Günahkâr İrade
Ozan Durmaz
“Ancak suikastçılar, hem aziz hem de kahramandır...” E. Malatestaİrade, Tanrı kumarıdır. Karşılıklı olarak hem Tanrı’nın kulları üzerinden kendisini pekiştirmek için girdiği bir yarış, hem de insanların kadersel egemenliğe isyanıdır. İrade, seçme dayatması karşısında cılız kalan insanın ağıtıdır. Seçim bilinci, bunun farkındalığı, insanın seçimden kaçmasını çürütür. Kaçmanın bir seçenek olduğu durumda, dımdızlak Tanrı’yı karşısında bulan insan ruhunun özgül ağırlığı hızla düşer, Tanrı’nın ayaklarına serilir. Tanrı’nın yüzünde insancıl bir gülümseme, insanın yüzünde tanrısal bir acı belirir.
Tanrı yaratılış ile mükemmel bir oyun kurup, kutsayarak pazarlamıştır. Tüm dinsel öğretiler ile seçeneğin farkındalığının tinsel acısı pekiştirilerek, bir eş paylaşım sağlanmaya çalışılacaktır. Din adamları, tanrısal kandırılmışlardır, onlar insana ihanet edendir, seçim bilincinden seçmeyerek, iradesini teslim ederek kaçabileceğini ve diğer insanlara bunu öğütleyerek, bir başka deyişle Tanrı sofrasına insan pazarlayarak geçinen ve bunun erdeminden, onurundan ve ahlakından bahsederek iktidarlar kuran, krallar ve sınıflar yaratan, yeryüzünün gülücüklerini parsa parsa Tanrı’ya adak olarak sunanlardır. Her kim ki sokaktan geçeni kendi din evine çekecek biri olmak için ruhunu, aklının altında biriktirir; seçimini erteleme şansına sahip olacağı ona vaat edilmiştir. Vaat ile yaşayan aklın eylemi de vaatten öte olmayacaktır. Bu nedenle iktidar yardakçılığı ilahidir ve ilahi iktidara karşı çıkanlar ancak yeryüzünde bozgunculuk yapan “terörist”lerdir. Bu noktadan sonra, biricik insanın yüzündeki acı gülümseme ile akacak Tanrı salyalarına biz en fazla gözyaşı diyebiliriz.
Biricik insanın, insan uluslarının kaderini tayin hakkı, adeta Tanrı’nın kumar masasına atılan bir çift barbut zarıdır. Zarlardan biri baş melek Mikail’i tatmin ederken, diğeri Şeytan’ı ayartır. Şeytan insanı aslında hiç ayartmamıştır. İnsanı var ederek Şeytan’a ayar veren Tanrı’dır. Seçim bilincinin acısıyla yanan insanın irade apaçık bir savaş ilanıdır. Kendisiyle girdiği bu savaşın karanlığında yandıkça Şeytan’ı suçlayan insanı, bir spor müsabakası gibi izleyen Tanrı, oyunun seyircileri olan melekler ve hakemi ise göksel orduların lideri Mikail’dir. Bu öğretilerin hepsi, size daha iyi savaşasınız diye değil, savaşmayı sürdüresiniz diye kafanıza vura vura öğretilen kitapların içinde ayan beyan yazmaktadır.
İnsan, kendi öz bilincinin farkında olmadan, öylece bir zihin boşluğunda var olan bir ağaçtan, bilinci ölçeğinde daha fazla yalnızdır. Seçimi fark eden insan, korkmamış sadece ihanet ve tuzak karşısında varlığından utanmıştır ve ağacın yalnızlığından kendine bir parça yalnızlık çalmıştır. İlk mülkiyet karşıtı insan Adem’dir ve bu etik çalma, insanın iktidara karşı giriştiği en büyük eylemdir. Prometheus’un çalıp getirdiği, Demirci Kawa’nın isyanla dövüp çoğalttığı ateşin tarihi, insanın yanılsadığı gibi; pozitivist aklın yüceltilmesi değil, çıldırarak çürüyen ve bir nefer gibi bilinçten istemsizce, yani bilincin dışına kayarak ve seçimi reddederek; rassal olarak, yani planlamadan ve önce içsel örgütlemeyi öz sayan bir içtenlikle ve kendi yanışıyla kendinin dışında da bir ya da birkaç iç uzayı aydınlatabilenlerin tarihidir… İrade; bilinçli bir seçimle yapılan, mantık süzgecinden geçirilerek neden-sonuç ilişkisi içinde, bir özne–yüklem diyalektiğinden fışkırması beklenen planlı bir politik strateji değildir. İrade, rasyonel aklın çürümüşlüğü içinde deliliğini hazla yıkayan bir aşkınlık halidir, yitme arzusu ve kopma ile egemenlikten sıdkını sıyırma derdindedir. Kendini kutsanmışlığını ateş ile bozabilen insan, atılan iki zarı gergin deriye düşmeden havada kapıp ağzına atmış, günahlarını Tanrılar tarihinde yaratılan tüm hikâyelerin her bir öznesine bağışlamıştır.
Yıkıcı itki ile yanaklarına kadar ısınan insanın arzusal isyanı daha sonra sistematik olarak kurumsal ahlaklarla yadırganarak ve aşağılanarak yerle bir edildiği için ismi utanca yaraştırılmıştır. Sevişmek, sadece 1984’ten beri değil, Adem ile Havva’dan beri devrimci bir eylemdir ve ağacın yalnızlığını kolektif olarak paylaşan ve aşan bir çift, üzerinden bir çift yaprağı yatağın kenarına asmıştır. Tam da bu nedenle tüm dinsel öğretiler yatmadan önce, yatma sırasında ve kalkışta icra edilir. Bu nedenle uyunacak yatağın etrafı dinsel ikonografi ile bezenir. Dinin su ile imtihanı, temizlikten değil, unutturmaktandır çünkü şehvetin taşkın edimselliğiyle kavrulan zihnin toplumsal hafızaya kazınan şeklinin yegâne adı; isyandır. İsyan; miting değildir, politik partiler değildir, adalet, özgürlük ve ekmek için yapılan bir mücadele değildir. İsyan, taşkın arzudur. Amacını politik iktidarlar yönlendirince edimselliğini unutur ve unuttukça imkânsızlaşır. Devrim, bir politika üretme kurumu değildir, politikaları yıkıp atma, içkin dünyası içine sığmayanların ruhlarına kendinden üfleyen Tanrı’yı, boşluğa geri üfleme arzusudur. Özgür irade en az demokrasi kadar politik bir vaatten fazlası değildir. Din adamının ya da iktidara haiz olmak ya da onun kanatları altında olmak isteyenin, arzuyu törpülemek için yaratması gereken ideolojik demagojinin hınk deyicisidir. Ateşi çalan da, ateşi dağıtan da, Ateş Hücre’si olan da özgür ve “seçilmiş” irade değil; arzu ile iç uzayından taşkınlaşmış; rassallığıyla, deliliğiyle, spontanlığıyla kükreyen iradedir. Bu arzusal, bu taşkın irade; günahkâr iradedir.
İrade, bir Tanrı kumarıysa, günahkâr irade de Tanrı psikozudur ve bu psikozun sorumlusu da biricik insandır. Oyunun sonucunu beklemeden zarları havada tutup yutabilen deliler, zaman savaşlarının yegâne ve biricik kazananlarıdır ve kutsal kabul edilebilecek tek cennet, ancak kendi seçim bilinciyle gülümseyerek yanarken, tanrıların yüzünü alayla acıya çalmış suikastçıların, kutsallaşamadan kaybolan mezarlarının yüzölçümleri toplamı kadardır. ozan_durmaz@hotmail.com