Hayırlı İradeler
Volkan Balkan
Mevzu irade olunca uzaktan bakana (yakından da pek değişmiyor gerçi) ağzıyla kuş tutma sanatı olarak gözüken jonglörlüğe bu sayıda yer vermemek olmazdı.Daha önce KargART’taki Performans Günleri’ne de davet ettiğimiz Gökhan Nasıf, jonglörlüğü performans sanatlarıyla da birleştiren, bu işin önemli isimlerinden biri. İş kelimesini laf olsun diye kullanmıyorum, hayatını jonglörlükten kazanan, başka da iş anlamında bir şey yapmamaya kararlı tavrıyla sürdürüyor hayatını.
İki sene önceki Performans Günleri sırasında Karga’nın çatı katındaki ofisten bir alt kattaki performans salonuna inerken kapıyı açtığımda gördüğüm şey: eğilerek kafasını bacaklarının arasına sokmuş oradan bana selam veren biri; “Kardeşim naber?”. “Seni gördüm daha iyi oldum”dan gayrı bir cevabın mümkünatı olamaz. O gün “Hah, şimdi delirdi galiba,” diye diye büyük bir keyifle izledik Çaydanlık’ı.
Çaydanlık, Gökhan’ın farklı objeler de kullanma arayışları içinde belirmiş. Çay seramonisinin kültürlerarası farklılıklar göstermesi üzerine de karakter oluşmuş. Hata bu işin olmazsa olmazı diye düşündüğünden ve her hata yeni bir başlangıç da olabilir fikriyle oyunun akışını değiştire geldiği için, çayın suyu kolay kolay bitmez. Ara ara Çıplak Ayaklar Stüdyosu’nda oynuyor. Denk gelmeniz hayrınıza olur.
Bu yaz sonu, Tekirova’daki Jonglörlük Festivali’nde rastlaştığımızda voleylabut tadında bir oyun oynuyordu. İkişer kişilik takımlardan plaj voleybolu gibi bir oyun hayal edin. Fakat top yerine labutlar var. Her oyuncunun elinde iki labut, havada da top yerine bir... Servis çizgisindeki oyuncu başlıyor çevirmeye üç labutu, sonra keyfe keder yolluyor birini karşı sahaya. Havadaki labut, oldu şimdi senin üçüncün. Hop tut onu, at öbürünü, derken pas arkadaşına, o iki çevirsin, haydi rakip sahaya falan gibi aşırı eğlenceli, bir o kadar da hınzırlık barındıran bir oyun görünce, “ben de...” dememek zor. Yalnız buradaki handikap çocukluğumuzdaki gibi oyuna dahil olabilmek için arkadaş edinmekle kıyaslanamaz, muvaffak olabilmenin taksimetresi en az üç yıldan açılıyor! Durum böyle olunca da dedim ki, babacım çıkar kâğıdı kalemi sınav yapacam. İrade…
Sanıyorum irade kavramı, jonglörlüğe başlamamla hayatımda daha ağır ve önemli bir yer edinmeye başladı. Jonglörlüğün o ilk heyecanlı zamanlarındaki kendine has sabır testleri, düşünce modelleri, refleksif olgunluk, rakamların dili ve bütün bunlarla olagelen her şeye ve her yere erişebilme isteği (aura farkındalığının çok yükseliyor olması sebebiyle) ile doldururken heybemi, iradenin tüm bunların arkasındaki kaynak, kendi kendini yenileyen bir temiz enerji kaynağı olduğunu zamanla öğrendim. Adeta bir pozitif enerji üreteci, ellerin çizdiği sonsuz döngüyü besleyen ahlaki bir güç... Doğu felsefelerinde bahsedilen göbek deliğimizin yarım parmak altında bulunan “istenç” noktamız, irademizin evi. Bedenimizin merkezinde yer alması onun tüm dinamiklerimizde doğal olarak bizi merkezlenmeye doğru çekmesi şaşırtmamalı. Jonglörlükte de diğer psikomotor becerilerde de karşımıza çıkan “yapabilmek-yapmak” ayrımı ya da sorunsalı mevcut. Bu soru bir edimi içselleştirme becerimizle alakalı sanırım. Mücadele becerimiz, irademiz burada oldukça belirleyici bir rol üstleniyor. Gereken süre ve emek onun gücüyle besleniyor ve bu süreçten iradenin karşı tarafında bulunan zevkler ve benliğin her nevi düşkünlükleri de nasipleniyor kuşkusuz. O halde bu iki taraf arasında da bir denge arayışı mevcut ve hayatlarımız bu oyunu sürdürürken jonglörlüğün bize kazandırdığı her alanda ve her anlamda dengeli kalabilme yetisi (bedenin ve dolayısıyla beynin her iki tarafını etkin ve uyumlu kullanabilme) aslında tam da aradığımız şey olabilir. İşin bir başka tarafı da -ki bence en önemli tarafı- ego terbiyesi. İrademizin ve jonglörlük sanatının daha güzel eşgüdümlü çalışabilecekleri bir alan hayal edemiyorum. Benlik semirdi mi irade yok olur gider der veliler. Yaşam, mücadelelerle ve karşımıza çıkan sorunlar ve onların üstesinden gelme çabalarımızla ya da hayal kırıklıklarıyla dolu. Her zaman bir tane daha top olacak, hangi mertebeye ulaşırsak ulaşalım. Bütün bunların içinde yeteri kadar kendimize yanlış yapma özgürlüğü tanıma ve hatta bundan memnuniyet duyma, kendimizi sevme, yeniden sabırla başlama, nasıl öğrendiğimizi öğrenme ve bize en uygun yolda kendimizi geliştirme gibi jonglörlükte hasıl olan değerli kazanımlarla güçlü bir iradenin oluşmasına uygun bir alan yaratmış olur, bu bitmek bilmeyen denge arayışlarımızı dürüstçe kucaklayan maddi ve manevi bir canlılık haletiruhiyesine erişebiliriz kanaatindeyim. juzma2@yahoo.com