The Blacklist


Murat Kızılca
Kendimi bildim bileli uyumaktan hoşlanmam. Niyeyse uykunun beni bir şeyler okumaktan, izlemekten, dinlemekten alıkoyan vakit kaybı olduğunu düşünürüm. Uzun bir süre boyunca geceleri uyumamayı seçtim. Sabaha karşı yatıp 3-4 saatlik uykuyla idare ederdim. Gecenin karanlığını ve sessizliğini hep çekici bulmuşumdur amabu seçimin belki de en önemli sebebi -çevremdeki birçok insanın o an uyuyor olmasından hareketle- sanki ömrüme fazladan dakikalar, saatler ekliyor olmanın verdiği haz olmalı. Bu yüzden gece okumaları, gece izlemeleri, gece yazmaları benim için hep bir cazibe noktası oldu, ta ki mide kaynaklı bir rahatsızlık geçirene kadar. Doktor, eğer iyileşmek istiyorsam en geç 12-1 gibi yatmam gerektiğini, vücudun gece uykusuna ihtiyaç duyduğunu söyledi. O günden beridir -eski rutinime göre- bir hayli erken saatte yatmaya başladım. Fakat o uykuya isyan eden bilinç kaybolmadı tabii ki. Her gece aynı şeyi yaşamaya başladım; ayaklarım beni bir türlü yatağa götürmüyordu. Şimdi buradan Blacklist’e nasıl bağlayacağımı merak ediyorsunuz değil mi? Biraz daha sabredin, az kaldı.
 
Ona da şöyle bir çare buldum; sabahları erken kalkmayı alışkanlık haline getirdim ve uyku saatim yaklaştığında da öylesine bir film ya da dizi bölümü açıp vücudun yorgun düşmesini ve uzandığım koltukta sızmayı bekliyordum. İşte Blacklist burada devreye giriyor. Birkaç sezon süren uzun bir “uyku dizisi” arayışıyla Netflix’i karıştırırken Blacklist’e rastladım ve açıkçası başrolde James Spader’ın yer aldığını görünce de tereddütsüz izlemeye başladım.
 
Spader, yeteneğine göre biraz arka planda kaldığına inandığım oyunculardan biridir. Filmografisinde Sex, Lies, and Videotape -ki buradaki rolüyle Cannes’da en iyi erkek oyuncu ödülü almıştı- (1989) ve Crash (1996) gibi unutulmaz filmler var ama bütüne baktığımızda süreklilik arz eden bir kariyerden bir hayli uzağa düşüyor. Bunu da Spader’ın hayat görüşüne bağlamak olası:“Eğer paraya ihtiyacım yoksa çalışmam. Birine gidip şöyle bir şey söylemekten asla çekinmedim: Önümüzdeki altı ayın faturalarını ödeyebilmek için bu kadar paraya ihtiyacım var, eğer bana bu miktarı öderseniz filmde oynarım. Tembel bir kariyerim oldu, bazen senede bir filmde oynadım, bazen hiç. Sokaklarda dolaşıyorum ve daha çok ilgimi çeken o öbür şeyi yapıyorum: yaşamak. Bunun yanında da biraz oyunculuk yapıyorum işte.”
 
Seksenli yılların sonu ile doksanlı yılların başında James Spader ile Kiefer Sutherland’i hep birbirine karıştırırdım. İkisinin de sarışın olmalarının yanı sıra en bariz ortak noktaları, o dönemin modası olan fönlü saç şekilleriydi. Ya ikisi de aynı saç şeklini tercih ediyordu ya da rolleri onu gerektiriyordu. (Yaş aldıkça değiştiler tabii ki ama doğruya doğru Sutherland daha güzel yaşlandı.)
 
Taking Lives (2004) ve Perfect Stranger (2007) gibi sıradan gerilim filmi senaryoları ile pek de hoş hatırlamadığımız Jon Bokenkamp’ın yaratıcısı olduğuBlacklist, uzun soluklu macerasına 23 Eylül 2013’te Amerikan NBC kanalında yayınlanan pilot bölümüyle başladı.FBI’ın en çok aranan suçlular listesinde bir hayli yukarılarda olan Raymond “Red” Reddington, ABD’nin sonradan “ronin”leşmiş eski bir hükümet ajanıdır. Onlarca yıldır izini belli etmeden yasadışı işlerini kolaylıkla gören Reddington, bir gün ansızın FBI’a teslim olur. Elinde hükümetin birçoğunun adını dahi bilmediği bir dolu uluslararası azılı suçludan oluşan bir kara liste vardır. Listede bulunan suçluların hepsinin yakalanmasına yardımcı olacağını söyleyen Reddington’ın tek bir şartı vardır: henüz çaylak bir FBI ajanı olan Elizabeth Keen’den başkasıyla konuşmayı reddeder. Hemen Keen’in de dahil olduğu özel bir ekip kurulur ve listedeki suçluların peşine düşülür.
Dizinin aslında çok basit bir şablonu var. Reddington, azılı bir suçluyla ilgili ipuçlarını verir, ekip suçlunun peşine düşer, birtakım kovalamacalar, çatışmalar gerçekleşir ve suçlu ölü ya da diri ele geçirilir veya daha sonraki bölümlerde karşımıza çıkmak üzere firar eder. Sadece bir (kimi zaman iki) bölüm süren bu hap maceralar, seyirciyi çok fazla yormadan gerçekleşir, hep beklenen olur ve neredeyse bütün ölümcül maceralar çok fazla kayıp verilmeden atlatılır. Ancak Blacklist’in senaryo açısından asıl çekici tarafı bu değil elbette. Uzun süreli dizilerin hepsinde olduğu gibi burada da asıl merak konusu olan bir başka yan hikâye var ki dizinin bütününe baktığımızda asıl ana hikâye aslında tam da bu. Reddington ile Keen arasında-bölüm başlarında ve sonlarında verilen bilgi kırıntılarıyla devamlı körüklenen- gizemli bir ilişki vardır. İlk bölümden itibaren devamlı tahminde bulunmaya sevk edilen seyirci, bir sonraki bölümde tahminlerinin aksini ispatlayan ve yeni tahminlere yelken açmasını sağlayan bambaşka bir bulguyla beslenir. Bütün bölümler boyunca devam eden bu rutin, kâğıt üzerinde bir hayli yorucu gözüküyor. Ancak tehlikeli sularda yüzdüğünün farkında olan Blacklist, yerinde manevralar ve “twist’ler” ile dört sezondur boğulmadan yoluna devam etmeyi başarıyor ki dizinin en önemsenmesi gereken başarılarından biri, belki de birincisi bu.
 
Reddington rolündeki James Spader, kelimenin tam anlamıyla döktürüyor ve neredeyse her yerinden ustalık akan oyunuyla her bölümü tek kişilik gösteriye dönüştürmeyi beceriyor. (Bu arada ilginç bir not; Reddington rolü için ilk düşünülen isim Kiefer Sutherland imiş ama sonradan Spader ile anlaşmışlar.) Dizinin sürekli oyuncuları ise usta oyuncuya ayak uydurmakta bir hayli zorlanıyorlar. Hele Keen rolündeki Megan Boone, tam bir bomba. Bir oyuncu sizi her bölümde rahatsız edebilir mi? Boone’un kadroya alınmasının ardındaki hikâyeyi öğrenmek isterdim doğrusu. Neyse ki bitmek tükenmek bilmeyen kara listenin uzunluğu sayesinde Peter Stormare, Alan Alda, Lance Henriksen, Ron Perlman, Isabella Rossellini, Rade Serbedzija, Tom Noonan, Amanda Plummer ve Peter Fonda gibi birçok önemli konuk oyuncuyu Spader ile karşılıklı döktürürken izlemek durumu biraz kurtarıyor.
 
13 bölüm olarak çekilen ilk sezon umulandan fazla ilgi çekince NBC dokuz bölüm daha sipariş etmiş ve ilk sezon 22 bölüme uzamış. Sonraki senelerde de reyting rakamlarını üst seviyede tutmayı başaran dizi, 18 Mayıs 2017’de yayınlanan (şimdilik son) bölümüyle dördüncü sezonunu tamamladı ve hemen akabinde beşinci sezonun onayını aldı. mkizilca@gmail.com