Radiohead’in Filistin’le İmtihanı


Utkan Çınar
Tabii gönül isterdi ki biz bu ay Radiohead’in OK Computer’ın 20. yılı şerefine yayınladığı OKNOTOK’tan bahsedelim. OK Computer’ın remaster halinden ve o dönem kaydedilip yayınlanmamış şarkılarından oluşan bu ağız sulandırıcı seti konuşalım. 100 yılın en iyi albümlerinden birini analım. Bunu isterdik ama onun yerine oldukça kızışan Radiohead’in İsrail’de konser verme meselesine odaklanacağız. Ama tek bir şey; albümde yer alan daha önce yayınlanmamış şarkılardan “Man of War”un “Big Boots” ismiyle; Grant Gee’nin harika turne belgeseli Meeting People is Easy’deki ham demo hali çok daha iyiydi.
 
Hikâye The Chemical Brothers ile başladı. Kendisi de İsrail-Filistin sorununda konser vermemeyi tercih eden Roger Waters, İngiliz elektronik ikiliye İsrail’de konser vermeme çağrısı yapan Artists for Palestine UK isimli bir gruba destek vermişti. Bildiride “Tel Aviv’e giderseniz, oradaki varlığınız İsrailli yöneticiler tarafından halklarına her şeyin yolunda olduğu ve kimsenin Filistinlilerin çektiği acıları umursamadığı şeklinde teminat vermek olarak kullanılacak,” dendi. Sonuçta The Chemical Brothers bu bildiriyi dikkate almadı ve konserini yaptı.
 
Radiohead de geçen yıl değerlendirdiğimiz son albümü A Moon Shaped Pool’un* turnesine Tel Aviv’i ekleyince aynı oluşum bu kez içinde pek sevdiğimiz yönetmenler Ken Loach, Mike Leigh ve müzisyenler Robert Wyatt, Thurston Moore, Roger Waters gibi isimlerin bulunduğu daha geniş bir imzacı grubuyla bu kez onları Tel Aviv konserini yeniden düşünmeye itmesini umdukları bir çağrı hazırladı. “Filistin halkına sistematik apartheid’in uygulandığı bir devlette konser vereceksiniz,” diye başlıyordu. Thom Yorke’un Amnesty raporlarından haberdar olduğunu belirtiyor, sanatçıların geçmişte Güney Afrika’daki baskı döneminde olduğu gibi apartheid bitene kadar uzak durmalarını öneriyordu. “Thom’un ki basit bir seçim. Ezenin mi ezilenin mi yanında yer alacak?”
 
Radiohead, The Chemical Brothers değil tabii ki. 25 yılı aşan kariyerlerinde çok daha büyük popülariteye ve etkiye ulaşmış, ayrıca dünya meseleleri ile, özellikle çevre duyarlılıklarıyla da takdir görmüş bir grup. Yani U2 ve Bono’nun geldiği noktadan çok daha harbici, saygın bir noktadalardı. Thom Yorke bu çağrıya “Dezenformasyona uğradığımızı veya kendi kararlarımızı vermeyecek kadar geri zekâlı olduğumuzu düşünmek son derece saygısızca,” diye oldukçe sert bir cevap verdi. Gitarist Jonny Greenwood’un hem İsrailli hem de Filistinli arkadaşları olduğundan, eşinin de bir Arap Yahudisi olduğundan bahsetti. “Saygı duyduğu sanatçıların, bu kadar yıldan sonra kendi ahlaki kararlarını veremeyeceklerini düşünmelerinin akıl almaz olduğunu”, “kendileriyle yüz yüze konuşmak yerine onlara toplumun önünde bok attıklarını”, “bunun çok daha iyi yönde kullanabilecek muazzam bir enerjinin kaybı olduğunu” söyledi. Ayrıca son albümünde Roger Waters ile çalışan Nigel Godrich ile de aralarının bozulma ihtimalinden dem vurdu.
Buna da cevap geldi: “Filistin lafı Jonny Greenwood’un ‘Filistinli’ arkadaşları olması dışında hiç geçmiyor. Bizim de var Thom. Ama bu demek değildir ki Filistin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş 40 bin kişilik bir stadyumda çalmanın doğru olduğunu düşünüyoruz.” “Thom, Netanyahu’dan ve de ayrıştırıcılığın tehlikesinden bahsediyor. Ama Radiohead konserinin kendi başına gayet ayrıştırıcı bir siyasi mesaj olduğunu kavrayamıyor gözüküyor.” Devamında bir grup Radiohead’in muhasebe ofislerinin (çok depresif bir isim tamlaması değil mi? “Radiohead’in muhasebe ofisleri”) önünde eylem yaptı. “Karma Polisi, bu adamı dayanışmaya karşı işlediği suçlardan tutuklayın” gibi pankartlar taşıdılar.
 
Nigel Godrich’in dediği gibi araya girmek istemeyebiliriz aslında ama; şöyle düşünebilirsiniz: Thom Yorke haklıdır. İstediği yerde konser verebilir ve ona kimse karışamaz. Kültürel boykota inanmıyordur. Zaten büyük ihtimalle de konserine gidecek fanları arasında da çoğunluğun İsrail’in bu devlet politikasına karşı olduğunu varsayabiliriz. (Bir son dakika notu olarak; bazı İsrailli müzisyenlerin de iptal edilsin mektubu geldi.) Radiohead müziğini sevenlerine ulaştırmalıdır. Belki de Artists for Palestine grubu haklıdır. Bu kadar büyük bir grup olarak bazı sorumlulukları vardır. Tel Aviv’e giden her gruba değil, sana söylemelerinde bir mana olmalı. Gidip orada çalmalarının en çok da, dedikleri gibi bu durumu “normalleştirmeye” yarama ihtimali var.
 
Bir de tabii şu var. Roger Waters Gezi’nin hâlâ dumanı tüterken gelip The Wall konserini** yapmıştı. Radiohead Türkiye’ye neden hiç gelmedi? Buna da bir cevap bulamıyorum. Ortaya sürülen bütün bahaneler yetersiz kalıyor. Zira en az 3 gün kapalı gişe stadyum konseri yapabilecek kadar seveni olduğunu düşünürüm buralarda. Kendilerini seyredebilmiş olsam da (hehe) bu kadar insanın mağdur olmasını neyle açıklamalı, eğer İsrail okey ise, pardon zaten Amerika bile okey ise?
 
Yazı yazıldığı sırada 19 Temmuz’da geçekleşecek konserin biletleri satılmaya devam ediyordu. Büyük ihtimalle de gerçekleşecek. İşe ne tarafından bakarsak bakalım ağzımızda kötü bir tat kalacaktır. Daha önce de bu sayfalarda yazdığım üzere son albümleri çok güçlü değildi. Ama genel takdir görmesiyle son 1 yıldır çok hareketliler. Buna dağılmadan önce son bir muhasebe diye de bakabiliriz. Çünkü öbür türlü aklıma Bono’laşan bir Thom Yorke geliyor ki bunu düşünmemeye çalışıyorum.
 
YN: Bildirilerin tam metinlerini artistsforpalestine.org.uk adresinde bulabilirsiniz. khgv@hotmail.com