Kılavuzu Karga Olanın...
Mabel Matiz – Yaşım Çocuk – DMC Müzik
Memleketin en yetenekli söz yazarlarından biri olan Mabel Matiz’in ikinci albümü
Yaşım Çocuk çıktı. Söz yazımından bahsedeceksek yine üst düzey bir iş var ortada. Ama albümün ilk albümden belirgin bir farkı da var bizce, müzikal doygunluk. İlk albümde birkaç tepe noktası dışında sözlerin götürdüğü bir müzikal tavır vardı.
Yaşım Çocuk’ta son zamanlarda isimlerini sıkça duymaya başladığımız iki genç yetenek, Cihan Mürtezaoğlu ve Can Güngör bütün düzenlemeleri yapmışlar. Ve albüm çok daha renkli, müzikal olarak da bir hayli doyurucu bir albüm olmuş. Müzik tarihimizde önemli bir yeri olan Erekli-Tunç stüdyolarının Moda’ya taşınan yeri yerinde kaydedilen
Yaşım Çocuk, Mabel Matiz’in çıta yükselttiği ve adını daha fazla insana ulaştıracağı, nitelikli bir çalışma. “
Bir hayal burktum en sol yerimdem,” diyen “Yaşım Çocuk”, “Tamburu Yokuştan”, açılış parçası “Krallar”, “Alaimisema” ve “Sefil Çıplak Korkusuz” diyoruz.
Büyük Ev Ablukada – Full Faça – Olmadı Kaçarız Plakçılık
Bir çığ gibi büyüyen Büyük Ev Ablukada hadisesinin duraklama evresine girdiğini ve artık albüm kaydetmeleri gerektiğini düşünürken önce bir haber geldi; BEA tayfası kendine stüdyo kuruyor. Bu demekti ki konser haricinde kayıtlar gelecekti. Çok geçmeden 21 Aralık’ta verecekleri konserle albümü çıkaracaklarını duyurdular, CD ve LP formatlarında. Albümü dinleyene kadar yeni BEA kayıtları dinleyecek olmak dışında bir heyecanımız yoktu. Sonra albümü dinledik.
Öncelikle şunu belirtelim, bu memlekette bir albüme dokunduğunu belli edecek, albüme renk katacak, yani işini yapan bir prodüktör yok der dururuz. Memlekette müzisyen aynı zamanda kendi albümünün prodüktörü de çoğunlukla. Bu anlamda da iyi prodüksiyona rastlamak zor. İyi kayıtlar dinliyoruz artık, iyi düzenlemeler, ama bunların prodüktörlük olduğunu çoğunlukla söyleyemeyiz. BEA’nın
Full Faça albümü, şimdiye kadar burada yapılmış en iyi prodüksiyonlardan biri. Bunun en büyük nedeni yapmak istedikleri kayda uygun bir stüdyo kurmuş olmaları büyük bir ihtimalle. Prodüksiyon, miks ve stüdyonun akustik rehabilitasyonunu Michael Nielsen yapmış. Ve büyük iş çıkartmış.
Ayrıca, hepsini ezberlediğimiz şarkıların çoğuna yepyeni düzenlemeler yapılmış grup tarafından. Şarkıların bu hallerinin, yani düzenlemelerin de çok çok iyi olduğunu söylemek zorundayız. Aralık ayında çıkan albümler bir sonraki seneye sayılır. Senenin başındayız ama değil bu sene, daha uzun zaman bu albüme yaklaşacak bir prodüksiyonla karşılaşacağımızı sanmıyoruz. Umarız yanılırız, umarız bu ülkede de prodüktör müessesesi çalışır artık ama şimdiden
Full Faça’yı yılın en iyi albümü seçtik gitti.
Son olarak, birkaç yıl önce mecmuada yayınladığımız BEA yazısında, bu adamların yaptıkları daha sonra ders kitabı olarak okutulacak demiştik. Orası kesin de, bu kitaba daha çok bölüm eklenecek gibi gözüküyor. Memlekette bir konserde gerçekleştirilen en iyi ışık gösterisini yapan grup olarak da BEA’yı başa yazdık bile şimdiden.
Yayın
Karşımızda uzun zamandır karşılaşmadığımız orijinallikte bir dil var sayın okuyucular. Gencecik bir yazar,
Gökhan Yılmaz’ın, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ilk kitabı
Biraz Kuşlar, Azıcık Allah, “öykü” dizisinden çıkmış olsa da, metinlere daldığınızda sağlam bir afallama geçiriyorsunuz. Kitabın adından da azıcık anlaşılan muzip ve oyunbaz dil, metin biraz öyküleşmeye başlayınca kendini yıkıyor, kurguyu alaşağı ediyor. Okurken göz alışkanlığıyla seçtiğiniz sözcüklere geri dönüp, “Ne dedi bu?” hissiyle tekrar okuyunca orada öyle yazmadığını fark ediyorsunuz. Sürekli kelime oyunuyla birden fazla anlamlar kazanan, kat kat zenginleşen bir imgelem, hem sürekli şaşırtıyor, hem baş döndürüyor. “
şimdi beni anlayan bir adım öne çıksın ben ki zaten sizden hep bir adım geri’deyim yerin’deyse bir kere sana şu bakışlarım baharlarım yazlarım ay’azlarım çoklarım aksi takdirde pılımı pırtımı coplar kalırım,!,” Gibi…
Film
Ülkemiz ayağı RedHack olarak bilinen ama tüm dünyada Anonymous adıyla son yıllarda belki de en ciddi protesto ve sanal sabotaj işlerini yürüten hacker’ların hikâyesi
Brian Knappenberger yönetmenliğinde
We Are Legion: The Story of the Hacktivists adıyla bir belgesele dönüştü. Anonymous’un başlangıcı, dürtüleri, bilgisayar başından kalkıp biraraya gelmeleri, Scientology saldırıları, Julian Assange’i savunmaları, Arap Baharı’na verdikleri inanılmaz destek, grubun “büyümüş de küçülmüş” önde gelen isimleri tarafından anlatılıyor. Birçoğunun hâlâ yüzünün sakladığı dünya tarihinin bu en önemli muhalif hareketlerinden birini tanımak ve umut sahibi olmak için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yapım.
Avustralya’nın medar-ı iftiharı, son 20 yılda sadece 4 film çekmiş ama hepsiyle de etki yaratmayı başarmış
Baz Luhrmann, gene zorlu bir işe girişti ve F. Scott Fitzgerald’ın ünlü romanı
The Great Gatsby’i beyazperdeye uyarladı. Daha önce
Romeo + Juliet’de de beraber çalıştığı Leonardo DiCaprio’yu başrolünde gördüğümüz filmde, Tobey Maguire ve Carey Mulligan da tanıdık yüzler olarak yer almakta. 1920’lerin “Büyük Buhran” öncesi New York’unda gizemli bir milyonerin şatafatlı partilerinin fon olarak kullanıldığı hikâye, tam da Luhrmann’ın dişine göre haliyle. DiCaprio ise Howard Hughes’dan sonra benzer bir karakterle hayal kırıklığı yaratmayacaktır.
Dizi
Kevin Spacey’nin kariyerinde
Amerikan Güzeli önemli bir kırılma anıydı.
Seven,
Usual Suspects gibi efsane işlere ondan önce imza atmış, sonrasında ise Londra’ya taşınıp tiyatroyla ilgilenmeye başlamıştı. Son 10 yılda yaptığı filmler ise öncekilerin gücüne ulaşamadı hiç bir zaman. Böyle bir yeteneğin daha çok efsane filme imza atabileceğinden emindik. Bu biraz üzücü bir durum. Son yıllarda ise bir typecast olmaya doğru ilerliyor.
Recount ve
Margin Call gibi ödüllü TV filmlerinde takım elbiseli ve her an önemli kararlar almak zorunda olan politikacı-işadamı rolleri artık onun bir numaralı tercihi. Son dizisi
House Of Cards ise bunun tavanı. David Fincher’in yapımcılığıyla tipik Amerikan “arkadan iş çeviren politikacı” karakterle bezenmiş dizi, Spacey’nin canlandırdığı Frank Underwood isimli bir politikacının Beyaz Saray’daki entrikalarını konu alıyor. Gücü elinde tutmak için hiç bir önlemden ve aksiyondan kaçınmayan Underwood insanı tiksindirse de dizi boyunca sizinle de sohbet etmesi enteresan bir özdeşleşme yaratıyor. Neredeyse “yapacak tabii” hissiyatını yaratıyor. Robin Wright’ın da eş rolünde sağlam bir oyunculuk gösterdiği dizide yan karakterler de iyi yazılmış. Bi nevi filler (politikacılar) ve çimen (halk) hikâyesi. Sonuçta Spacey harika, ilgiyi hak ediyor.
Albüm
My Morning Jacket bizim memlekette çok bilinen bir grup olmadı hiç. Hatta, teşbihte hata olmaz, Dave Matthews Band gibi “Amerika’ya” müzik yapan gruplar gibi oldular. Buna çok katılmasak da nafile. Ancak grubun vokalisti
Jim James kendi başına projeleriyle gündeme geldiğinde çok daha evrensel olabiliyor. Önce Dylan biopik’i
I’m Not There’de harika bir “Goin’ to Acapulco” cover’ı dinledik, sonra Yim Yames adıyla George Harrison yorumladığı bir EP geldi. Geçtiğimiz yıl Woody Guthrie şarkılarına beste yaptılar arkadaşlarıyla ve
New Multitudes adında çok keyifli bir albüm yayınladılar. Ama solo debütü
Regions of Light and Sound of God hepsini geride bırakıyor. James’in davul dışında bütün enstrümanları çalarak “evinde” kaydettiği çalışma genel anlamda “indie” olarak nitelendirilse de aslında bulaşmadığı tarz yok gibi. Ama bunu çok temiz, yerli yerinde ve şık bir şekilde yapıyor. Yılın şu ana kadarki en etkileyici albümünü radarlarınızdan kaçırmayın.
Can’den tanıdğımız Jaki Liebezeit ve Burnt Friedman’ın ortak çalışmalarını biliyoruz. Yine Can’den tanıdığımız Irmin Schmidt ve Kumo adıyla bildiğimiz (ve Schmidt’in damadı) İngiliz elektronik sihirbazı Jono Podmore’un da ortaklılarını biliyoruz. Peki, iki ikili bir araya gelir
Cyclopean adıyla bir 4’lü oluşturursa ne olur? Kesinlikle heyecan verici şeyler olur. Schmidt’in Güney Fransa’da Provence’daki mekânında 2 haftalık beraber improvizasyonlarından sonra ortaya çıkan şarkılar şimdilik kendi isimlerini taşıyan bir EP olarak elimizde. Çok yeni, çok taze ve çok kaliteli duyuluyorlar. Gerisinin gelme ihtimali de varmış. Şimdi sizi konser bölümüne alalım.
Konser
Offprint’in hazırlıklarına 2012 yılında başladığı
Dadaruhi Tribute albümü bu bahar aylarında nihayet yayınlanmış olacak. Birbirinden farklı disiplinlerden 13 farklı grup / müzisyenin Replikas’ın ikinci albümü
Dadaruhi’deki şarkıları yorumladığı albüm, albümün küratörlüğünü yapan Offprint tarafından yayınlanacak. Albümün ilk tanıtım etkinliği ise 6 Mart gecesi Babylon’da düzenleniyor.
Dadaruhi Tribute’da yer alan
Daire 2: General Gramofon,
Nekizm,
Kafabindünya ve
Ventochild’ın performanslarının olacağı gecede Replikas üyelerinin de dâhil olacağı özel session’lar da yer alacak. Daire 2: General Gramofon Burak Tamer ve Gökçe Akçelik’le, Nekizm Barkın Engin’le, Kafabindünya da Orçun Baştürk ve Selçuk Artut’la birlikte çalacak. Gecenin kapanışındaysa Ventochild DJ kabininde olacak. Kaçmaz.
6 Mart, Çarşamba – Babylon, 20:30
Borusan’daki Nova Muzak serileri ne yalan söyleyelim bizi bizden alıyor. Mart ayının pek güzel sürprizi ise
Burnt Friedman, Jaki Liebezeit ve Mika Vainio gerçekleştireceği performans. Her biri kendi alanında çok önemli isimler olan üçlü; cazın, elektronica’nın ve doğaçlamanın dibine vuracaktır. İstediğiniz konseri kaçırın bu sene ama bunu değil.
23 Mart, Cumartesi – Borusan Müzik Evi, 21:30
2007 yılında memleketin gelmiş geçmiş en baba festivali Radar Live’da canlı dinleme şansını bulduğumuz
Jamie Lidell, kendi adını taşyan ve Nashville’de kaydettiği 5. albümü çıkar çıkmaz gerçekleştireceği Avrupa turnesinin başlarında memlekete de uğruyor. Açıkçası 6 yıl önceki performansın tadı damağımızda. O dönemden beri müzikal olarak çok yeni şeyler duymasak da ondan keyifli bir gece olacağı kesin.
23 Mart, Cumartesi – Salon İKSV, 21:30
Etkinlik
Asfalt Art Gallery, 5 Mart - 5 Nisan, 2013 tarihleri arasında günümüz video sanatına öncülük eden ilk deneysel çalışmalar olan
DADA SİNEMA’sından örneklerin izleneceği bir sergi mekânı olacak. Marcel Duchamp, Man Ray, Hans Richter gibi isimlerin film gösterimleri dışında sanatçıların hareketli görüntüyü kullandıkları 20. yüzyılın başlarından günümüz dijital teknolojilerin olanaklarına, “Dada Sineması’ndan Video Sanatı”na başlıklı bir söyleşi de sergiye eşlik ediyor.
Sergi
Rampa 2-30 Mart tarihleri arasında
Güçlü Öztekin’in
“İyi İşler Zaman Alır Müthiş Şeyler Aniden Olur” isimli sergisine ev sahipliği yapıyor. Güçlü Öztekin'in Rampa'daki ikinci sergisi sanatçının sergi mekânı ve kendi üretimiyle ilgili çok katmanlı ilişkisini kurcalıyor. Ana sergi mekânını bölen Öztekin, “soyut” ve “portre” olarak grupladığı işlerini sırt sırta sergiliyor. Sokak seviyesindeki sergi mekânı ise, ana sergi mekânındaki keskin ayrımın aksine bir beyin fırtınasının görselleştirilmiş hali. Mekânı iki ve üç boyutlu şeylerle işgal eden, sahiplenen Öztekin, aynı sergi kapsamında mekân içinde mekân üreterek izleyiciyi parça parça zevk almaya teşvik ediyor; üretim sürecini sergileme sürecinden ayırmayan Öztekin'in bu tavrı ile sergi amibimsi bir yaratık gibi hareket ediyor.
info@kargamecmua.org