GÖÇER YAŞAMDA GÜVEN DUYGUSU
Celine Pierre-Magnani, Ayşe Hilal Tuztaş
Semtinin Mecmua’sına Fransız kalmayan Celine Pierre-Magnani ve GFİ’nin (Genç Fotoğrafçılar İnsiyatifi) kurucularından Ersin Gök, bu topraklarda son kalan göçebe topluluk Sarıkeçililer’le ilgili bir belgesel çalışması için Mersin’in Aydancık ilçesine gittiler. Yolculuğun öncesinde de Sarıkeçililer’le ilgili saha araştırması yapmış antropolog Ayşe Hilal Tuztaş’a danışmışlar. Dosya konumuz Güven’e bir de Yörük gözünden bakalım dedik, üç ayrı gözü biraraya getirdik.-----------------------------------------------------------
Çocukluğumdan gelen bir şey herhalde...
Zor zamanlarda evimde, odamda, yatağımın sıcaklığında tek başımayken, yan odada ya da salonda babamın olduğunu biliyordum… Her şey çözülüyordu sanki… Nihayet rahatlayıp, huzura kavuşup, uyuya kalabiliyordum.
Beş gündür bu ideal huzurdan epey uzaklaştım. Babam çoktan çıktı da kareden, beni rahatlatan duvarlar bile kalmadı. Zihin, ister istemez bunları çağırıyor.
İlk iki gece çok zor uyudum. Çok hafif bir uyku, iki saatte bir uyanıyordum… Rüzgâr devamlı esiyor oralarda… Çadırımızın etrafındaki ağaçların ne kadar sallandığını duyabiliyoruz ve birtakım anlaşılmayan sesler geliyor etraftan… Birden, köpekler havlamaya başlıyor… Havlayarak uzaklaşıyor gibiler…
“Yaban domuzu,” dedi Kerim.
Tamam, yaban domuzu, ayı gibi değil… Ama yine de… Ufak ve ince çadırlarımızın içindeyiz… Onların çadırı keçi yününden yapılmış olsa da, pek bir şeyi engellemez bence… Ama ne Kerim, ne de Emine için dert değil sanki.
Soru sorduğumda, Emine gülmeye başlıyor.
Doğuştan beri buradalar. Doğuştan beri, sabahtan akşama kadar köpekler, keçiler, yabani domuzlar, ağaçlar ve rüzgâr ile yaşıyorlar.
Gülüyor… Evet, bu hâlim ona eğlenceli geliyor.
Yoğurduğu hamuru bir saniye bırakıp, anlatmaya başlıyor.
Birkaç sene önce, Emrah ve Zeynep hâlâ küçükken, Konya’ya geçip şehirde yaşamaya çalışmışlar.
Baskı altında, tutunmak zor. Hükümet, yerleşen Yörüklerden şikâyetçi olan çiftçiler…
Ufak odaları, dar pencereleri, karanlık salonları… O yeni eve alışmaya çalıştılar gerçekten, ama olmadı…
Nefes alamamak gibiymiş.
Celine Pierre-Magnani
------------------------------------------------------------

Bugün Anadolu’da “göçebe çobanlık” yapan, konar göçer yaşam biçimini sürdüren, sözlü kültür geleneğine dayalı en kalabalık topluluk Sarıkeçili Yörükleridir. Yaklaşık 110-120 çadır topluluğundan oluşan Sarıkeçili Yörükleri, kış aylarında Orta Toroslar’da, Mersin- Erdemli, Silifke, Gülnar, Aydıncık, Bozyazı sahillerinde, yaz aylarında Karaman, Konya- Seydişehir, Beyşehir, Bozkır, Ahırlı, Akören yaylalarında dağınık halde konaklayan göçer Yörük grubudur.
Sözlü kültür geleneğiyle sürdürülen göçer yaşamın güven ilkesine de dayalı bir yaşam olduğunu söylemek çok da abartılı bir ifade olmaz sanırım. Doğa içerisinde sürdürülen yaşamda Sarıkeçili Yörükleri yaz kış keçi kılından yapılan “karaçadır” da ikâmet ederler. Yörüklerde çadıra “ev” denirken, sabit meskenlere de “dam ev” denilir. Yörük için “çadır” diğer bir ifadeyle “ev”; barınacağı, sığınacağı, kendini güven içerisinde hissettiği bir mekândır. Şehirde ve göçerlerin tabiriyle dam evde yetişmiş birisi içinse kapısı ve duvarları olmayan bir çadırda yatmak, yaz aylarında keçi sürüsünün içinde uyumak, insanın kendini güvende hissetmesine mâni olabilir. Halbuki göçer yaşamda olması gereken budur. Avustralya kıtasında Warlpiri kabilesi ile ilgili araştırma yapan Michael Jackson At Home In The World adlı kitabında Batı toplumlarında güvende hissetmenin ve mahremiyetin ancak bireysel odalarla sağlanabileceği fikrine vurgu yaparak göçerlerin mekânlarına güçlü hislerle bağlı olduklarını ve doğayı evleri olarak kabul ettiklerini söyler. Kısacası güven duygusu için sınırlandırılmış alanlara gerek olmadığını vurgular (Jackson 2005:84). Göçer, doğanın içinde kendini güvende ve evinde hissetmektedir.

Konar-göçer yaşamda aile sadece çadır halkından değil, keçi sürüsü, develer, köpekler, atlar vb.’den oluşmaktadır. Bu hayatı yaşanabilir kılan da göçerlerle hayvanlar arasındaki bağdır. Keçi sürüsünün çadırı gördüğünde kendini daha emniyetli hissettiği ve daha rahat uyuduğu düşünüldüğünden ve elbette ki keçileri göz önünde bulundurmak adına çadır kurmak için uygun bir yer arandığında çadırın önünde veya arkasında keçinin yatabileceği uygun bir alanın olup olmamasına dikkat edilir.
Kendini doğada güvende hisseden Sarıkeçili Göçerleri yaz kış mülkiyet hakkı kendilerine ait olmayan alanlarda çadırlarını kurup yaşamlarını sürdürmektedirler. Hatta Mersin ve Konya arasındaki yaz ve güz göçü sırasında da birçok köyün sınırlarından geçmekte, su kaynaklarına yakın yerlerde belirlenen konaklama yerlerindeki “konalga”larda kalmak zorundadırlar. Göçer yaşamda ilişkiler daha çok güvene dayalı ve yüz yüze kurulan ilişkilerdir. Bu noktada göçerlerin hem kendi aralarındaki, hem köylülerle, devletle vb. olan ilişkileri önemli veriler sunar.

Göçer Yörükler, kışın konakladıkları kışlak yurdunun civarındaki köylü halkın akşam ağılındaki hayvanını, kapısı olmayan çadırındaki eşyasını, göç sırasında bıraktığı fazla eşyaları “ağrık”larını almayacağına, canına bir zarar vermeyeceğine güvenmek zorundadır. Köylü de göçerin yurtlak parasını vereceğine, tarlalarına veya arazilerine zarar vermeden hayvanların otlatacağına vb. güvenmek zorundadır. Bunun dışında göçerler hayvanlarına yem alırken, yaz aylarında hayvanlarını satarken, peynirlerini buzhaneye bırakırken esnaflara güvenmek zorundadırlar. En önemlisi göçerler devletin kendilerine sahip çıktığına ve haklarını koruduğuna güvenmek istemektedirler. Tabii ki ilişkilerde sorunlar yaşanmaktadır. Ama bunun en çarpıcı örneği devletin kurumları ile yaşanan ilişkilerdir. Göç sırasında hayvanlar veteriner kontrolünden geçmekte, hayvanlara küpeleri takılmakta ve göçe çıkışlarına izin verilmektedir. Ancak göç esnasında ormancıların göçerleri ormanlık bir alanda yakalaması durumunda da orman keçi otlatma cezası olarak sürüdeki hayvan başına bir bedel ödemeleri gerekmektedir. Hatta o şehre kayıtlı olmadıkları için yabancı kabul edilmekte ve bu cezayı üç misli ödemek zorunda kalmaktadırlar. Kurumlar üzerlerine düşen görevi yapıyor olsalar da göçerler uygun düzenlemeler yapılmadığı için madur bırakılmaktadır.
Bunun yanı sıra göçer yaşamda yazılı olmayan ancak insanların ortak olarak paylaştıkları ve uyguladıkları kurallar mevcuttur. Buna göre iki farklı konar göçer grubun göç yolları bazı noktalarda kesişse de her grubun yolu kendine özeldir. Bu göç rotası üzerinde zor durumda kalmadıkça kimse diğerinin yurt yerini kullanmaz. Kışlak yurdunda belirlenen otlak alanlarında kimse diğerinin alanında hayvan otlatmak istemez. Kısacası görünür sınırlar olmasa da uyulan ve uygulanan sınırlılıklar vardır. Bu kuralların da yazılı bir metne dayanmayan, güven ilişkisine dayalı sözlü ifadeler olduğunu unutmamak gerekir.
Konar- göçer yaşamda güven duygusuna dayalı birçok örnek verebilmek mümkün. Ancak asıl önemli olan güven duygusuna dayalı ilişkilerin günümüz dünyasında da varlığını koruyabilmesini sağlamak. Güven hissini yaşatabilmek yeniden güven tesis etmeye çabalamaktan daha kolay olsa gerek, fakat bunu sağlayabilmek için herkesin gereken sağduyuyu göstermesi önemli.
Ayşe Hilal Tuztaş
------------------------------------------------------------
Kaynakça:
Jackson, Michael. 2005. At Home In The World, Durham and Londan: Duke University.
Ayşe Hilal Tuztaş (Alan Araştırması Haziran 2009 - Nisan 2011) seisse7@hotmail.fr, atuztas@gmail.com