İki Andrei ve Yer Değiştiren Bir Dağ
Alican Durbaş
Askerler, köye vardıklarında kimseyi göremediler. Yakın zamanda kenti ziyaret edecek prens için; harabeye dönmüş kiliseye büyük bir çan yapılması gerekiyordu.Askerlerin göreviyse dökümcü Nikola’yı bulup prens gelmeden kente götürmekti. Ancak köyde, bir kulübenin gölgesine uzanmış on beş yaşlarında bir çocuktan başka kimse yoktu. Çocuğa Nikola’nın yerini sordular.Çocuk, “Nikola benim,” diye yanıtladı. Boriska Nikola, çan dökümü ustası olmak için çok gençti; en fazla Nikola ustanın oğlu olabilecek yaştaydı. Askerlere, vebanın tüm köylülerle beraber babasını da hayattan kopardığını, babasından ona kalan tek mirasın bu kulübe ve çan yapımının sırrı olduğunu anlattı. Askerler arkalarını dönmüş giderken onlara bağırarak yalvardı: “Çan dökümünün sırrı sadece bende, başka kimsede değil.” Nihayet; askerlerden biri, Boriska’yı atına aldı. Ne de olsa çanı gerçekten yapması durumunda tüm kentin ödüllendirilmesi için bir fırsat doğacakken, başarısız olursa sadece bu önemsiz çocuğun hayatı tehlikeye girecekti. Köyden ayrılırlarken Boriska, askere sordu: “Peki kulübeme ne olacak?” Andrei Tarkovsky’nin 1966 yılında çektiği, ikinci uzun metraj filmi Andrei Rublev, aynı adlı ikona ressamının hayatını anlatır. Yaşadığı acıların ve pişmanlıkların sonucunda Andrei Rublev, bir keşiş olarak bir daha konuşmamaya ve bir ressam olarak bir daha resim yapmamaya yemin eder. Kendisi de ressam-keşiş olan yoldaşı Kirill’e göre Andrei Rublev’in bu yemini aynı zamanda günahıdır;çünkü o, Tanrı’nın verdiği yeteneği kullanmamaktadır. Kirill, Andrei’ye “Tanrı sana yetenekli parmaklar vermiş; ama sende inanç yok,” diye seslenir. Andrei de ona sessizliğiyle karşılık verir. Bu yeminden sonra filmin “Çan” adlı son bölümü başlar ve seyirci, Boriska ile tanışır. Film, Andrei Rublev’i sessizliği ile baş başa bırakır ve prens gelmeden çanı yetiştirmeye çalışan Boriska’nın sınavını seyirciye sunar.
Andrei Rublev filminden yaklaşık on yıl sonra Andrei Tarkovsky, Boris ve Arkady Strugastsky’nin Yol Kenarında Piknik adlı romanından esinlendiği beşinci filmi, Stalker (İz Sürücü) üzerinde çalışmaya başlar. Tarkovsky, yeni filmi Stalker’ıçekmek için Talin yakınlarındaki bir sanayi bölgesinin,Andrei Rublev filminin karakteri Boriska da çanı yapmak için prensin ziyaret edeceği Ortaçağ kentinin yolunu tutar.
Boriska ve küçük ekibi, kentin duvarlarının dışında günler boyu binbir emekle toprağı kazarlar. En sonunda balçığa ulaşırlar. Boriska, balçığı eline alıp yoğurur, sallar, kulağına dayayıp dinler. Sanki balçık, ona doğru balçık olmadığını fısıldar. Boriska’nın doğru balçığı başka yerlerde araması gerekir. Oysa kentin dökümcüleri, yıllardır buradan balçık aldıklarını söylerler; ayrıca burası, çan kulesine de yakındır. Boriska’ya göreyse bu dökümcüler yıllardır kendilerini kandırmışlardır. Prensin ziyareti iyice yaklaşır; doğru balçık arayışındaki Boriska, işçileri tarafından yalnız bırakılır. Sonunda yağmurlu bir günde Boriska, bir tepeden aşağıya doğru kayar ve kendini toprağın üzerine bırakır. İçine gömüldüğü balçığın doğru balçık olduğunu bir şekilde anlar. Gelmeleri için sevinçle işçilerin adlarını bağırırken sesini sadece oradan geçmekte olan Andrei Rublev duyacaktır.
Andrei Tarkovsky ve ekibi, bir yıl boyunca Stalker’ın dış sahnelerini çekerler. Ancak, Moskova’ya döndüklerinde tüm filmin yanlış banyo ettirildiğini öğrenirler. Filmin çekildiği yeni Kodak 5247, Sovyet laboratuvarlarının alışık olmadığı bir ham filmdir ve yapılan hata sonucu, görüntüler kullanılamaz hale gelir. Bu durum, Tarkovsky ile görüntü yönetmeni Georgy Rerberg arasındaki gerilimli ilişkiyi de kopma noktasına getirecektir. Bazı kaynaklara göre,kullanılamaz hale gelen ilk filmi aslında pek beğenmeyen Tarkovski’nin yaşanan tüm zorluklara rağmen filmi bir daha çekmek, hoşunagitmiştir. Yani, bu sefer doğru ham filmle yeni baştan bir Stalker seti kurulmuştur.
Boriska doğru balçığı bulunca, bronz çana şeklini verecek kil kalıp tutar. Bronz eritilip kil kalıba dökülür. Günler ve geceler boyunca Boriska, uykusuzlukla, sonucu belirsiz denemelerle, işçilerin itaatsizliğiyle, yaşlı dökümcülerin şüphesiyle yaşamak zorunda kalır. Ne zaman balçık çukurundan kafasını yukarı kaldırsa sürekli kendisini izleyen bir keşişi, seyirciler dışında bir tek kendisinin tanımadığı Andrei Rublev’i görür. Tüm tartışmaların ve zorlukların sonunda işçiler, kalplerine Boriska’nın doldurduğu inançla, ellerine aldıkları küreklerle, pişirildikten sonra sertleşmiş kil kalıba vururlar ve dökülen killerin ardında kocaman, bronz çan açığa çıkar.
Stalker’ın zorlu ve uzun yapım sürecinde Tarkovsky’nin iki kere kalp krizi geçirdiği söylenir. Ancak kendisi, hayatta kalıp filmi tamamlamaya yemin etmiştir bir kere... Görüntü yönetmeni Alexandr Knyazhinsky ile beraber filmi yeni bir ekiple ve düşük bir bütçeyle tekrar çeker. En sonunda Stalker, 1979 yılında seyircinin önüne çıkar. Ödülü zamansız sanatsal başarı olan bu filmin bedeliyse ölüm olur. İleriki yıllarda Tarkovsky dahil ekipteki çoğu kişinin kanser hastalıklarına yakalanması, filmin çekildiği sanayi bölgesindeki kimyasal atıklara maruz kalmalarına bağlanacaktır.
Prens, sonunda kente gelir ve çandan çıkacak ilk sesi duymak için yerini alır. Önce çan, din adamları tarafından kutsanır. Sonrasında bir işçi, tokmağı sallar. Boriska’nın yazgısı, sallanan tokmağın saniyeler içerisinde çana değmesine bağlıdır. Sonunda tokmak, çana vurur. Tüm kalabalık, coşkuyla çanın ses çıkarmasını kutlar. Çan seslerinin yankısı yavaşça kaybolurken, kalabalık da dağılmaya başlar. Tüm bu hazırlığı uzun, gösterisi kısa törenden geriye isimsiz bir kahraman olarak çamurlar içinde yatan Boriska kalır. Andrei Rublev yaklaşır, eğilip ağlayan Boriska’yı dizlerine yatırır, başını okşar. Boriska, sağır dilsiz sandığı keşişe sırrını açıklar: “Babam, bana çan yapımının sırrını söylemedi. Yaşlı hayvan, sırrıyla beraber mezara girdi.” O anda Andrei Rublev dile gelir: “Ağlama çocuğum, bundan sonra beraber gezeceğiz. Ben ikonalar resmedeceğim, sen de çanlar yapacaksın.” Pişmanlık sonucu yıllardır sabırla sürdürülen yemin, inancın (yeniden) doğduğu bir anda bozulur. Siyah beyaz çekilen Andrei Rublev filmi, ressamın ikonalarının renkli görüntüleriyle sona erer. Stalker filmi ise yüksek kontrastlı, kahverengi monokrom görüntülerle açılır. Film, üç karakterin “Bölge” (Zone) adı verilen gizemli bir yere yaptığı yolculuğu anlatır. Bölge’ye girmek tehlikeli ve yasaktır; çünkü orası ölümcül tuzaklarla ve mucizelerle doludur. Bu yüzden bir yazar ve bir bilim adamı, Bölge’ye bir iz sürücünün rehberliğinde gidebilirler. Yolları tutan polisleri atlattıktan sonra bu üç karakter Bölge’ye girdiğinde; filmin sepya görüntüleri yerini renkli görüntülere bırakır. Bölge, insanın dile getirilen değil; ruhunun gizli kuytularında saklanmış dileklerini gerçekleştirdiğine inanılan Oda’ya sahiptir. Bölge’de atılan her adımda her şey sürekli yer değiştirse de iz sürücü, bilim adamı ve yazar kaybolmadan Oda’nın eşiğine kadar gitmeyi başarırlar. Oda’nın eşiğinde bilim adamı ve yazar içeri girecekler midir? Ya bilimsel keşfi arayan bilim adamının gizli arzusu, sadece Nobel ödülü kazanmaksa? Ya ilhamını arayan yazarın gizli arzusu, şan ve şöhretse? Peki, iz sürücülerin Oda’ya girmeye yetkisi var mıdır? İz sürücünün hocası Kirpi, daha önce Oda’ya adım atmış; sonrasında çok zengin olup bir hafta sonra kendini asmıştır. Ya başkalarına yardım etmenin yollarını arayan iz sürücünün gerçek arzusu, müşterilerinden para koparmaksa? Yolculuk boyunca bilim adamının faydacılığı, yazarın şüpheciliği, iz sürücünün inancıyla çatışma halindedir. Bölge’ye duyulan inanç, doğrulanıp ya da yalanlanıp gerçeğe dönüşürse? Adlandırılamayan mucizeler matematiksel formüllerle çözüme kavuşursa? Gizemin yerini bilgi alırsa? İz sürücünün müşterilerine Oda’nın eşiğinde, hayatlarının en önemli anında verebildiği tek tavsiye, sadece inanmalarıdır. Ya yeterince inanmıyorlarsa? İz sürücü, onu her şeyiyle seven karısını Bölge’ye götürmeyi reddeder. Ya karısının inancı da işe yaramazsa? Yolculuğa çıkmadan önce barda otururlarken yazar, bir vazonun hikâyesini anlatır: “Müzede sergilenen antik bir vazoyu düşünün. Zamanında yiyecek artıklarını saklamak için kullanılıyordu. Ama şimdi, anlamlı deseni ve eşsiz biçimiyle evrensel hayranlığın bir simgesi. Herkes ‘Oh!’, ‘Ah!’ diyor. Ve birdenbire hiç de antik olmadığı anlaşılıyor. Dalgacı biri, onu arkeologlara yutturmuş. Sadece eğlence için. Görüldüğü gibi tuhaf, hayranlık ölüyor.” İz sürücü, Oda’ya adım atıp gerçeği bulsa, hâlâ Bölge’ye inanır mı? Ya gizemini kaybeden Bölge’nin akıbeti geçmişini kaybeden vazo gibi olursa?
2002 yılının bir günü bir adam, Peru’nun başkenti Lima’nın yerleşim alanının kenarında kalan büyük bir kum tepesine bakar. Kum tepesinde önemli bir değişiklik fark etmez; tepe, her zamanki yerindedir. Kendisi, muhtemelen bir gün önceki kum tepesinin yerini değiştirme operasyonundan habersizdir. Bir gün öncesinde beş yüz gönüllü, sıcak güneşin altında kum tepesinin yamacında toplanırlar. Tek bir uzun hat oluşturup küreklerle önlerindeki kum yığınlarını aynı anda tepe boyunca ileri ittirirler.Sanatçı Francis Alÿs’in Cuauhtémoc Medina ve Rafael Ortega’nın işbirliğiyle ve beş yüz gönüllünün katılımıyla gerçekleştirdiği “When Faith Moves Mountains” (“İnanç Dağları Hareket Ettirdiğinde”) projesindeki yorucu eylemin sonucu, ne de olsa geçicidir. Çünkü ertesi gün, olaydan habersiz o adam gibi, kimse büyük bir kum tepesinin hareket ettirildiğini ayırt edemez. İşin etkisi, tepenin sabitliğinin gerçekliğinde değil; yeri değiştirilen kum dağının verdiği hayranlığın anlatıldığı hikâyelerde ve gösterildiği imgelerde dalgalanır. Gerçekte kum tepesi, hareket etmemiştir. İnanıldığında ise koskoca dağ, yerini değiştirir. Projeyi belgeleyen filmin sonunda bir katılımcı, başta bu fikrin ne kadar delice olduğunu düşünürken artık okyanusu kaynatmak, gökyüzünü boyamak gibi yeni projeleri olduğundan söz eder. Kim bilir? Gökyüzünü boyamanın sırrını, belki bir tek o biliyordur.Dağlar hiç hareket etmeseydi, gökyüzü hep mavinin aynı tonu olsaydı, dünya nasıl bir yer olurdu? Stalker’ın başında yazar, iz sürücüyle buluşacağı yerde bir kadınla konuşur. Kadına dünyanın ne kadar sıkıcı bir yer olduğundan söz eder. Her şey açıklandıkça; telepati, hayaletler ve uçan daireler gibi şeyler için umutlanmaya gerek yoktur. Kadın, “Peki Bermuda Üçgeni’ne ne diyeceksin, onu da reddedecek misin?” diye sorduğunda yazar, “Bermuda Üçgenidiye bir şey yok; sadece A kenarı, B kenarı ve C kenarı birbirine eşit olan ABC üçgeni var,” diye yanıtlar. Yazara göre en azından her evin bir ruhunun olduğu, her kilisenin bir tanrısının olduğu Andrei Rublev’in Ortaçağ’ı daha ilginç olabilir; oysaki Bölge bile kanunlarıyla, kurallarıyla belki sıkıcı bir yerdir. İz sürücü, yazarın kadını da beraberinde Bölge’ye götürme önerisini reddeder. Çünkü kadının, yeterince inanç ve umut sahibi olduğu için Bölge’ye gelmesine gerek yoktur.
2017’nin Haziran ayında Stalker’ın dijital olarak restore edilmiş blu-ray DVD’si çıkıyor. Bilimkurgu klasiğinin restore edilmiş hali yeniden izlenmesi için bir vesile olabilir. Aynı zamanda Bölge’yi ziyaret etmek için de. Ne de olsa iz sürücüye göre Bölge, dünyadaki bütün umudunu kaybetmiş olanların içeri girmesine izin verecektir. adurbas@gmail.com