Euro 2012: İki Sonuçlu Bir Turnuva Mı?
Utkan Çınar
2008 ve 2010’da olduğu gibi yine bir çift yıl turnuvası toparlamasında birlikteyiz. Memlekette geçirdiğimiz şu berbat sezondan sonra ilaç gibi gelecektir. Naçizane kısaca belirtmek gerekirse her şey daha kötüye, daha dibe gitmedikçe hiçbir şeyin düzeleceğine inancımız yok. Dipten sonra tek yol yukarıdır. Her yönüyle yarım yamalak bir geçiştirme en büyük zehir olacaktır. Ukrayna ve Polonya’nın ortaklaşa düzenleyeceği (turnuva hazırlıkları oldukça sorunlu geçmişti, umarız maçlar sırasında sıkıntılar minimumda olur) EURO 2012 bize değneğin iki ucunu vaat ediyor. Yani ya İspanya ve Almanya final oynayacak ya da sürprizlerle dolu olacak. “Messi gerginliği” de olmayan bir turnuva iyi gelecektir. Sonuçta Avrupa Şampiyonası daha kompakt haliyle (2016’dan itibaren 24 takımlı oluyor. Lanet olsun sana Platini!) en zevkli ve sürprizli (Danimarka’yı, Yunanistan’ı hatırlayın) turnuvadır. İlk olarak olağan şüphelilerden bahsedelim. Ve onları finalden neler alıkoyabilir ona bakalım.
Son 5 yılın dominant gücü İspanya, senelerce bekledikten sonra iki turnuva üst üste kazanarak rahatladı. Müthiş bir jenerasyon ve harika oyunlarla hem de. 2010’da gruplardan sonra tüm maçlarını 1-0 kazanarak şampiyon olmuşlardı. Yani turnuva oynamayı bilen, o baskıyı çözen bir mantaliteleri var. Bu turnuvaya gelirkenki eksileri ise; üst düzey oyuncularının çoğunun yıllardır ligle ve kupalarla fazla uğraşması sonunda yaşabilecekleri yorgunluk ve bunları kazanmaları sonucu gelen tatmin. Ayrıca hücumda Villa’nın yokluğu, Torres’in pembe dizi hali soru işaretleri. Ama kanımca Valencia’da çok iyi sezonlar geçiren Soldado ilaç olacaktır. Her maçı 1-0 alabilirler gene. 3 turnuva üst üste kazanarak efsane olabilecekler mi, göreceğiz. Almanya’ya gelince, onların motivasyonları daha fazla. Evlerindeki 2006’yı ve 2010’u yarı finalde, 2008’i de finalde kaybettiler. Son ikisini İspanya’ya karşı. Bu harika jenerasyon artık bir kupa istiyor. Ama 2 sene öncesine göre daha mı iyiler, orası tartışmalı. Klose dönemi kapandı gibi artık. Yerine gelen Gomez çok gol atsa da üst düzey bir turnuvada ne yapacağını bilmiyoruz, Şampiyonlar Ligi finali gibi örnekler onun “kabızlık” sorununa işaret ediyor. Müller ve Podolski’nin 2010’daki performanslarını tekrarlayabileceklerinden şüpheliyim. Ancak Khedira, Götze, Mesut ve Bastian’la muazzam bir orta sahaya sahipler. Kupanın kağıt üzerinde en büyük favorisi onlar. Odaklanmışlar ve hazırlar. Ölüm Grubu’nda Portekiz ve Hollanda onlara zorluk çıkarmak için uğraşacaklar.
2. favoriler grubu İngiltere, Hollanda, Portekiz ve Fransa’dan oluşuyor. İngiltere 2006’dan beri her kupanın favorisiydi ama tarihlerinin belki de en iyi jenerasyonu artık veda ediyor. Hocalarını ise daha yeni buldular. Mantık pek bir şey yapamayacakları yönünde. Ama bu kez daha az baskı altında olmaları, Lampard, Gerrard gibi adamların son şanslarını kullanıyor olmaları artı motivasyon olabilir onlar için. Bu kaostan müspet doğabilir. Sonuçta her mevkide kalburüstü oyuncuları olan ve en sonunda Shearer sonrası idare edebilecek bir golcüye (Andy Carroll) sahip olmuş, kaleci sorununu da (Joe Hart) çözmüş bir takım. Madalya sürpriz olmaz kanısındayım. Ama Rooney’nin de ilk iki maç cezalı olduğunu da hatırlatalım. Hollanda hepimizden kırık not aldı 2010 finalinde. Futbolu dövüşe çevirmişler ve tarihlerine ihanet etmişlerdi. Kıl herifler Van Bommel ve De Jong gene kadroda. Müthiş bir hücuma sahipler. Van Der Vaart, Van Persie, Huntelaar gayet formda. Robben ve Sneijder ise buruk geliyor. Defans alarm verse de (hâlâ Heitinga, Mathijsen falan be abi) hücum hattı uyumu yakalarsa can yakacaklardır. Şampiyonluk çok zor ama. Portekiz içinse çok bir şey demeye gerek yok: Cristiano Ronaldo. Ne yaparsa o yapacak. Nani, Coentrau gibi üst kalibre destekçileri olacaksa da gruplarında Almanya ve Hollanda’yı geçmeleri zor görünüyor. Ama açıkçası en heyecanla beklediğim maç; grubun açılışı yapacak Almanya-Portekiz maçı olacak. Tek parlamayan yeri defansı olan Almanya’ya karşı Ronaldo ve Nani. Hmmm... Fransa’yı sevmem. Henry’nin İrlanda’ya yaptığı, bu sene de gruplarda gene Bosna maçında ketenpereyle elemeleri geçmeleri iyice sinirlerime dokunuyor. 2010 iyi bir ceza olmuştu onlara. Bu sefer daha derli toplu geliyorlar. Sarkozy de yok. Benzema, Nasri gayet iyi sezonlardan sonra takımı sürükleyecek isimler. Ama maç çevirecek oyuncu eksikleri olduğu açık. Belki Ribery. O da milli takımda Bayern’deki kadar iyi değil kesinlikle. Grupta iyi başlarlarsa (ilk maç İngiltere) yarı final garanti gibi. Kupayı alırlarsa bu işi bırakırım.

Gelelim dış kulvarlara. Ev sahiplerinden Polonya daha ilgi çekici gözüküyor. 2 senedir Bundesliga’yı kazanan Dortmund’lularla (isimlerini söylemek abes, zira yazı biter. Spikerlerimizle bayağı bir eğleneceğiz) iskeletini oluşturan takım, gruptan çıkıp, ev sahibi avantajıyla yarı finale göz kırpma ihtimaline sahip. Grupdaşları Rusya 2008’deki güzel kadronun 4 yıl yaşlanmışıyla geliyor. İsimler güvenilir ama form düzeyleri öyle gözükmüyor. Yine de gruptan çıkmaya adaylar. Diğerleri, Yunanistan ve Çek Cumhuriyeti henüz kabuk değiştirememiş, 2000’lerdeki başarılı jenerasyonlarını devam ettirememiş takımlar. Şansları olmayacaktır. Ölüm Grubu’ndan bahsettik. Sona kalan Danimarka harbi dona kalacak gibi. Bir tek Ajax’ta adını çok duyduğumuz Eriksen’e dikkat etmeli. Rommedahl de koşacakmış gene. İtalya’yı buralara koyduğuma ben de inanamıyorum ama sanırım tarihlerinin en kötü kadrosuyla geliyorlar. Balotelli ve yetişirse Cassano gibi iki deliyi izlemek eğlenceli olacaktır. Kişisel hayranlığım olan Pirlo’yu da. Sonuçta İtalya’dan bahsediyoruz. Şampiyon olsalar şaşırır mıyız? Evet, bu kez şaşırırız. Turnuvada tutacağım takım İrlanda. (Bir ara Serbest İrlanda diyorduk ne oldu o?) Tarihlerinde 2. kez katılıyorlar, 1988’den sonra. 2010 şansları Thierry Henry tarafından “el”lerinden alınmıştı. Bu kez hak ettikleri yerdeler. Ama işleri zor. Dunne, O’Shea, Duff, Keane gibi eski tüfeklere güveniyorlar. İspanya, İtalya ve Hırvatistan’lı grupta işleri çok zor. Maalesef cacık ihtimali gözükmüyor. Hırvatistan ise 2008’den sonra pek kendine gelebilmiş değil. Modriç ve Srna hâlâ yüksek performans gösteriyor olsa da Kranjcar, Oliç gibi önemli parçalar pek işlemiyorlar. İsveç de Portekiz gibi tek adama güveniyor: İbrahimoviç. Zlatan kulüp performansını bir kez olsun milli takıma yansıtabilirse (klasik 10 numara gibi oynuyor Elmander’in arkasında) ve İngiltere’nin şansı gene tutmazsa onlara, gruptan çıkabilirler ama gerisi olmaz. Bir de Mellberg varmış gene kadroda. Adını geçireceğim son takım da diğer ev sahibi Ukrayna. 2006 Dünya Kupası’nda gayet iyilerdi. Ama o zamandan beri neredeyse hiç yeni oyuncu çıkaramadılar. Shevchenko ve Timoşçuk hâlâ takımın asları. Turnuvanın en kötü takımılar kağıt üzerinde. Taraftar desteği de yardımcı olmayacaktır. Gol atabilirlerse öpüp başlarına koymalılar.
İşte böyle. Açıkçası ben pek heyecanlıyım. Çünkü bu yıl futbolu pek özledim. Diyorlar ki Jabulani fiyaskosundan sonra top da düzgün olacakmış. E, stadyumlar da iyi görünüyor. Maç saatleri mantıklı. Daha ne istiyoruz. Hakem hatasız, sakatlıksız, güzel, adil bir turnuva olsun; başka ihsan istemez… İspanya ve Almanya domine etmesin ki ben öyle olmayacağına inanıyorum.
Dalga geçilme pahasına gene de uçuk ilk 4 tahminimi yapayım:
1-İngiltere
2-Almanya
3-Fransa
4-Polonya khgv@hotmail.com