İstinat Duvarı


Tabiatı Kullanma Kanunu

Önümüzdeki günlerde Meclis gündemine gelecek Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanuna tepkiler sürüyor. Son olarak kanuna dikkat çekmek ve tepki vermek amacıyla Ümit Kıvanç iki dakikalık bir videoyu paylaşıma soktu. Türkiye’nin farklı bölgelerinde koruma altına alınmış doğal alanları oranın müzikleri eşliğinde göstererek yasa tasarısı ile neleri kaybetme riski taşıdığımızı gösteren videoya web üzerinden ulaşmak mümkün. Tabiat Kanunu İzleme Girişimi sözcüsü Hüsrev Özkara da geçtiğimiz günlerde konuyla ilgili bir açıklama yapmış ve “Yasa, yüzölçümünün yüzde 15’ini koruma kapsamına alması gerekirken mevcut korunan yüzde 3-4’lük alanı da yatırıma açmayı öngörüyor,” diyerek kanun tasarısının korunan alanları “koruma” değil “kullanıma açma” amacı taşıdığını belirterek çeşitli yasalarla Türkiye’de 60 yılda korunmaya alınmış bölgelerin ortadan kaldırılmak istendiğini belirtmişti. Özkara 33 maddelik yasa tasarısı ile ilgili çekincelerini şöyle sıralamıştı:
* Tasarıda korunan alanların sınırlarının değiştirilebileceği, kısmen veya tamamen farklı statü kapsamına alınabileceği veya koruma kararlarının kaldırılabileceği belirtiliyor.
* Ekolojik etki değerlendirme ile ilgili bölümde, “üstün kamu yararı” ve “alternatif çözümlerin bulunmaması” ifadeleri son derece muğlâk ve suistimale açık. Halk sağlığı, milli güvenlik, çevreye yarar gerekçeleriyle sunulan üstün kamu yararına dayanarak bu alanlarda “madencilik, enerji, sanayi, tarım, turizm” gibi doğa üzerinde etkiye sahip birçok yatırımın önü açılabilir.
* Yani, “yeniden değerlendirme” yapılarak korunan herhangi bir alan “sübjektif” ve “muğlak” gerekçelerle ortadan kaldırılabilecek. Yasalarla koruma altına alınan 60 yıllık birikim ortadan kaldırılacak.
* Kanunda konunun tarafları yok. Katılımcılık ilkesi çiğneniyor. Tasarının ilk halinde sivil toplum örgütlerini kısmen de olsa kapsayan kurullar tasarıdan çıkarıldı. Bu kadarına bile tahammül edilemedi. Bazı koruma alanlarının statüleri tabii ki değişebilir. Bu konu tartışılabilir.
* Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’ndaki doğal sit alanları Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na devredilecek. Milli Parklar Kanunu, bu tasarı ile ortadan kalkacak. Sayıları hızla artan hidroelektirk santrallere (HES) karşı açılan davalarda Milli Parklar Kanunu önemli bir dayanak, bu ortadan kalkacak.  
 
Kanun tasarısına karşı change.org da Nasuh Mahruki tarafından başlatılan imza kampanyasında son olarak 37.700 imzaya ulaşıldı. Ancak zaten çok azı koruma altında olan doğal güzelliklerimizin ve çeşitliliğimizin gelecek nesillere aktarılabilmesi için her tepkiye, desteğe gerek var. Hâlâ imza vermediyseniz için change.org/tabiatkanunu adresine tıklayabilir, Twitter’da @tabiatkanunu hashtag’iyle kampanyaya destek verebilirsiniz. (bianet.org)
 
 
Diyecek Lafım Yok
Dedi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu. Böyle politika mı olur? Böyle muhalefet olursa başka nasıl olur? Kılıçdaroğlu’nun neye diyecek sözü olmadığını hatırlatalım önce; Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın Mardin’de yaptığı bir konuşmada söylediği “Bu süreçte kimse bizim karşımıza Kürtlükle çıkmasın, kimse bizim karşımıza Türklükle de çıkmasın. Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız.” sözleri üzerine Kılıçdaroğlu topa girmiş, “Bu lafı Mardin’de ettin, yüreğin yetiyorsa git bir de Rize’de et,” demişti. Bu ortayı kaçırmayan Erdoğan ise “Ben Rize’de bu sözleri söylediğimde sen ne yapacaksın?” yanıtını vermekte gecikmedi. İşte Kılıçdaroğlu’nun bu atışmayla ilgili son sözleri; “Ettiği laf boyuna aşıyor. Defalarca uyardık kendisini, etnik kimlik üzerinden siyaset yapmayın dedik. Onlarla kol kola geziyorsun sen şimdi, etnik siyaseti yapanlarla. Rize’ye gidip konuşacakmış, ne söyleyeceksin Rize’de? Diyecek misin ‘Her türlü milliyetçiliği ayağımızın altına aldık,’ diye. Bu lafı bekliyorum, söylesin Rize’de. Rizeliler de onu kabul ediyorsa söyleyecek lafım yok zaten.”
 
Buraya kadar her şey tipik politikacı atışmaları, basit siyaset manevraları. Ama bu son söz akıl alır gibi değil. Sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir partinin, ana muhalefet partisinin liderinin, Kürt Sorunu’nun çözümü için estirilen olumlu havaya karşı milliyetçilik cephesinden muhalefet yapması, Milliyetçi Hareket Partisi ile aynı safta durması bir tarafa, Rizeliler de Başbakan’a tepki vermezse söyleyecek lafı olmaması, yapacak siyaseti, muhalefeti kalmadığını kabul etmek değil midir? Nedir bunun izahı?