beni daha da sinirlendirdi.
Kadının içeri girmesini bekledim bir süre. Sonra da gidip ipe astığı çamaşırların mandallarını söktüm bir bir. Daha sonra da yeni yıkadığı çamaşırların, ipten sıyrılıp sokağın pisliğine doğru uçuşmalarını izledim.
İntikam arzusunu hiçbir zaman sevmedim. Ama tarih boyunca, hakkınızda bir tek iyi şey söylemeyen insanlarla yaşamak zorunda kaldığınızda, ister istemez intikam almak hayatınızın bir parçası haline geliyor.
Bu bahsettiğim kadın, her hafta hususi aracıyla çıkıp, sokak kedileri ve köpekleri için mama alıyor. Buradaki çoğu insan böyle. Fakat evlerindeki hayvanlar için daha pahalı mamaları tercih ederlerken, sokak hayvanları için daha ucuz olanları alıyorlar. Daha sonra da gün be gün sokağa koyuyorlar mamaları azar azar. Bu hayvanları da alıştırdılar hazıra. Bedava yem bi’ kesilse, karnını doyuramayacak hiçbiri.
Ama işte aralarında karşılıklı bir tatmin söz konusu. Hayvanlar, kendilerini ne kadar acındırırlarsa, yardımsever insanların vicdanları da o kadar rahatlıyor. Doyurduğu hayvanın açlığı ne kadar çoksa, o kadar mutlu ve gururlu oluyor bu insanlar. Fakat sokakta yaşayan diğer hayvanların açlığı kimsenin umurunda değil.
Fareleri ve böcekleri zehirliyorlar. Salyangozların ya üstüne basıyorlar ya da duvarda bulurlarsa alıp atıyorlar. Kertenkeleleri yakalayamıyorlar ama bi’ becerseler, onlara da neler ederler kim bilir. Bizi de taşla falan korkutup kaçırmaya çalışıyorlar fakat öyle çok da yaklaşamıyorlar. Çünkü biraz da çekiniyorlar bizden. Hakkımızda bildikleri birkaç şehir efsanesinden ibaret. Yok efendim kargalar kinci olurmuş da insanın gözünü oyarmış. Ya da yüzyıl yaşarmış bu uğursuz hayvan. Ayıptır be. Şurada birlikte yaşıyoruz. Tanımaya da çalışmıyorlar hiç. Kendi içlerinde bile farklı olanları ötekileştirdikleri gibi, hayvanları da sınıflara ayırıyorlar. Yardım edilmesi gerekenler, öldürülmesi gerekenler ve uzak durulması gerekenler…
Kime veya neye yardım edileceğiyle ilgili bazı ortak kanılara sahipler. Kediler ve köpekler örneği gibi mesela. Onlara her halükârda yardım ediyorlar da kanadı sakatlanmış bir karga gördüklerinde yanına dahi yaklaşmıyorlar. Yavru kedileri hemen sahipleniyor ya da sahiplendiriyorlar da, bir sokak çocuğu gördüklerinde görmemiş gibi yapıyorlar. Ya da mahallelerindeki bi’ evsiz soğuktan öldüğünde, merhuma hayatlarında hiç rastlamamış gibi dinliyorlar anlatılan haberi. Zaten çoğu zaman haber değeri bile taşımıyor bu değersiz ölüm.
Ben de burada durmuş, bana yardım etmiyorlar diye şikâyetleniyorum. Kargalar zaten öyledir ya hani, söylenip dururlar. Uğursuzluktan başka da hiçbir işe yaramazlar. h.f.eren@gmail.com