Quija Tahtası ve Duş Perdesi…
Burak Bayülgen
Nereden geldiği ve nereye gideceği son derece muğlak, tekinsiz ve çetin-ceviz bir adamın evini gözetleyen kamera, oldukça soğuk, çoluk çocuk sesi duyulmayan, içinde sıcak bir yemek pişmeyen mutfağı ve odaları (yahut tek bir odayı) seyirlik bir manzara olarak sunuyor…
-*-
Bu evin kendi başına duş yapan sakini, aksine perdeleri açık bırakıyor, kendi savunma yeteneğine olan güvenine değil, tehlikenin her an artık gelmesi gerektiğine dair… Tehlikeyi buyur etmek için duş perdeleri kadar, pencereler de açık. Kapılar da açık. Apartman kapısı da açık. Tehlikenin gelmeyeceği ve güvenini sarsan (!!!) yerler ise çocukluk masallarında kaldı. (O da bir zamanlar masallar dinlemişti, hakkını yememek lazım.) Yani, yatağın altı, klozet, gömme dolap, varsa bir fırın…
Evde bir kedi olsa belki duvarların içinden gelip geçecekleri fark edecek ancak kedi medi olmadığı için o mecralarda da dolaşamayacak. Bir
quija tahtası alıp, en tehlikeli, en sapkın hayaleti çağırmak isteyebilir. Gönlü belki de o güvendiği yerlerin de tehlike barındırmasını istiyor: Fırını açtığı zaman bir
critter çıksın, yahut evindeki parkelerin üzerinde garip bir koza bulsun ve vücudunu yavaş yavaş ele geçirsin. Dönüşsün.
Duşta perdelerini kapasın ki bu sefer bir ölümcül dişi
gıyk gıyk fon müziği eşliğinde elindeki bıçağı batırsın, çıkarsın, batırsın, çıkarsın ve çikolata sosu yerine gürül gürül kendi kanı aksın. Eli son anda perdeye gitsin ve düşüp ölürken perdeler yerinden çıksın, onu bir kefen gibi sarsın.
Bir ölümcül dişinin yaşlı kocası
fanfinifinfonu yakalarken ve bunlar kaçarken araba en olmadık yerde bozulsun.
-*-
Günler bir bastonun arka kılıfına gizlenmiş keskin bir bıçak gibi, önce gözüne oldukça evcil gözükürken mazeret arıyor –ki kılıfı çıkarabilsin, o kılıf çıkınca baston görevini görecek ve kendi de… İyi de bu, tıpkı hayalet sevdalısı insanların maskeli balosu gibi oluyor, oyuncak bir
Quija tahtasına kartlardan çıkan soruyu sormak gibi ve hayalete bile joker hakkı yahut pas geçme hakkı tanıyor. Tahtayı ne zaman ki kırıp atacaksın çağırdığın hayaleti güvenlice göndermeden, o zaman seni ele geçirecek ve belki kendini o ele geçirilmenin etkisiyle camdan fırlatıp atacaksın ve bazı hayatlar kurtulacak… Ama onun hayat kurtarmak gibi bir derdi var mı ki? Olsun ya da olmasın, her şey onlarca katlı bir doğum günü pastasının içine yerleştirilmiş ve saklanmış
stripteaseci kızlar kadar bir anda şok etkisi yaratmalı. O donuk, ruhsuz, sıcak yemek pişmeyen karanlık eve girdiği zaman sürpriz diye koltukların arkalarına saklanmalı her şey:
Critterlar, hayaletler, bıçaklı katiller, maytap yerine atom bombası patlatan ölümcül dişi ve elinde paketlenmiş, kartlı bir doğum günü hediyesi: Quija tahtası.
Belki de hareket eden bir hediye kutunun içinde mini minnacık bir kedi… Kapkara ve gözleri de sapsarı, parlıyor ve ürkütüyor onu. Kedi iki de bir kafasını süt kasesi yerine duvarlarda gezdiriyor. Bazen tetikte bekliyor, malum bu evde bir fare olabilirmiş gibi, ama atlayıp zıpladığı zaman boşlukla kavga ettiğini; yahut durun, kavga falan etmiyor, resmen boşlukla oynuyor, şimdi yine tetikte… ve yakaladı. Ama neyi?...
Quija tahtasında hareketlenmeler var.
-*-
…Ve o gece o, ebediyete uğurlandı. Bir kefen gibi duş perdelerine sarmalanmış (fakat o bir koza olabilir şimdi), bir ölümcül dişi onu paramparça etmiş olabilir, yahut bir
Dokuz Canlı Tehlike ısırmış olabilir, kedi de delirip saldırmış olabilir, fırın olmadığı için onu es geçelim. Yüzünde bir gülümsemeyle, Quija tahtası kayboldu ve yüzünde bir gülümseme var; belki de bir güven. Ama akan kan; daha doğrusu kurumuş kan, çikolata sosundan başka bir şey değildi.
burakbayulgen@yahoo.com