Mıstık Mıstık

İrade Freak


Semra Uygun
Bu patates kızartmasını götürebilirsiniz, kimse yemiyor: Patates kızartması insanlık için bütün aşırı kiloların, yağların ve bir yemekten alınacak sonsuz hazzın sembolüdür. Yenilen patates dünyanın en light şeyi bile olsa eğer o bir patates kızartmasıysa kesin kilo yapar. Hatta patates gibi olmak diye bir deyim bile vardır. İşte bir kısım kadınlar ve erkekler iradelerinin en zor sınavını kızartmış patatesle verirler. Çok şişman olup da apartmandan çıkmak için vinçle taşınan kadın örneğindeki kadın gibi olmamak için ilk önce kızarmış patatese son vermek gereklidir. Kızarmış patates, en ot yemeği bile mükemmel hale getiren o karbonhidratlı güzellik, güzelliğimize zarar ziyandır. Yanlardaki yağlar, fırlamış göbek hep onun eseridir. İradeli insan patates yemez. Rejimden bile daha etkili bir şey varsa o da kızarmış patates yememektir. Çıtır çıtır, ketçaplı ve mayonezli, dumanı üstünde bir tabak patates hayal edin, şimdi onu derhal çöpe atın! (ATAMADI.)
 
Onu bir daha ararsam beni öpsünler: Telefonlarımızdaki ara tuşu neden bu kadar büyük ve yeşildir hiç düşündünüz mü? Bize eski sevgilimizi daha iyi aratabilmek için! Bin kere tövbe edilip bin kere dönülen şeylerden biri de aramamanız gereken insanları defalarca aramaktır, özellikle de alkollüyken. Dünyayı yok etme tuşu bile daha masumdur. Homer Simpson’ın gibi bütün meşgalesi o tek düğmeğe basmak olan insanlar vardır. Çünkü çok kolaydır. Telefon yokken n’apıyorduk acaba? Ben cevaplayayım: Ayrılmıyorduk. O zaman bravo aramaması gereken numaraları silenlere ve bravo beyin ameliyatına girmiş dahi olsa eski sevgilisini aramayanlara! Buradan yetkililere sesleniyoruz: Ara tuşu basınca hemen aramasın, aramak üzere olduğumuz kişinin adını yazıp şunu aramak üzeresin diye bir daha düşündürtsün.
 
Merhaba, ben alkolü bıraktım: Genelde Pazar sabahları söylenen bu söz; mide bulantısı, baş ağrısı, uykusuzluk ve ölen koca günle birlikte default olarak gelir. Alka-Seltzer’in bile iyi edemeyeceği, üstünüzden dev tekerlekli araçların geçtiği, bir Amerikan futbol takımının tüm oyuncularıyla üstünüze abandığı geceler ve bunların sabahları vardır. İşte bazen karıştırılan alkoller, açken içilen içkiler, midenizle reaksiyona girdiğinde patlamalara sebep olan kaka içecekler vardır. İstisnasız bütün günü yatakta geçirmek zorunda olan herkes en az bir kez içkiyi bıraktım demiştir. Peki bırakmış mıyızdır? İradeli olanlarımız hayatlarına meşrubatla devam etmiş, daha az iradeli olanlarımız kâh ağızları vasıtasıyla kâh serbest içki içmeyi sürdürmüş, en az iradeli olanlarımızsa bakalım bu içki şişede durduğu gibi duruyor mu testini uygulamış ve başarısız olmuştur. Onlara metenol vs. metin ol diyoruz. İradeye!
 
Kullanmıyorum, öksürtüyor: Bir yanda çok kötü sigara karşıtı reklamlar, sigarayla savaşan gözü dönmüş topluluklar, sigara görünce öksürmeye başlayan nazik insanlar, sigaraya biyolojik silah muamelesi yapanlar; öteki yanda kavgada yapılmayacak şeyleri sigaranın ciğerlerimize yapması. Sigara şairane ve karizmatik bir şey olabileceği gibi ciğerlerimizi kömürlü suya batırılmış sünger haline de getirebilir. Sağlığımız için kötü ve pis olduğu bir gerçektir. Fakat sigarayı toleranssız bırakan insanın iradesi de görkemlidir. Efsanevi bir lider haline gelebilir. Işık saçar. O ki; sigaraya tekrar dönmez, en ufak bir streste bir tane bile yakmaz, nargile dahi içmez. Üstelik elini koyacak bir yer de bulabiliyordur. Sigarayı bilmiyoruz ama insanların sigara maceralarını anlattıkları siyah beyaz reklamlar azalarak bitsin yeter.
 
Para biriktiriyorum öyleyse yarın: Para daha güzel görünen ya da koltuk gibi, masa gibi bir şey olsaydı eminim hepimiz parayı bir yere koyar ve ona her gün öylece bakmaktan rahatsız olmazdık. Ama para görüntüsü itibariyle elden çıkması gereken, eşyaya falan dönüşmesi gereken bir şeydir. Üstelik alışveriş yapmak çok eğlenceli, cıvıl cıvıl bir etkinliktir. Bir sürü şeyiniz olur. Hiç sıkılmazsınız. Üstelik siz harcadıkça ekonomiye can geldiği için devletten teşekkür belgesi almalısınızdır. Yine de geleceğinin hesabını yapan akıllı insanlar, kumbaraseverler vardır. Bunlar evden çıkmaz, hamburger alırken bile 2 kere düşünür, parasını serin yerde muhafaza ederler. O para birikir birikir ve ev, araba, göl olur. Onlar da ‘60’larından sonra mutlu ve mesut bir hayat yaşarlar. Yalnız tutumlulukla cimrilik arasında çok ince bir çizgi vardır. Tutumlulara tuttuğunuz altın olsun diyor, cimrilere de en güzelinden Mısır mezarları diliyoruz.
 
Daha da gelmem! Kafanız atınca söylediğiniz bu atarlı söz ciddi bir irade ister. Bazen bir mekânda size uygunsuz davranılması, bazen insan gibi one minute dediğiniz halde size söz verilmemesi, bazen çorbanızdan böcek çıkması, bazen birilerini görmemek için, bazen de aradığınız tadı bulamamak size bu lafı söyletir. Gelmem dediğiniz yere tekrar gelmeniz; seni terk ediyorum dedikten sonra arayıp akşam buluşalım mı demek gibidir. Olmaz, gelmem diyorsanız gelmeyeceksiniz. Mesela sadece oranın yemeklerini ya da ürünlerini seviyorsanız, tüh keşke atar yapmasaydım diyorsanız sadece bir seferliğine kılık değiştirerek oraya gidebilirsiniz. Ama unutmayın katiller cinayet işledikleri yere tekrar giderler ve tüm polisler bunu bilir. Azıcık gururlu olun çok rica ederiz.
 
Hayır! “Hayır” demek dev irade ister. Çünkü çoğumuz belki, bakarız, olabilir, bilmiyorum, evet, tamam demeyi; ne kadar canımız istese de “hayır” demeye tercih ederiz. Oysaki yerinde bir “hayır” bizi yapmak zorunda olduğumuz birçok şeyden şimşek hızında kurtarabilir, bize zaman kazandırır. Düşünmem için zaman ver demek, yalan söylemek, telefon çekmiyor taklidi yapmak, ilişkiye ara vermek zorunda kalmayız. İşte bu yüzden “hayır” deme kursları, hayır kurumları, “hayır”atlar olmalıdır. “Hayır”ı bu kadar itici ve acımasız görünmekten çıkartılmalı; “hayır” diyen insanlar topluma kazandırılmalıdır. Dostum “hayır” demek bir harika!
 
İnsanın “ma” takısıyla imtihanı: Kaçımız sakın arkanı dönüp bakma dendiğinde dönüp bakmadık ki? Hiçbirimiz. “Ma” takısının bünyede garip bir afrodizyak etkisi vardır. Bir şey yapma denilince hep daha tatlı, daha çekici olur. Yap ile yapma aynı şeydir aslında. O yüzden park etme park, sakın dökme dök, gelme gel anlamına gelir. Özellikle kadınların cümlelerindeki bütün “ma” takıları geçersizdir. Hepsi zıddını yap demektir. “Ma” takılarının gerektirdiği gibi davranan insanlar iradenin Yoda’sıdırlar. Kendilerini kontrol edebilme yetenekleri on robot gücündedir. “Ma”nın Nazi dünyasındaki emirlere uyarlar. Diğerleri ise bakmaya devam ederler. “Ma” takısının gizli karpuz kabuğu olduğundan şüpheleniyoruz.
 
Atom parçalıyorum: Çok çalışıp başarmak da ayrı bir irade ister. Tarihin en eski başarılı olma yöntemi hâlâ çok çalışmaktır. Teknoloji çok gelişmiştir fakat çok çalışmaya bir çare bulunamamıştır. Yani sene olmuş 2013 hâlâ çok çalışmak zorundayız. O yüzden çalışmak tüketiciyle dost kapitalizmle kankadır. İrade gösterip de dikiş tutturan, kariyerini delikli süzgece çevirmeyen, çocukken arkeolog olacağım deyip dişçi olmayan herkes bir gün hedeflerine ulaşabilir. Neticede Zeitgeist bile çok çalışmanın eseri değil midir?
 
Ne diyim? A mı diyim B mi diyim? Kararlılık iradenin tavan yaptığı bir duruş şeklidir. Kararlı insan heykeli dikilecek, efsaneleşecek insandır. Günümüzde seçenekler zilyon tane olduğu ve önümüzde Super Mario’nun mantarları gibi durmadan bittiği için “Kararımı verdim” ve “Ben bir karar aldım” diyen insanları uzaylı görmüş gibi dinleriz. Bizim buralarda kararlarını uygulayan pek görülmemiştir gerçi ama yine de karar almak çok havalıdır. Kendi kararını almak ise tadından yenmez. Artık kesin kararlı olmak kararın ordinaryüsüdür. O mertebeye ulaşmak için mahkeme gibi olmanız gerekir. Kaan Sezyum’un da dediği gibi “Ben bilmem beyin bilir.” semra_uygun@yahoo.com